Fetva Meclisi
Soru
Ben 34 yaşındayım. Geçen yıla kadar namazlarıma özen göstermiyordum, hiç kılmadığım zamanlar olduğu gibi hakkını vererek kılabildiğim namazlarım yok denecek kadar da azdı. Geçen yıl tevbe ettim, bütün günahlarımdan hicret ederek muhacir oldum. Elhamdülillah şimdi titizlikle ve zevk alarak namazlarımı kılıyorum. Yaşadığım şehirdeki bir hocamıza durumu anlattım ve geçmiş namazlarımla ilgili ne yapmam gerektiğini sordum, şu cevabı verdi: 'Sen yeni müslüman olmuşsun, dolayısıyla geçmiş namaz borcun kalmamıştır. Rabbim onları örter. Şimdi sen kılabildiğin kadar nafile namaz kıl boş kaldıkça, farzlar dışında nafile namaz kıl.' Bir yıldır böyle yapıyordum. Sizin kaza namazları ile ilgili birkaç yazınızı okuyunca kafam karıştı. Benim kaza namazı mı kılmam gerekiyor yoksa bol bol nafile namaz mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Allah Teâlâ dönüşünüzü mübarek kılsın. Sizi eşinizi ve çocuklarınızı cennetlik kullarından kılsın. Şeytan sizi namazdan alıkoyamadığı için pek üzgündür. Yeni sebepler üreterek sizden namazı terk etmenizi isteyecektir. Ölüm korkusu da böyle bir şeydir. Merak etmeyin, kıldığınız namaz çok geçmeden sizin bu husustaki şifanız olacaktır. Bu aralar kendinizi boş bırakmayın. Boş kaldıkça o korku sizi daha fazla sarsar. Siz namaz kılan bir mü'min olarak ölüme hazırlıklısınız elhamdülillah. Korkarak değil hazırlanarak yola devam edeceğiz. Geçmişte kazaya kalan namazların sadece farzlarını tek tek kılacaksınız. Bir takvim belirleyin. Mesela günde iki vakit veya benzeri bir takvim, ona uyun. Biiznillah namaz yükünüz de bitecektir. Kazaların yerine nafile kılınmaz. Kazaya kalan namaz kılınmaz diye de bir şey yoktur. Sadece farzları kılın. Bir de vitir namazını. Sünnetlerini kılmayın. Allah Teâlâ işinizi kolay etsin.
Yolda bırakacağınız bir işe başlamış olmamalısınız. Az ama sürekli ve ciddi yürüyen daha iyidir. Şöyle yapmanızı tavsiye ederiz: a- Namaz kazaya bıraktığınız için öncelikle ciddi bir tevbe yapmanız gerekmektedir. Tevbe edecek ve tevbenizi koruyacaksınız. Sürekli istiğfar edeceksiniz. b- Sadece farz namazları ve vitri kılacaksınız. Buna göre de kaç sabah namazı, kaç öğlen.. gibi bir borç takvimi hesaplayın. c- Günün belli bir saatini kaza namazı kılmaya ayırın. Bu normal bir zaman dilimi olsun. Mesela 'bir saat' deyin. Bu süre zarfında ne kadar kılarsanız o kadar kılın. Mecalsiz kalacak kadar kılmayın ki soğukluk gelmesin size. d- Yaptığınız bu takvime özel günleriniz dışında asla ara vermeyin. Misafir ve benzeri sebepler sizi ara verdirtmesin. Bu mantıkla ne kadar devam ederseniz kazanıyorsunuz demektir. Bitirmeden ölseniz bile inşaallah borcunuz mağfiret görmüş olur.
Geçmişte terk edilen namazlarınız varsa, bunların kazasını yapmak, borcunuzu ödemek adına çok önemlidir. Âlimler, tevbe eden bir kimsenin terk ettiği namazları kaza etmesi gerektiği hususunda hemfikirdir. Kazaları kılmaya başlamış olmanız, Allah’ın sizi affetmesine bir vesiledir. Bu ibadeti yerine getirme gayretinizden dolayı umulur ki Allah sizi bağışlar. Bahsettiğiniz gibi kesin bir şekilde "seksen yıl cehennemde yanacaksınız" gibi bir ifadeyi kaynaklarımızda ben bulamadım. Zannımca bu konuda kesin bir ayet ve hadis olmayıp ayet veya hadisteki geçen bir kelimeden yola çıkılarak ortaya atılmış bir yorum olabilir. Dolayısıyla "kesin öyle olacak" şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Siz bir yola girmişsiniz, bu yolda devam edin. Geçmişteki gafletinize tevbe etmiş, bu gafleti ortadan kaldırmak için çalışıyorsunuz. Şunu bilin ki, Allah samimi olan kullarını asla geri çevirmez. Yaptığınız her ibadet, Allah’a olan sadakatinizi gösterir ve inşallah bu yolda sizi başarıya ulaştırır. Ümitsizliğe kapılmayın. Peygamberimiz’in ümmetine verdiği müjdelerden biri de şudur: "Kul, Allah’a yöneldiği sürece O’ndan af dilemekten çekinmesin. Zira Allah her daim affedicidir." Rabbim ibadetlerinizi kabul etsin, sizi rahmetiyle kuşatsın.
Bu gayet ağır bir zandır. Böyle düşünmemeniz gerekir. Buluğ çağından itibaren kendinizi 'hatalı mü'min' olarak görseniz daha iyi yaparsınız. Geçen namazlarınızı da kaza edin. Tevbe edin, istiğfar edin ama geçmişinizi küfür zamanı gibi görmeyin. Allah yardımcımız olsun.
Selamünaleyküm. Kaza namazlarını Vitir namazını da hesap ederek kılın. Aybaşı olduğunuz günden itibaren hesap etmeniz gerekir. Evvabin namazını kazalarınız bittikten sonra kılın ama, namazların önü ve ardındaki nafileleri kılın. Allah kabul etsin.
Yolunuz mübarek olsun. Ne mutlu size; Allah'ın azabı ile karşılaşmadan mağfireti ile buluştunuz. Sizi defalarca tebrik ederim. Büyük bir nimetle karşılaşmış bulunuyorsunuz. Size tavsiyelerim şunlardır: 1- Kesinlikle Allah Teala'nın size olan nimetinin kıymetini bilin. Adeta ölümden döndünüz. Şeytan sizi yıldırıp bıktırmaya çalışacaktır. Sakın ona aldırmayın. Bir kere kurtuldunuz, geri çevirecek ayak kaymalarına, yalpalamalara sakın aldırış etmeyin. 2- En büyük hedefiniz, dönüş heyecanını kaybetmemek olmalıdır. Yani siz, üzerinizde Allah Teala'ya ödenmek üzere şu kadar namaz borcu olduğunu bilin, boyun büküklüğünüz devam etsin, gerisi çok kolaydır. 3- Baliğ olduğunuz günden itibaren, zamanını hatırlamıyorsanız on beş yaşından itibaren kılamadığınız namazları hesaplayın. Mesela iki bin sabah namazı, iki bin iki yüz öğlen namazı gibi. Toplam borcunuz belli olunca kendi kendinize azmedin. Ben her fırsatta kaza kılacağım deyin. Ve bunu tatbik edin; bir yerde iki sabah namazı kılın. Sonra iki öğlen, Üç akşam kılın. Sadece farzları ve vitri kılmanız yeterlidir; sünnetleri kılmayın. Böyle devam edin. Daha sonra, ömrünüzün yetip yetmeyeceğine aldırmayın. Yeter ki heyecanınız eksik olmasın. 4- Kur'an'dan ezberlemeye kendinizi zorlamayın. Namaz kılacak kadar bilmeniz şimdilik yeterlidir. Onun yerine aşırılığı olmayan bir ilim meclisi dersine katılın. Fıkıh öğrenin. Çokça dua edin. Ailenizin üzerine düşün. Çocuklarınızı ihmal etmeyin. Allah yolunuzu açık etsin. Sevinin, iyi yoldasınız.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bir namazın kazası kılınırken indirim yapılabilecek bir bölümü olmaz. Sünnet olan namazlar zaten kaza edilmiyor ama namazın içindeki sünnetlerden kısıtlama yapmak doğru olmaz. Daha çok namaz değil, makbul namaz kılmak hedef olmalıdır. Allah'a emanet olun.
Sizin ve bizim gibilerin bir mezhep seçmesi veya beğenmesi diye bir şey yoktur. İlim erbabı kimselerin mezhebi olur. Biz, kendilerinden din öğrendiğimiz ulemanın peşinden gideriz. Onlar hangi mezhepten ise biz de o mezhepten sayılırız. Eğer siz mesela Siirt’ten İstanbul’a taşındı iseniz, Şafii ulemanın bulunduğu bir yerden Hanefi ulemanın bulunduğu bir yere intikal etmiş olursunuz ki, bulunduğunuz yerde Hanefi ulemasından yararlanmak daha kolay olur. Siz de Hanefi gibi hareket edersiniz. Bunun hiçbir sakıncası olmaz. Ama manavdan meyve seçer gibi, ulemanın fetvalarından fetva seçmek pek makul değildir. Allah, rızası yolunda olmaya bizi muvaffak kılsın.
Korunması gereken bir hakkı korumamak, ondan yararlanmaya bir tür izin vermektir. Bu nedenle, şifrelenmemiş bir internet hattını kullanmanın kul hakkı doğurmayacağını düşünüyorum. Ama mü'min, izzeti nefsine dikkat etmelidir. Allah'a emanet olun.
Düğünlerdeki maksat duyurmaktır. Yani şu erkekle bu kadının beraberlikleri nikâh üzeredir, onlardan doğan çocuklar da nikâhlı iki insanın çocuklarıdır. Bu bilinsin diye düğün yapılır. Bu bilgiyi temin edecek hangi sistem varsa o İslamîdir, güzeldir. Şu kadar var ki, kaş yaparken göz çıkarmamak için düğünlerde şu hususlara dikkat edilmelidir: 1- Düğünler, zengin ve fakir ayırmadan mümkün olacak en kalabalık çevrenin davet edildiği bir düğün olmalıdır. 2- Düğünlerde erkeklerle kadınlar asla bir arada bulunmamalıdırlar. Perde ve saire ile ayrılmış tek bir salon değil de ayrı ayrı mekânlarda bulunmalıdırlar. 3- Alkol ve müzik gibi haramlar düğünlerde bulunmamalıdır. 4- Bir kör taklit uğruna abartılı masraflar yapılmamalıdır. 5- Yemek vermek Sünnet'tendir. Herkes kendi takatına uygun bir yemek ikram etmelidir. Etli bir yemek olması daha uygun olur. 6- Erkek bayanların arasına, bayan erkeklerin arasına girerek fotoğraf çektirme gibi bahanelerle teşhircilik yapılmamalıdır. 7- Gelinlik, çiçek ve benzeri batı taklitçiliğine kaçılmamalıdır. 8- Düğünlerde cuma vaazı gibi vaazların yapılması gerekmez. Önemli olan tebrikleşmek ve ilan etmiş olmaktır. Dinlenmeyecek bir Kur'an tilaveti bile gereksizdir.
Tarım ürününün zekâtı için bir yıl beklemek gerekmiyor. Mahsul elde edilince zekât da gerekir. İki türlü hesap yapılacaktır. Birincisi: Hiçbir masraf yapmadan elde ettiğimiz ürün; bu üründen 1/10 oranında zekât verilir. İkincisi de az da olsa, gübreleme, sulama, işçi çalıştırma gibi masraf yaptığımız ürün; bu üründen ise 1/20 oranında zekât veririz. Allah kabul etsin.
Mekke'de veya Medine'de kalma süreniz on beş günü buluyorsa namazları tam kılarsınız. Aksi takdirde seferi kılarsınız. Elbette, tam kılan bir imama uyduğunuzda ise onun kıldığı gibi kılacaksınız. Halkın anladığı ve abarttığı mezhep hiçbir yerde geçerli değildir. Geçerli olan İslam'dır. Fukahanın fıkhı olan mezhep ise orada da geçerlidir. Boş ve zararlı sözleri konuşmamak en iyisidir. Allah'a emanet olun.