Fetva Meclisi
Soru
Hocam yanlış bilmiyorsam şeriat istemiyorum demek el fazı küfürdür. Çekirdek ailemizden birisi şeriat istemiyorum derse bize düşen görev nedir? Onu uyarmak bize farz mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Şeriat ile ne kastedildiğini bilip bilmediğine bakmalıyız. Şeriat, Allah'ın dininin yaşanması gereken şeklinin adıdır, diye bildiği hâlde ona karşı gelen kâfirdir. Hayır Şeriat ile kâfirlerin propaganda yaptığı gibi bir siyasi partinin ya da bir gençlik grubunun İslam adına terör yapması gibi bir safsata anlıyorsa onu mazur görmeye mecburuz.
İkisi arasında fark bulunuyor. ŞERİAT, Allah’tan inen dinin adıdır. Eksiği, fazlası olmaz; bütünüyle imanımızı yansıtan değerin adı Şeriat olarak zikrettiğimiz kavramdır. Buna İslam da diyebiliriz. Fıkıh ise o Şeriat’ı anlamak ve pratikleştirmek için müçtehitlerin yaptığı çalışmaların bütününün adıdır. Buna göre de Şeriat içeriği ile olduğu gibi Allah’a aittir. Fıkıhta ise müçtehitlerin yaptığı içtihatlar bulunduğu için insana ait yorumlar da bulunmaktadır.
Şeriat İslam dininin ta kendisidir. Kur'an şeriatın özüdür. Şeriatı kabul etmemekle Kur'an'ı kabul etmemek arasında bir fark yoktur. Onlarca yıldır süren bir şeriat düşmanlığının etkisinde kalmış insanlar için meselenin doğrusu izah edilmelidir elbette. Bu nedenle şeriatı kabul etmediğini söyleyenler için aslında kâfir oldukları hâlde böyle bir ifade kullanmak istemiyoruz. Yaygın cehalete kurban olduklarını düşünüyoruz. Tatlı bir dille ve seviyeye göre ayarlanmış izahtan sonra yine de şeriatı kabul etmediğini söyleyen tam bir kâfirdir. Cenazesi kılınmaz. Müslümanlara ait hiçbir şeyde onlarla beraber kabul edilmez. Melekleri kabul etmemekle veya Kur'an'ı inkâr etmekle böyle bir inkâr aynıdır. Ne yazık ki bu büyük hakikati izah etmenin gitgide zorlaştığı bir zamanda yaşıyoruz. Biz herkesi Müslümanlaştırmak veya Müslüman olarak tutmak gibi kabiliyete sahip değiliz. Kalpler Allah'ın elindedir. Herkes istediği yöne gidebilir. Bizim dinimiz böyledir, biz böyleyiz.
Dinimizin hayatı tanzim eden hükümlerine ŞERİAT denmektedir. Bunu kastederek şeriata karşı olduğunu söyleyen birinin dini İslam değildir şüphesiz. Lakin insanlar, neyi neden söylediklerini bilmeden konuşmaktadırlar. Bu sebeple mümkün olduğu kadar kasıtlarının öyle olmadığını düşünmeye çalışmalıyız. Mümkün olduğu kadar da bu konuları tartışmayınız. Her tartışma şeytanın işini biraz daha kolaylaştırmaktadır.
ŞERİAT İslam demektir. İnsanlar toplu kültür baskısı altında bu kelimeyi anlamadan reddetmektedirler. Sizin veya bizim 'Şeriat iyidir' şeklinde bir düzeltme kampanyası yürütmesi/yürütmemiz sonuç vermez. Bunun yerine insanlara dinimizin bütününü anlattığımız eğitimler, konuşmalar yapmalıyız. Bütünü bildiklerinde o bütünün adının Şeriat olduğunu anlayacaklardır. Savunma yapmanın yararı yoktur. Bile bile insanların daha fazla düşman olmalarını da getirebilir o tartışmalar. Buna dikkat etmelisiniz. Ayrıca bu ve benzeri konular bir hidayet meselesidir. Allah Teâlâ'nın kulağını açmadığı kalplere bir şey akıtmak mümkün olmuyor. İnsanların hidayeti için dua ediyor olmalıyız. Bir ilave olarak da belki uzun vadede yapılacak bir çalışmadır bu, insanlara bilgi kirliliğinin bulunduğunu, toplum psikolojisi ile bizi bir potada erittiklerini de izah etmenin yararı olur. Neticede ise her şey bir hidayet meselesidir.
ŞERİAT sözünün İslam’ın kendisi ve Kur'an’ın hükümleri demek olduğunu bilmeden toplumdaki yaygın anlamı ile AŞIRI DİNDARLIK/TERÖR BAĞLANTISI gibi bir mana kastederek söyledi ise inşaallah dinden çıkmış olmaz. Dinden çıkmaz ama koyu bir cahil olduğunu belgelemiş olur.
dini soru konusundaki diğer fetvalar
Bir mali müşavir veya bu hukuku bilen birine sorun: Meri hukuka göre ‘alabilirsin’ denirse yani mevcut yasalara uygunsa almanızda dinen de sakınca olmaz.
Böyledir hayat. Böyledir iman. Bütün günleri birbirine denk olan ya da sürekli ilerleyen yok gibidir. Varsa da onlar pe azdırlar. Sizin önce bu gerçeği kavramanız gerekiyor. Hayat budur, iman davası böyle yaşanır. Bir gün eksik yaparsın, ertesi gün o eksiği kapatacak ilave bir iş yaparsın. Büyük bir heyecanla ve sabırla yoluna devam edersin. Yılmaz, yıkılmaz, dökülmezsin. Rabbin de seni, niyetine ve büyük gayene göre kabul buyurur. Akıbetin de hayır olur. Böyledir bu. Hayale kapılmayalım, heyecanımızı şeytana kaptırmayalım.
Diğer mirasçılardan anne baba ve eş yoksa sadece bir erkek ve üç kız çocuğu varsa mirasta erkek yüzde kırk, kızların her biri yüzde yirmi alır.
Bunun namaza zararı olmaz. En uygun ve namazın heybetine en az zarar verecek olanı yapmak gerekir. Allah teala ibadetlerimizi kabul buyursun.
Yok dinimizde böyle bir şey. Uzak durun. İmanınızı ve aklınızı koruyun. Şeytan sizi de milim milim bu tuzağa çekmeye başlamış aman dikkat edin. Tek bir kelime ve tek bir nefes yaklaşmayın bunlara.
Diyanet İşleri Başkanı'nın resmi/laik bir makamı temsil ettiğini biliyorsunuzdur. Temsil ettiği makam, onun binbir denge ile konuşmasını gerekli kılabilir. Ben ise dinimin sahih kaynaklarını okuyup öne çıkarmaktan başka bir gaye ile yaşamıyorum, biiznillah da yaşamayacağım. Bunu önemli bir tespit olarak öne çıkarmak isterim. Bir başka husus da şudur: Başkan'ın konuşmasını dinledim. O konuşmada açıkça 'yok' demiyor. Akademisyenlerin umumi tarzı olan şekli ile akide konusu düzeyinde yok olduğunu ima etmeye çalışıyor. Sorunuz sebebi ile Mehdi hakkında iman ettiğimiz çerçeveyi tekrar edeyim: - 'Mehdi gelmesi' bir hurafe değildir. Dinimizi öğretiyor diye bilip elimize aldığımız hadis kitaplarında açık ve seçik bir şeklide bu konu vardır. Bu konu hakkında ulemanın ciddi tahkikleri vardır. Dolayısıyla 'yok' demek mümkün değildir. - Mevcut itikat anaforu içinde reddedilmeye cüret edilen hususlardan birisi de bu Mehdi meselesidir ne yazık ki. Bu anaforda itikadımızın sarsılmasından Allah'a sığınırız. - Mehdi gelmesi insanlık için bilhassa sona doğru ortaya çıkacak en büyük olaylardan biridir. Büyüklüğünü tarif etmekte bile kelime bulamayacağımız kadar büyük bir olaydır bu. Bu nedenle de büyüklüğü ve etkisi açısından bakıldığında Mehdiliğin suistimal edilmesini görmek, yüzlerce kere o isim altında sahtekârlıkla karşılaşmak bizim akidemizi değiştirmemelidir. Aynı şekilde peygamberlik konusunda da suistimal yok mudur? Hâlâ peygamber olduğunu iddia eden olmuyor mu? Asıl bu fitneler içinde sabit akide sahibi olmak iyi mümin olmaktır. - Mehdi gelmesi gerçeği ile 'Mehdi beklentili mümin olma' aynı şeyler değildir. İtikadımız bize, Mehdi gelecek diyor ama bir yerde veya bir zamanda bu beklemenin gereklerini yapmayı emretmiyor bize. Onun gelmesi şu anda ona karşı vazifelerimiz açısından bizimle direk alakalı değildir. Her birimiz, onun gelmesine adeta gerek bırakmayacak yoğunluk ve ihlasta dinimiz için çalışmalıyız. Asıl vazifemiz budur. Mehdiliği tembelliklerinin gerekçesi yapanlarla onu, bir tartışma konusu olarak gündemde tutanların zararı öyle veya böyle aynıdır. Yarını kıyamet vakti olarak bilsek bile elimizdeki fidanı dikmekle yükümlü olan ümmet biz değil miyiz?