Fetva Meclisi
Soru
Sayın hocam, ben tuvalette abdest bozduktan sonra namazın geçerli olabilmesi için gerekli olan taharetlenmenin nasıl olması gerektiği konusunda yardımınızı rica ediyorum. Çünkü tam manası ile idrarın bitmesini beklemek çok zaman alabiliyor ve tuvaletten çıktıktan sonra da damlamanın devam etmesi vaki olabiliyor. Bu konuda biraz araştırma yaptım ise de çok açık bir ifade ile karşılaşamadım. Bunun peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında nasıl değerlendirildiğini ve idrarın hükmünü somut bir biçimde açıklayabilir misiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
İstibra (idrar yolunu temizleme), erkeklerin idrar sonrası idrar yolunda kalabilecek damlacıkları gidermek için yaptığı bir temizliktir. Bu, dinimizde bir temizlik ve taharet kuralıdır. 🔸İstibradan sonra, şüpheye düşüp sürekli kontrol etmek şart değildir. Bir süre bekleyip (örneğin 1-2 dakika) istibra yaparak temizlenmek yeterlidir. Aşırı kontrol ve vesveseye düşmek, kolaylık sağlamak yerine zorluğa neden olur. 🔸İstibra yapmış ve abdest aldıktan sonra namaza başlamışsanız, idrar kaçtığını ancak fark ettiğinizde sorumlu olursunuz. 🔸İdrar kaçtığını fark etmediyseniz idrar kaçmış olsa bile abdestiniz ve namazınız geçerlidir. Şüphe üzerine hareket edilmez. 🔸İdrar kaçtığından emin olursanız abdest bozulmuş olur. Ancak bu durum sürekli tekrar ediyorsa, "özür sahibi" hükümlerine uyabilirsiniz. https://fetvameclisi.com/fetva/ozur-sahibi-musluman Özetle, istibra sonrası namaza durup tekrar kontrol yapmanıza gerek yoktur. Eğer kaçmışsa ama fark etmeden kılmışsanız, namazınız geçerlidir. Bu konuda şüphe ve vesveseyi dikkate almayın.
Geçmiş olsun. Allah Teâlâ size afiyetinizi iade buyursun. Âmîn. Fıkıh kitaplarımızda çok geniş bir yer tutacak şekilde yer alan bir konudur bu. SELESÜLBEVL/İDRAR AKINTISI olarak zikredilir. Bu da gösteriyor ki, insan için esik bir hastalıktır bu. Fıkıh kavramı olarak bunu, İNSANIN İSTEMİ DIŞINDA İDRARIN ÇIKMASI olarak tarif edebiliriz ve bu sadece idrar için değildir. Kan, mezi, meni, gaz kaçırma da bunun hükmüne dâhildir yani bunlarda da kontrol dışı çıkma olduğunda aynı hüküm geçerli sayılır. Buradaki durumu olağan dışı, sağlıklı olmama olarak görürüz ve bunu bir özür durumu kabul ederiz. Yalnız özür durumu sayılabilmesi için akıntının bir namaz vaktinden diğerine kadar sürekli denebilecek şekilde olması gerekir. Mesela, öğlen vaktinden ikindi vaktine kadar rahat bir tuvalet, abdest ve namazı eda edecek vakit kadar akıntının tamamen kesilmemesi durumu özür durumudur. Hanefi fukahası bunu bu şekilde değerlendirmiştir. İdrar damlaması olarak isimlendirilebilecek hastalık için de hüküm böyledir. Bu hastalığı şöyle tanımlayabiliriz: İdrar boşalmasından sonra beklese de damlacıklar bir nevi akıntı gibi devam ediyor kesilmiyor. Yalnız birkaç dakika beklemekle veya müdahale ile kesilen damlacıklar için bu hüküm geçerli olmaz. Bu özrü yaşayan Müslüman için şöyle bir kolaylık vardır: Her ezan vaktinde bir kere abdest alır ve bir dahaki namaz vaktine kadar bu akıntı nedeniyle abdesti bozulmaz. Başka bir nedenle abdesti bozulursa abdestini yeniler. Buna ÖZÜR SAHİBİ denir.
İstibrâ; abdest bozduktan sonra idrarın tamamen kesildiğini anlamak için bir süre beklemeyi ve bu amaçla bazı davranışlarda bulunmayı ifade eder. İdrar yapıldıktan sonra idrar yollarında kalabilecek damla ve sızıntıların temizlenmesine özen gösterilmesi gerekir. Bu şekilde idrar yollarında tam kurulanma sağlanmışsa abdest alınabilir. Ancak bazen şahsa, şartlara ve yaşa bağlı olarak idrardan sonra idrar kanalında az veya çok sızıntı kalabilir. Bu sızıntıların kesildiğinden emin olunması için bir süre beklemek uygun olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/344) İdrar yaptıktan sonra istibrâya dikkat etmeden abdest alan kişiden abdestten sonra akıntı gelirse abdesti bozulur ve yeniden abdest alması gerekir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/17-18) Ayrıca temizlik iyi yapılmadığı takdirde geriye kalan idrar sızıntısı elbiseye bulaşacak ve belli bir orana ulaşacak olursa (avuç ayası kadar bir alanı kaplarsa) namazın sıhhatine engel olur. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/31) İdrarın ardından tuvalette temizliğini yaptıktan sonra sızıntısı olmayan kişilerin, beklemeden hemen abdest almalarında bir sakınca yoktur. İstibrâ ve temizlik konusunda gerekli hassasiyeti gösteren kişinin, yersiz düşünce ve vesveseye itibar etmemesi gerekir.
Selamünaleyküm.1- İstibranın delili Sünnet'tendir. Sahabelerin bu husustaki uygulamaların ayrıntılarını bilmiyorsak da fukahanın genel çizgisi, onların tutumundan kaynaklanmaktadır.2- Tuvaletten sonra, abdest alınsın veya alınmasın istibra yapılmalıdır. Aksi durumda çamaşır, namaz açısından uygun olmaz duruma gelebilir.3- İdrarın bir damlası da organdan çıkması durumunda abdesti bozar. Bu hususta vesveseye kaçmadan dikkatli olmak gerekmektedir.
1- İstibranın delili Sünnet'tendir. Sahabelerin bu husustaki uygulamaların ayrıntılarını bilmiyorsak da fukahanın genel çizgisi, onların tutumundan kaynaklanmaktadır. 2- Tuvaletten sonra, abdest alınsın veya alınmasın istibra yapılmalıdır. Aksi durumda çamaşır, namaz açısından uygun olmaz duruma gelebilir.3- İdrarın bir damlası da organdan çıkması durumunda abdesti bozar. Bu hususta vesveseye kaçmadan dikkatli olmak gerekmektedir.
Selamünaleyküm. Tuvalet ihtiyacınız bittikten sonra elinizle organınızı aşağıdan yukarı doğru sıvazlayarak kurutmaya çalışın. Bunu en çok üç defa yapın. Sonra da peçete ile etrafı kurulayın. Su kullanmayın taharette. Daha sonra yine ıslaklık görürseniz, o ıslaklık avucunuzun içi kadar bir alanı geçmedikçe çamaşır değiştirmeyin. Geçerse çamaşır değiştirin. Bu durum öğlen ile ikindi arasında üç dört defa oluyorsa o zaman siz özür sahibisiniz. Özür sahibi olarak da şunu yapın: Her ezan okununca bir abdest alın. O abdestle istediğiniz yapın. Başka bir nedenle abdestiniz bozulursa tekrar alırsınız. Ama sızıntı nedeniyle abdest almayın. Ve bu duruma intikal ederseniz muhakkak doktora görünmelisiniz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bir namazda gereken sehiv secdesi o namazın selamından hemen sonra yapılır. Yapılmazsa secde kalkar. Sübhaneke dediğiniz duadan dolayı sehiv secdesi gerekmez. Allah'a emanet olun.
Bir şeyin en iyisini ister, onu yapmaya çalışırız. Mü'min olmamız bunu gerektirir. Ama en iyiye ulaşmamız mümkün olmuyorsa, tehlikeye girmemek için en iyiden iyiye, iyiden biraz iyiye doğru tavizler vererek hedefe doğru yürümeye çalışırız. Mesela saliha bir kadın ararken zinayla karşılaşmaktansa saliha olmayan bir kadınla evlenmeye razı oluruz. Bir de özellikle evlilik konusu için şunu belirtmek gerekmektedir: İyiliği ve kaliteyi sadece karşıda aramak yerine kendimizi de iyilik ehli yapmaya gayret etmeliyiz ki, Allah'ın yardımını hak edelim. Allah'a emanet olun.
Meri hukuka göre hile sayılabilecek bir yola tevessül edilmedikçe ihaleye girip mal almak caizdir. Allah'a emanet olunuz.
Benzer bir soruyu Peygamber aleyhisselam efendimize soracak olsaydınız size diyeceği şu olurdu: Ne diye Müslüman oldun ki? Müslümanlık bu mücadeleyi yapmanın adıdır. Her Müslüman böyle bir gel git içinde hayatını geçirir. Sonunda mağlup olmayanlar kazanarak giderler, bir yerde yığılıp kalanlar da helak olurlar. Bunu siz şöyle de anlayabilirsiniz: Bir minderde güreş yapıyorsunuz; elbette düşüp kalktığınız olacaktır. Düştüğünüz zaman ağlamaya başlarsanız rakibiniz sırtınıza oturur ve siz mağlup olursunuz. Vazifemiz belki düşmemektir ama o çok zordur, biz nebi değiliz. Düşeceğiz ama düştüğümüz yerde kalmayacak dikileceğiz. Biiznillah da kazanan olacağız. Size tavsiyem, kesinlikle bir ders halkasını izleyin. Allah’tan korkanlardan oluşmuş bir arkadaş grubunuz bulunsun. İlmihal bilginizi de sık sık tazeleyin. Kâfirlerin ağırlıkta olduğu ortamlardan, yayınlardan uzak durun. Cemaatle namazı ihmal etmeyin. Az da olsa sürekli Kur’an okumaya çalışın. Göreceksiniz kazanan olacaksınız inşaallah. Allah yardımcınız olsun.
Konya ile Karaman arasındaki mesafe seferilik mesafesini doldurmaktadır. Buna göre bu iki şehir arasında yolda iken her hâlükârda seferisiniz. Karaman’da eşinizle kalabileceğiniz bir eve malik olmanız ise orayı da kendinize ikamet mekânı edindiğinizi gösteriyor. Orada seferi olmamanız daha uygun düşer. Allah’a emanet olunuz.
Tarım ürününün zekâtı için bir yıl beklemek gerekmiyor. Mahsul elde edilince zekât da gerekir. İki türlü hesap yapılacaktır. Birincisi: Hiçbir masraf yapmadan elde ettiğimiz ürün; bu üründen 1/10 oranında zekât verilir. İkincisi de az da olsa, gübreleme, sulama, işçi çalıştırma gibi masraf yaptığımız ürün; bu üründen ise 1/20 oranında zekât veririz. Allah kabul etsin.