Fetva Meclisi
Soru
Bir insan Konya’da yaşayıp, işi gücü ve evi orada olsa (vatan-i asli), Karaman’da da kayınpederi olsa ve vefat etse, bir ev kalsa ondan ve evi, zaman zaman gelirim otururum, düşüncesiyle kiraya vermeyip dayayıp döşese, bu adam Karaman’a 15 günden az kalmak üzere gelse namazlarını seferi olarak mı, yoksa mukim olarak mı kılar?
Cevap
Benzer fetvalar
İki yer arasındaki mesafe doksan km’den fazla ise siz sadece YOLDA OLDUĞUNUZ ZAMANLAR seferi gibi olacaksınız. Yaşadığınız yerde ve çalıştığınız yerde oralı gibi davranacaksınız. Siz geçici bir işçi gibi değil sabit bir iş sahibi gibisiniz. Sık sık evinize dönmeniz durumu değiştirmez. Çalıştığınız yer sizin ikinci vatanız gibidir. Bu husus bir içtihat konusudur, farklı görüşler de bulabilirsiniz. Bizim kanaatimiz böyledir. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Konya’daki babanızın evinde sizin de bir odanız en azından varsa ve oraya gittiğinizde babanız yokken bile açıp girebiliyorsanız orada seferi olmazsınız. Sadece iki şehir arasında seferi olursunuz. Eşiniz de size bağlıdır zaten.
Selamünaleyküm. Kayınpederin evi, kişinin kendi evi sayılmaz. Orada misafir gibi kılmak gerekir. On beş günden fazla kalınacaksa normal kılınır.
Selamünaleyküm. Sizin durumunuz önemlidir; eşinizin nereli olduğuna göre bir hüküm yoktur. Siz de bulunduğunuz yerden Kayseri'ye giderken yol esnasında seferi olacaksınız. Kayseri'de eviniz varsa orada seferi olmazsınız. Eviniz yoksa on beş günden az kalacaksanız seferi olursunuz Daha fazla kalacaksanız seferi olmazsınız. Eşinizle Konya'ya gittiğinizde ise siz de o da seferi olursunuz. On beş günden fazla kalacaksanız ikiniz de seferi olmazsınız.
Selamünaleyküm. Sizin eviniz hâlâ babanızın bulunduğu yer olduğu için siz Konyalı sayılmalısınız. Yol süresince seferi, orada mukimsiniz.
Selamünaleyküm. Kişinin oğluna ait yerde mukim olması gerekmez. Evi kendisi adına döşemediğine göre yol esnasında seferi olacak. Orada on beş günden az kalınca da orada da seferi olacaktır.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Benzer bir soruyu Peygamber aleyhisselam efendimize soracak olsaydınız size diyeceği şu olurdu: Ne diye Müslüman oldun ki? Müslümanlık bu mücadeleyi yapmanın adıdır. Her Müslüman böyle bir gel git içinde hayatını geçirir. Sonunda mağlup olmayanlar kazanarak giderler, bir yerde yığılıp kalanlar da helak olurlar. Bunu siz şöyle de anlayabilirsiniz: Bir minderde güreş yapıyorsunuz; elbette düşüp kalktığınız olacaktır. Düştüğünüz zaman ağlamaya başlarsanız rakibiniz sırtınıza oturur ve siz mağlup olursunuz. Vazifemiz belki düşmemektir ama o çok zordur, biz nebi değiliz. Düşeceğiz ama düştüğümüz yerde kalmayacak dikileceğiz. Biiznillah da kazanan olacağız. Size tavsiyem, kesinlikle bir ders halkasını izleyin. Allah’tan korkanlardan oluşmuş bir arkadaş grubunuz bulunsun. İlmihal bilginizi de sık sık tazeleyin. Kâfirlerin ağırlıkta olduğu ortamlardan, yayınlardan uzak durun. Cemaatle namazı ihmal etmeyin. Az da olsa sürekli Kur’an okumaya çalışın. Göreceksiniz kazanan olacaksınız inşaallah. Allah yardımcınız olsun.
Bir şeyin en iyisini ister, onu yapmaya çalışırız. Mü'min olmamız bunu gerektirir. Ama en iyiye ulaşmamız mümkün olmuyorsa, tehlikeye girmemek için en iyiden iyiye, iyiden biraz iyiye doğru tavizler vererek hedefe doğru yürümeye çalışırız. Mesela saliha bir kadın ararken zinayla karşılaşmaktansa saliha olmayan bir kadınla evlenmeye razı oluruz. Bir de özellikle evlilik konusu için şunu belirtmek gerekmektedir: İyiliği ve kaliteyi sadece karşıda aramak yerine kendimizi de iyilik ehli yapmaya gayret etmeliyiz ki, Allah'ın yardımını hak edelim. Allah'a emanet olun.
Maldaki Allah'ın hakkı olan zekât ve yakın akrabanın nafakası verildikten sonra Müslüman'ın zenginliğine bir sınır yoktur. Sınırsız denebilecek bir zenginlik mübahtır. Kaliteli ve lüks kullanmanın da zararı yoktur. Haram olan, bütün yönleri ile israftır. Zenginliğin getireceği mübahlarda boğulma tehlikesi ise ayrı bir sorundur. Zengin fakir herkes bir çeşit imtihana tabi tutulacaktır; herkes kendi imtihanını başarmaya çalışacaktır. Allah'a emanet olunuz.
Kıbleden dönülmedikçe saftan ötürü yapılan hafif hareketin namaza zararı yoktur. Allah'a emanet olun.
Sadece geçim sıkıntısı nedeniyle vakti gelmiş bir nikâhı geciktirmek caiz değildir. Neden sadece bu ise ailelerinize durumu daha kesin ifadelerle ama nazikçe anlatın. Onları kararlılığınıza inandırmaya çalışın. Evlilikten de vazgeçmeyin. Allah'a emanet olun.
İdrar konusunu ciddi tutmamız şarttır. Kabir azabına bile neden olacak bir konunun hafife alınması doğru olmaz. Ancak ciddiye almakla vesvese konusu yapmak arasında da bir denge çizgisi tutturmalıyız. Hedefimiz, bilerek tek bir damlanın bile çamaşırımıza damlamamasını sağlamaktır. Bunun için, tuvalette iken elle sıvazlayarak son damlamanın da kesildiğine kani olup öyle çıkılmalıdır. (Eğer iki namaz arasında kesilmeyecek kadar damlama gözle izlenecek şekilde devam ediyorsa zaten özürlü durumuna düşüldüğü için yeni bir durum söz konusu olacaktır.) Namaz kılmadan önce veya namaz esnasında bir damlama görülürse abdestin yeniden alınması gerekmektedir. Bu konuda vesveseye düşecek durumda olanlar, pamuk ve benzeri bir şey tıkamayı deneyebilirler. Ama bunun tıbben sakıncalı olması da muhtemeldir. Tıp kadar vesveseye kapı açması bakımından da doğru olmayabilir. İleri yaşlarda olmayanlar için idrar sızması çok yaygın bir durum değildir. Mesele ciddi tutulduğu sürece biiznillah bir sakınca olmayacaktır. Özellikle bu tür konuları, dinin bütünü gibi telakki eden anlayış neticede vesveseye götürmektedir. Dikkatli olalım. Allah'a emanet olun.