Fetva Meclisi
Soru
Tuvalette taharetlendikten sonra gerek taharet musluğu ile gerek normal tuvalette vücudumuzda ve çamaşırımızda arta kalan ıslaklık necis midir, namaza engel olur mu? Bazen ne kadar kurulasak da yaş yer kalabiliyor ya da çamaşırımıza damlayabiliyor.
Cevap
Benzer fetvalar
Taharetlenmeyi iyi yaptıktan sonra kalan ıslaklık pis değildir. Pislik kalmadığını anladıktan sonra bir kere daha yıkandığında o bölgedeki ıslaklık pis olmadığı için normal bir kurulama yeterlidir.
Yıkanmadıkça necasetin kuruması temizlenme sağlamaz. Dolayısıyla o denli geniş kirlenme namaza engel olur.
Aleykümselam. Önemli olan pislenmemektir. Şekle takılmayın.
Selamünaleyküm.Siz özür sahibi sayılırsınız. Öyle yapmayın. Bir kere yıkayın sonra da namaz vakti gelince abdestinizi alın ve namaz kılın. Öbür namaz vakti gelince yeniden abdest alıp namaz kılarsınız. Çamaşırınızı da her an değiştirmenize gerek yoktur. Diğer durum için de doktora görünmeyi düşünün. Bir akıntı gelmedikçe sürtünmeden ötürü gusül gerekmez.
Aleykümselam. İnşaallah öyle değildir. Daha dikkatli olunuz. O tuvaletler yaşlı ve zarureti olmayanlar için uygun değildir.
İdrar konusunu ciddi tutmamız şarttır. Kabir azabına bile neden olacak bir konunun hafife alınması doğru olmaz. Ancak ciddiye almakla vesvese konusu yapmak arasında da bir denge çizgisi tutturmalıyız. Hedefimiz, bilerek tek bir damlanın bile çamaşırımıza damlamamasını sağlamaktır. Bunun için, tuvalette iken elle sıvazlayarak son damlamanın da kesildiğine kani olup öyle çıkılmalıdır. (Eğer iki namaz arasında kesilmeyecek kadar damlama gözle izlenecek şekilde devam ediyorsa zaten özürlü durumuna düşüldüğü için yeni bir durum söz konusu olacaktır.) Namaz kılmadan önce veya namaz esnasında bir damlama görülürse abdestin yeniden alınması gerekmektedir. Bu konuda vesveseye düşecek durumda olanlar, pamuk ve benzeri bir şey tıkamayı deneyebilirler. Ama bunun tıbben sakıncalı olması da muhtemeldir. Tıp kadar vesveseye kapı açması bakımından da doğru olmayabilir. İleri yaşlarda olmayanlar için idrar sızması çok yaygın bir durum değildir. Mesele ciddi tutulduğu sürece biiznillah bir sakınca olmayacaktır. Özellikle bu tür konuları, dinin bütünü gibi telakki eden anlayış neticede vesveseye götürmektedir. Dikkatli olalım. Allah'a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Gıybet, bir mü'mini arkasından hoşlanmayacağı şekilde anmaktır. Bu hoşlanmama durumu da ifadeden ifadeye değişebilir. O kişi o anılan mecliste tanınmıyor ise ve tanınmayacaksa söylenen söz gıybet olmaz.
Tilavet secdesi yaparken tekbir getirmek vardır.
Bir insanın ölmeden önce malını çocukları arasında pay etmesi iki şekilde olabilir. Birincisi, 'ben öldükten sonra şöyle şöyle paylaşırsınız' der. Bu caiz değildir. İnsanın malına zaten varis olacak birilerine malını paylaştırması yani mirasını sağlığında uygulaması caiz değildir. Eğer dedeniz bunu yaptı ise yaptığı yanlıştı. Annenizi mahrum etmesi de hata idi. Annenizin hakkını alması caiz olabilir. İkincisi ise kendi sağlığında herkese bir payı hibe olarak teslim edip malını bölüştürmesi şeklidir. Bu durumda da evladı arasında adaletli davranması gerekirdi. Ortada bir yok sayma varsa, bu bir zulümdür. Annenizin bu durumda manen haklı olması mümkündür ama bir mahkeme ile hakkını talep etmesini tavsiye edemeyiz. Zira baba sağlığı yerinde iken böyle bir iş yapmıştır. Eğer babası bu uygulamayı yaptığında aklı yerinde değildi ise veya ölümcül denebilecek bir hastalık içinde idiyse anneniz buna da itiraz edebilir, aldığı da Şeriat'ın ona verdiği kadarı ile helal olur. Öyle veya böyle dünya malı için Allah'ın en önemli emirlerinden biri olan sılayırahimi eskitmemek gerekir.
Hıristiyanların kutladığı manada bizim bir yılbaşımız yoktur. Onlar, yılbaşını bir dini gerekçeyle kutlamaktadırlar. Bizim için din, sadece Allah ve Resulü’nün emrettiği şeylerdir. Yılbaşı diye bir ibadet türü de yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, Mekke’den Medine’ye hicret etmesi, takvim başlangıcı olarak kabul edilmiş ve Hicret Takvimi adıyla anılmıştır. O takvimin başı da bizim yılbaşımız olmuştur. Bizim sevincimiz, takvim yapraklarının yenilenmesine, baharın coşmasına değildir. Bunlar geçici güzelliklerdir. Biz, Rabbimizin affına nail olduğumuz gün yeni dönemimizi başlatmış sayar, sevinir, uçarız.
Böyle bir vacip yoktur. Fatiha'dan sonra neresi kolayımıza gelirse orasını okuruz.
Daha önce kaza namazı olmamış biri isen önce kazaları kılarsın. Daha önce beş vakitten fazla kazaya kalmış namazın oldu ise serbestsin, kazaları da kılabilirsin, vakit namazını da.