İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam gaflette olduğum dönemlerde rehavete kapılarak namaz kılmıyordum. Ancak bir yıl önce tevbe ettim ve o dönemde kılamadığım namazların kazasını kılmaya başladım. Geçmiş borçlarımı ödemeye çalışıyorum. Fakat bir hoca arkadaşım, "Sen bu namazları gafletten dolayı kılmadığın için kazalarını kılıp borcunu ödesen bile seksen sene cehennemde yanacaksın." dedi. Acaba gerçekten böyle bir şey var mı?

Cevap

Geçmişte terk edilen namazlarınız varsa, bunların kazasını yapmak, borcunuzu ödemek adına çok önemlidir. Âlimler, tevbe eden bir kimsenin terk ettiği namazları kaza etmesi gerektiği hususunda hemfikirdir. Kazaları kılmaya başlamış olmanız, Allah’ın sizi affetmesine bir vesiledir. Bu ibadeti yerine getirme gayretinizden dolayı umulur ki Allah sizi bağışlar. Bahsettiğiniz gibi kesin bir şekilde "seksen yıl cehennemde yanacaksınız" gibi bir ifadeyi kaynaklarımızda ben bulamadım. Zannımca bu konuda kesin bir ayet ve hadis olmayıp ayet veya hadisteki geçen bir kelimeden yola çıkılarak ortaya atılmış bir yorum olabilir. Dolayısıyla "kesin öyle olacak" şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Siz bir yola girmişsiniz, bu yolda devam edin. Geçmişteki gafletinize tevbe etmiş, bu gafleti ortadan kaldırmak için çalışıyorsunuz. Şunu bilin ki, Allah samimi olan kullarını asla geri çevirmez. Yaptığınız her ibadet, Allah’a olan sadakatinizi gösterir ve inşallah bu yolda sizi başarıya ulaştırır. Ümitsizliğe kapılmayın. Peygamberimiz’in ümmetine verdiği müjdelerden biri de şudur: "Kul, Allah’a yöneldiği sürece O’ndan af dilemekten çekinmesin. Zira Allah her daim affedicidir." Rabbim ibadetlerinizi kabul etsin, sizi rahmetiyle kuşatsın.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kesinlikle namaz kılmadığınız için Müslüman olmadığınız, dolayısıyla namaza başlayınca Müslüman olduğunuz sözü doğru olamaz. Doğru olan, sizin buluğ çağından itibaren namaz borcunuz olduğudur. Bu da on beş yaşı ortalama bir yaş kabul edersek on sekiz senelik namaz demektir. Yapacağınız iş şudur: a- Büyük bir tevbe ile Rabbinizin kapısına kapanmak ki, hamdolsun buna muvaffak olmuşsunuz. b- Üzerinizdeki kaza namazlarını sayı olarak tespit etmek. Mesela: 18*365 sabah namazı, 18*365 öğlen namazı gibi. c- Böylece kaç namazın üzerinizde borç olduğunu bilmiş olacaksınız. Onları kaza etmeye azmedeceksiniz. Ondan sonra da mesela yatmadan önce ya da tatil günlerinizde veya benzeri bir takvimle onları tüketmeye karar vereceksiniz. d- Siz bu kararı samimi bir şekilde verdikten ve tatbike başladıktan sonra biiznillah yol açılmıştır. O borçlarınız bitmeden ölmüş olsanız bile takvimi işlettiğiniz sürece bir sakınca yoktur. Allah tevbenizi, ihlasınızı kabul buyursun. Bize de dua edin.

Ben 34 yaşındayım. Geçen yıla kadar namazlarıma özen göstermiyordum, hiç kılmadı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ dönüşünüzü mübarek kılsın. Sizi eşinizi ve çocuklarınızı cennetlik kullarından kılsın. Şeytan sizi namazdan alıkoyamadığı için pek üzgündür. Yeni sebepler üreterek sizden namazı terk etmenizi isteyecektir. Ölüm korkusu da böyle bir şeydir. Merak etmeyin, kıldığınız namaz çok geçmeden sizin bu husustaki şifanız olacaktır. Bu aralar kendinizi boş bırakmayın. Boş kaldıkça o korku sizi daha fazla sarsar. Siz namaz kılan bir mü'min olarak ölüme hazırlıklısınız elhamdülillah. Korkarak değil hazırlanarak yola devam edeceğiz. Geçmişte kazaya kalan namazların sadece farzlarını tek tek kılacaksınız. Bir takvim belirleyin. Mesela günde iki vakit veya benzeri bir takvim, ona uyun. Biiznillah namaz yükünüz de bitecektir. Kazaların yerine nafile kılınmaz. Kazaya kalan namaz kılınmaz diye de bir şey yoktur. Sadece farzları kılın. Bir de vitir namazını. Sünnetlerini kılmayın. Allah Teâlâ işinizi kolay etsin.

Hocam ben evliyim ve iki çocuğum var. Sizin yazılı fetvalarınızı ve videolarınız
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Bir kere şu andaki namazlarınızı ihmal etmeme ciddiyetiniz güzel, bunu sakın bozmayın.İkinci olarak da teheccüd yerine kaza namazı kılın. O vakti kazalarla geçirin. Biliyorsunuz sadece farzları ve vitri kaza edeceksiniz.Üçüncü olarak da program sürdürmekte zorlanıyorsanız şöyle yapın: Programsı olarak kılabildiğiniz kadar kılın. Ara sıra da olsa kaza borcunuzu unutmayın. Elinizdeki borç cetvelini de kaybetmeyin. Kıldıkça ondan düşün. Gerekiyorsa bir süre kaza kılmayın ama sakın umudunuzu yitirmeyin. Onun kazası olmaz dikkat edin.

Selamünaleyküm. Aziz hocam, benim 5 yıllık namaz borcum var, bunun yaklaşık 200
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kaza borçlarınızı bitirmek için gayret edin. Namazlara bitişik olan nafileleri de ihmal etmeyin. Allah Teâlâ rızasına muvafık yaşamaya hepimizi müyesser kılsın.

Selamünaleyküm hocam. Ben kaza borçlarını soracaktım. Bazı yerlerde kaza borcu o
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazımızın dinimizin direği olduğunu, namazsız Müslümanlığın ispat edilmesi zor bir Müslümanlık olduğunu bilmeyenimiz yoktur. Ayrıca başka bir hakikat de namazın dinden kopacak son halka olduğunu, namaz halkası koptuktan sonra İslam adına bir iddianın muteber olmayacağını bilmeyenimiz de yoktur. Bunların yanında iki birbiriyle çelişen görüntü daha vardır ki onları da zikretmeliyiz. Bunlardan biri şudur: Şu asır kadar namaz kılmanın kolay olduğu bir asır herhâlde insanlık görmemiştir. Ne soğuk ne de sıcak artık bir dert değildir. Klimalı camilerimiz var. Sıcak soğuk sulu abdesthanelerimiz var. Halılı camilerde namaz kılabiliyoruz. Ses sistemlerimiz var. Camilerimiz aydınlık; gündüz gece sorunumuz yok. Ne lazımsa namaz için o önümüzde imkân olarak duruyor. Namaz eğitimi ve öğretimi için de bu asırdaki kadar imkân görmemiştir hiçbir asrın insanı. Öte yandan, bu asır kadar namaz kaçırma riski taşınmamıştır herhâlde. Günlük hayatın namaza göre endekslenmesi, namazın önünde arkasında randevu verilebilmesi, eğitimin, ticaretin, siyasetin namaza ayarlanması neredeyse talep edilmesine bile gerek kalmayacak kadar önümüzden uzaklaşmıştır. Namaz kıldırmakla mükellef memurları yönetmek için görevlendirilmiş bulunan ve umumen bir caminin kenarında görev yeri olan müftüler ve personeli dahi yanı başlarındaki camide namaz kılmaya vakit bulamayabilmektedirler. Bunun adı bir çelişkidir. Bir önceki neslin imkânları ile bizim imkânlarımız kıyas kabul etmeyecek kadar farklı iken onların namaz sadakati ile bizim namaz sadakatimiz arasında da kıyas edilemeyecek kadar farklar bulunmaktadır. Diğer yandan da namazın edasına karşı ortaya çıkan engellerden çok, namazın namaz olarak bizi etkilemesine karşı yani namazın huşusuna karşı engeller vardır. Camilerdeki ses düzeninden namazla ilgili görevleri üstlenenlerin namaza ve görevlerine bakışına kadar pek çok sorun, namazın bizi adam etmesine, kötülüklerden alıkoymasına karşı açık veya gizli bir engel oluşturmaktadır. Bizim için değişen bir şey yoktur aslında. Önceki nesilleri şeytan açlık veya benzeri bir tehditle korkutup caminin dışına itiyordu. Bizi de başka şeylerle avucunun içinde tutmaya çalışmaktadır. Yani mesele imtihan meselesidir. Namaza karşı tavrımızın nasıl olacağını görmek istedikten sonra Allah Teâlâ, imtihanın boyutu, çeşidi pek önemli değildir. Ne edip edip namazı öncelikli tutan, namazsız hayatı değersiz bulan, ailede, işte, ticarette, siyasette, seyahatte 'rahmet için önce namaz!' idrakinde olan bir nesil yetiştirmek zorundayız. Namazı kazaya bırakmayı konuşamıyor olmalı idik aslında. Ama şimdi bulunduğumuz nokta şudur: Bari kazasını yap da kurtul, cehennemde kalma! Allah Teâlâ, yardımcımız olsun. Namazın kazası ile alakalı olarak şu notları dikkate alabiliriz. 1- Bir namaz ancak vakti girince, vaktinin sonuna kadar kılınabilir. Önce veya sonra kılınması mümkün değildir. Başlangıç vaktinden son anına kadar bir zaman diliminde kılınan namaza EDA EDİLDİ denir. O süre içinde kılınamayana da KAZAYA KALDI denir. Kazaya kalan bir namaz, ilk fırsatta kılınmalıdır. Kazaya kalma nedeni inkâr etmek, basit görmekten kaynaklanırsa bu dinden çıkmış olmak gibi bir sonuç doğurur. Allah Teâlâ muhafaza buyursun. Uyuya kalma, unutma, eli kolu bağlı bir durumda olma gibi nedenlerle kazaya kalan namaz ilk fırsatta kaza edilir. Çünkü bunlar şer'i bir özür sayılmaktadır. Uzun yıllar namaz kılmayan ve kılmayışının nedeni de TEMBELLİK etrafında dönen nedenlerden biri olan da tevbe eder etmez namazlarını kaza etmelidir. 2- Namazları kazaya bırakmak, tevbe gerektiren bir hatadır. Bu nedenle, namazı kazaya bırakan bıraktığı namazı kaza ettikten sonra, üzerindeki namaz borcundan kurtulmuş olur. Ama ortada bir de vaktindeki bir görevi ihmal etmiş olma suçu vardır. Bu da ayriyeten tevbeyi gerektirmektedir. Yani namazlarını kaza eden, bir de tevbe etmelidir. Çünkü bir namaz borcu bir de namazı vaktinden kaçırma hatası vardır. Kılmak, bunlardan sadece birini gidermektedir. İkincisi ise tevbe ister. 3- Namazlar kaza edilirken sadece farzlar ve vitir namazı kaza edilir. Sünnet namazların kaza edilmesi gerekmez. Çünkü sünnet namazlar, farzlar gibi hesap konusu değildirler. Sadece sabah namazını kılamayan birisi, öğlen namazından önce sabahı kaza ederse sünnetini de kaza edebilir. Ama bu, kaza namazı borcu olanın sünnet namaz kılmasının yasak olacağı anlamı taşımaz. Fakat, borç olan farzları aradan çıkarması makul olandır. Günlük namazları yani kazaya kalmamış vaktinde kılınan namazları kılarken ise sünnetleri de kılar. Dosyasında kaza var diye sünnetleri atlaması gerekmez. 3- Kaza namazları ile alakalı şöyle bir program yapabiliriz: Öncelikle kazaya bırakmama hedefimiz olur. Kazara kazaya kalırsa ilk fırsatta onu kaza ederiz. Geçmişte kazaya kalmışları olan ise, kazaya kalanların dokümanını çıkarır. Şu kadar sabah namazı, şu kadar öğlen şeklinde olur bu. Sonra da kendisine bir plan yapar. Mesela yatmadan önce şu kadar veya her tatil gününde bu kadar gibi bir plan olur bu. Yaptığı plana sadık kalır. Ciddi bir tevbe yapar, pişmanlık içinde olur. Her namaz kılacağı zaman bir ezan okur, o ezanla kılabildiği kadar kaza kılar. Her kaza içinse bir ikamet getirir. Bir defada yüzlerce namaz kılabilir. Fakat mutedil bir ayar yapması daha doğru olur. Bir kerede bir aylık namaza karar verip bir sene ara vermektense her gün bir vakit kaza etmeye karar verip bunu istikrarlı yapması daha doğrudur. Niyet ederken de 'üzerime kaza kalan son şu namaza...' şeklinde niyet eder. Bu şekilde namazları tükenene kadar devam eder. Bu işi yaparken çok dua edip Allah'ın yardımına sığınmalıdır. Müslüman, üzerinde kaza namazı bulunduğunu dillendirmemelidir. Zira namazsızlık bir ayıptır. Ayıplar konuşulmaz. Rabbi ile arasında bir dert olarak kalmalıdır bu. Allah Teâlâ'dan bizi korumasını, namazlılar arasında iken ruhumuzu kabzetmesini niyaz ederiz. Dualar ediniz bize.

Hocam 20 senelik kaza borcum var. Tövbe edip her gün farzları iki kere kılmaya b
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle yapmanız gerekmiyor. Ama yapmanızdan da bir sakınca doğmuyor. Sadece nafile namazlardaki ecirden mahrum oluyorsunuz. Allah'a emanet olun.

Hocam, vaktin sünnetleri yerine borcum olan kaza namazlarını kılıyorum. Borcum b

azap konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah'ın azabını hemen gelsin gibi istemek o ümmetlerin işlediği hatalardan biridir. Bu ifadelerin bile kullanılması isabetli değildir. Allah'ın azabına değil affına ve rahmetine talip olmak gerekir. Önceki ümmetlere her hafta bir azap gelmiyordu. Belki on binlerce sene geçmiş bir tarihin bütününü şimdi biz görüyoruz. Bu tarih içinden de kitabımız bize yüzlerce azap örneği vermiyor. Kaç Nuh Tufanı var, kaç denizin yarılması var? Bugünkü zulüm ve Allah'a baş kaldırmanın birkaç asrını bilebiliyoruz. Mesela son beş asrı örnek alalım. Bu beş asır önceki ümmetlerden helak olanlardan kaçına tekabül edecek bir zamana karşılık gelebilir? Sadece matematiksel olarak bile ortada 'neden?' sorusunu gerektirecek bir durum yoktur. Kaldı ki mesele matematik meselesi değildir. Bu ümmet, son ümmettir. İnsanlığın son gemisidir. Bu ümmetin helaki olacak bir azap kıyamet demek olabilir. Ümmetin büyüklüğü ve ağırlığı kadar yanlışların ve günahların da büyüklüğü ve ağırlığında farklılık olabilir. Azabı sadece gökten inen ateş olarak görmemek gerekir. Kim bilir nice azabı bizzat yaşadığımız halde, azabın bir ağırlığı olarak onu hissetmiyor, film izler gibi izliyoruz. Bu da neticede bir azap çeşididir. Allah'ın evren ve insan üzerinde SÜNNETULLAH dediğimiz kanunları vardır. Bu kanunlar bir ayrım yapmadan, ötelenmeden ve aceleye getirilmeden uygulanmaktadır. İlk günden beri böyle oldu, son güne kadar da böyle olmaya devam edecektir. SÜNNETULLAH işlerken mümin kafir ayırmadan işler. Muhtemel azap müminleri geçip kafirlere gelmeyecektir. Yeryüzünü ifsat edenler ve ifsadı düzeltmeyenler olarak herkesi bulacaktır ama ahirette herkes dünyadaki durumuna göre dirilecektir. Alimler başta olmak üzere ümmetin önderleri azabın ne zaman geleceğini beklemek yerine gelmemesi için yoğun gayret ve pratik çalışmalar yapmalıdırlar. Onlara düşen bu vazife azabın gelmesini veya gecikmesini etkilemez ama onların ahiretteki hesabını etkiler.

Kur'an'da geçmiş ümmetlere farklı azaplar yapıldığı anlatılıyor. O ümmetlerin az
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle kati bir ifade kullanmak yerinde olmaz. İnsanın başına gelen sıkıntıların bu pencereden değerlendirilmesi açısından şunları söylememiz mümkündür: İnsanın başta Allah’ı inkâr ve genel olarak haramlar gibi işlediği suçlar dünyada iken asıl ceza ahirette olmak üzere ön ceza olarak ceza görmesine neden olabilir. Bireyler veya toplumlar için bu mümkündür. Ancak kimin hangi sıkıntısı böyle bir nedenle gelmiştir, bunu bilemeyiz, bilmemiz de mümkün olmaz. Özellikle günahkâr mümin insanların başlarına gelen sıkıntıları bu mantıkla değerlendirip gereğini yapmaları isabetli bir davranış olur. Bunun gereği de tevbe edip salih mümin olma yolunda yürümektir. Kimi zaman da kulun durumu iyiler arasında olmakla beraber o kulun derecesi yükselsin, daha çok sevap kazansın diye zorluk çekeceği sıkıntılar çektiği de olur. Peygamberler ve pek çok salih kulun bize ulaşan sıkıntılarında bu gerekçeyi okuyabiliriz. Bir başka yorum da şudur: Kulun günahkâr kimliği sıkıntı ve bela çekmesine neden olur. Kul sabreder kadere itiraz etmez ve ecir kazanır. Bu da bir nevi cezayı (belayı) hayra dönüştürmek olur. Bu incelikler kâfirler için geçerli değildir. Onların bu dünyada çektikleri sadece sıkıntı olarak kalır onlar için. Özet olarak denebilir ki: İman ve sabır ile karşılaşılan sıkıntılar öyle veya böyle mümin için kazanç vesilesidir. Kul, sıkıntıya düşmemek için tedbirli olur. Yine de sıkıntıya düşerse bu sefer insan olarak sıkıntıyı gidermek için yapabileceklerini yapar. Ve kazanan olur biiznillah.

Hocam insanın başına gelen sıkıntılarla belalar Allah’ın o kuluna cezası ve azab
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ hepimizi kabir azabından muhafaza buyursun. Âmîn. Kabir azabı mü'min bir insanın günahları sebebiyle ise günahlarının gerektirdiği kadar azap görür. Kâfir birinin azabı ise azabı ebedidir.

Hocam kabir azabı gelip geçici bir fırtına gibi midir yoksa sonsuz mudur?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir kere dünyada ne kadar ümmet vardı, kim nerede yaşadı gibi soruların net bir cevabı yoktur elimizde. Sadece Kur'an’ımızın aktardıkları ve hadislerde geçenler hakkında kesin bilgiye sahibiz. Genel olarak zikredilenler üzerinden bakıldığında eski ümmetlerin helak olma nedenleri sekiz başlıkta toplanabilir. Bu başlıkların da alt başlıkları oluşturulabilir. Eski ümmetlerin hataları ve o hatalar üzerine helak olmaları bilgisi elbette bize aklımızı başımıza alma açısından önemli bir derstir ancak ortada acı bir gerçek vardır: Hiçbir ümmet öncekilerin akıbetinden ders çıkarmamıştır. Bugün de kitlesel olarak bu ders çıkmayacaktır. Ahıslar olarak biiznillah nefislerimizi terbiye etme ve Allah’a dönme noktasında bir ders mümkündür. Geçmiş ümmetler: Mülkünde yaşadıkları Allah’ı yok kabul ettiler. İman etmedikleri gibi uzun dilli tavırlar içinde oldular. Tam anlamıyla yaşadıkları yerleri günah bataklığına çevirdiler. Hayvanlara bile imrenilecek hâle düştüler. Allah’ın azabı ile alay ettiler. “Madem öyle göndersin azabını” bile dediler. Büyük bir kibir içine girdiler. Peygamberlerine eziyet ettiler, kimini öldürdüler kimini yaraladılar. İsraf, şımarıklık, azgınlık karakterleri oldu. Ticaretten her alana yayılmış bir hile kapladı onları. İman edenlerin önünde engel oldular. Kendileri battığı gibi herkesin batmasını istediler. Yaşadığımız bu hayatta bilhassa batı kültürü adı altında bu sekiz maddenin ne kadar eskinin tekrarı olduğunu artık akıl sahibi her mü'min çok iyi idrak eder.

Eski ümmetlerin Allah tarafından helak edilme nedenleri biliniyor mu? Bugünkü ya
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Anlaşılan odur ki, sadece mekruh azap nedeni değildir ama mekruhun mekruh olarak kalması da zordur. Şeytan her mekruhu bir haram dönüştürebilmektedir.

Selamünaleyküm. Mekruh hükmündeki bir işten dolayı ahirette cezalandırılma ihtim
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Bunun adına fitne diyebilirsiniz. Siz de anlıyorsunuz ki, ne yaparsanız yapın huzurunuzu kaçıracaksınız. Siz de samimi bir şekilde huzurunuzun bozulmasını istemiyorsanız kadına hakaret içerikli sözler sarf edin sizden soğusun aksi takdirde sizin de gevşek olduğunuz anlaşılacak. Şahitlere 'gizleyin' dediğinizde onun adı şahitlik olmaz. Nikâh da nikâh olmaz. Bile bile sürüklenmek böyle oluyormuş demek ki!

Selamünaleyküm hocam. Evliyim, herhangi bir ailevi sıkıntım da yok. Eşim de sadı

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.