Fetva Meclisi
Soru
2010 yılı fındık ürünümü sattım. Elde ettiğim paranın zekatını vermek istiyorum. Zekatı %2,5'tan mı yoksa % 10'dan mı vermem gerekir? 1 yıl beklemem gerekir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Tarım ürünlerinin zekâtının müstakil hesaplanması gerekir. Köylülerimizin bu husustaki bilgi eksikliği maalesef yaygındır. Ortadaki bereketsizliğin temel nedenlerinden biri de budur. Şu şekilde bilmemiz ve uygulamamız gerekmektedir: Tarım mahsulleri eğer bir emek vermeden elde ediliyorsa çıkan mahsulün 1/10 oranında zekâtı verilir. Sulama, gübreleme ve benzeri ilave bir emekle ürün alınıyorsa bu oran 1/20 oranındadır. Mahsul elde edilir edilmez zekât verilir. Elde edilen mahsulün de nisabı vardır. Yani en az 'şu kadar' mahsul elde edilirse denecek bir oranı vardır. Bu oran yaklaşık ALTIYÜZ ELLİ Kilodur. Bu orandan az olan tarım ürünü için zekât vermek gerekmez. Her tarım cinsinden bu kadar ürün elde edenin her ürün için zekât vermesi gerekir. Allah'a emanet olun.
Harcama yapılarak tarım yapılması durumunda oran %5 olarak hesaplanır. Ayrıca ürünün 650 kg civarında olması gerekir ki zekâta dâhil olsun. Asıl nisap denen budur. Mesela 150 kg bir ürün için zekât gerekmez. Allah kabul etsin.
Aleykümselam. Tarım ürünlerinin de zekâtı vardır. Elde ettiğiniz ürün 650 kg oluyorsa zekât için gerekli nisap (ölçü) oluşmuş demektir. Yirmi, otuz kg gibi bir ürünün zekâtı gerekmez. Nisap oranında ürün elde ettiğiniz zaman iki durum vardır. Eğer ürün elde etmek için yatırım yapıyorsanız, sulamanız ve benzeri masrafınız varsa elde edilen ürünün 1/20 oranında (yüzde beş) zekâtı verilir. Harcama yapmıyor da hasat zamanı gidip topluyorsanız bu oranı 1/10 olarak hesaplarsınız.
Tarım ürünlerinde zekât, iki türlü hesaplanmaktadır. Eğer tarım yapan kişi, ekin yapıp tahsil zamanı da mahsulünü alıyorsa o üründen onda bir oranında zekât verir. Eğer tarım yapan kişi, sulama, gübreleme, elektrik harcama gibi maliyet yükseltici bir yatırım yapıyorsa mahsulün yirmide biri oranında zekât verir. Bir husus da şudur: Elde edilen mahsulün bir nisabı vardır. Nasıl altın seksen gramı aşınca zekât konusu olmaktadır. Ziraatta da mahsulün yaklaşık olarak 670 kg civarında olması gerekir. Yoksa bir çuval buğday için zekât gerekmez. 670 kg ve üstü için bu onda bir veya yirmide bir söz konusudur. Allah mübarek kılsın.
‘İleride satarım’ düşüncesi ile bekletilen tarlanın zekâtı gerekmez. ‘Satıyorum’ diye ilana çıkılmış olanın ise zekâtı gerekir. Ne kadar beklerse beklesin, bu ikinci seviyedekinin her yıl zekâtı verilir.
Şöyle biliniz: a- Seksen bir gram altın veya o altını satın alabilecek para/değerli kâğıt elinizde olduğu gün sizin için ZEKÂT TAKVİMİ başladı demektir. (Bundan daha fazla da olabilir. Bu rakam ilk başlama rakamıdır.) b- Üzerinden bir kameri yıl (355 gün) geçince o miktar geri gelmişse yani seksen bir gram altının aşağısına gerilemiş ise zekât hesabınız o sene için kapandı demektir. c- O rakam aynı duruyor ya da arttı ise artanlarla beraber toplamın yüzde iki buçuğunu zekât olarak vereceksiniz. (Arada anaparaya katılan miktar için yıl geçmesi gerekmez, o yılı geçene ilave olarak zekâtı verilir.) Allah kabul etsin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Sizin ve bizim gibilerin bir mezhep seçmesi veya beğenmesi diye bir şey yoktur. İlim erbabı kimselerin mezhebi olur. Biz, kendilerinden din öğrendiğimiz ulemanın peşinden gideriz. Onlar hangi mezhepten ise biz de o mezhepten sayılırız. Eğer siz mesela Siirt’ten İstanbul’a taşındı iseniz, Şafii ulemanın bulunduğu bir yerden Hanefi ulemanın bulunduğu bir yere intikal etmiş olursunuz ki, bulunduğunuz yerde Hanefi ulemasından yararlanmak daha kolay olur. Siz de Hanefi gibi hareket edersiniz. Bunun hiçbir sakıncası olmaz. Ama manavdan meyve seçer gibi, ulemanın fetvalarından fetva seçmek pek makul değildir. Allah, rızası yolunda olmaya bizi muvaffak kılsın.
Meri hukuka göre hile sayılabilecek bir yola tevessül edilmedikçe ihaleye girip mal almak caizdir. Allah'a emanet olunuz.
Kesinlikle namaz kılmadığınız için Müslüman olmadığınız, dolayısıyla namaza başlayınca Müslüman olduğunuz sözü doğru olamaz. Doğru olan, sizin buluğ çağından itibaren namaz borcunuz olduğudur. Bu da on beş yaşı ortalama bir yaş kabul edersek on sekiz senelik namaz demektir. Yapacağınız iş şudur: a- Büyük bir tevbe ile Rabbinizin kapısına kapanmak ki, hamdolsun buna muvaffak olmuşsunuz. b- Üzerinizdeki kaza namazlarını sayı olarak tespit etmek. Mesela: 18*365 sabah namazı, 18*365 öğlen namazı gibi. c- Böylece kaç namazın üzerinizde borç olduğunu bilmiş olacaksınız. Onları kaza etmeye azmedeceksiniz. Ondan sonra da mesela yatmadan önce ya da tatil günlerinizde veya benzeri bir takvimle onları tüketmeye karar vereceksiniz. d- Siz bu kararı samimi bir şekilde verdikten ve tatbike başladıktan sonra biiznillah yol açılmıştır. O borçlarınız bitmeden ölmüş olsanız bile takvimi işlettiğiniz sürece bir sakınca yoktur. Allah tevbenizi, ihlasınızı kabul buyursun. Bize de dua edin.
Bir namazın kazası kılınırken indirim yapılabilecek bir bölümü olmaz. Sünnet olan namazlar zaten kaza edilmiyor ama namazın içindeki sünnetlerden kısıtlama yapmak doğru olmaz. Daha çok namaz değil, makbul namaz kılmak hedef olmalıdır. Allah'a emanet olun.
Bir namazda gereken sehiv secdesi o namazın selamından hemen sonra yapılır. Yapılmazsa secde kalkar. Sübhaneke dediğiniz duadan dolayı sehiv secdesi gerekmez. Allah'a emanet olun.
Korunması gereken bir hakkı korumamak, ondan yararlanmaya bir tür izin vermektir. Bu nedenle, şifrelenmemiş bir internet hattını kullanmanın kul hakkı doğurmayacağını düşünüyorum. Ama mü'min, izzeti nefsine dikkat etmelidir. Allah'a emanet olun.