Fetva Meclisi
Soru
Hocam iki günüm birbirini tutmuyor. Bir gün gönlümdeki iman coşkusu ile nice hayaller kurarken başka bir gün dünyalık endişelere kapılıyorum. Tutarlı bir istikamet için tavsiyeleriniz nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
Bu hayatta imtihan için bulunuyoruz. İmtihan ise hayatın her alanı ve her dakikası ile ilgili bir durumdur. Rabbimizin bizi imtihanını sadece dışımızdaki odaklar, fakirlik, hastalık, eş ile sınırlayamayız. Kendi içimizdeki gelgitler, zayıflamalar, erimeler de bir imtihandır. Bu tür imtihan da oldukça ağırdır. Bir mü'min hanım olarak sizin bu ve benzeri iç problemler hissetmeniz imanınızdan kaynaklanıyor. Maazallah imanınız olmasa böyle şeyler hissetmezdiniz. Demek ki sizde imanî bir hayat var, kalbiniz çalışıyor, gözünüz görüyor, kulağınız duyuyor da mevsimler, çevre, ihtiyaçlar, nefis ve benzeri etkenler altında zorluk hissediyorsunuz. Sakın yılmayın, yıkılmayın. Aksine kendinizi daha güçlü tutmaya çalışın. Nefsiniz veya başka bir etken sizi mesela açılmaya zorladıkça siz bir tık daha yukarı çıkarak o baskıdan imanını güçlendirmiş olarak çıkmalısınız. Neticede biiznillah cennete ayak basınca bitecek bu sıkıntılar. Cennetten önce asla bitmesini beklemeyin. Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Âmîn.
Bir hastalık yaşayınca hayatı terk ediyor muyuz? Elbette hayır. O hastalıktan iyileşmeye çalışıyor, yaşama gayretimizi de sürdürüyoruz. Şeytanın bir dönemi kazanması hayatın tamamını ona vermemizi gerektirmez. Yaşadığımız sıkıntıyı düzeltmeye çalışırken yeni bilgiler, ibadetler, heyecanlar elde etmeye de çalışacağız. Doğrusu böyledir. Yılıp yıkılan mü'min şeytana teslim olan mü'min sayılır. Şeytanı sevindirmek hiçbir zaman doğru değildir. Bin kere yıkılsak bile bin birinci kalkışımız ve Rabbimize doğru yürüyüşümüz zorunludur. İbadet de böyledir. İlim de böyledir. Ahlâk da böyledir. Sosyal ilişkiler de böyledir. Hayata bakışımız böyledir.
Hayat, zorluk ve kolaylık gel-gitlerinin yaşandığı bir yerdir. Devamlı sıkıntı veya devamlı rahatlığın olduğu bir dünya yok. Dolayısıyla her ikisine de hazır bir halde yaşamımızı sürdürmeliyiz. Kişide bazen motivasyon düşüklüğünün verdiği sürçmeler olur. Önemli olan kişi tekrar esas değerlerine dönüş yapmasıdır. Dualarımızda hem dünyada hem de ahirette iyilik/hayr istemek zorundayız. Bu dengeyi kurarak yaşamak ölçümüz olmalıdır. Çevrende Müslümanlık derdini paylaştığın ve kaynaştığın dostların olsun. Aile bağlarının güçlü olmasına özen göster. Günlük bir sayfa da olsa Kur'an okumayı önemsemelisin.
İnsanlarla iç içe yaşamayı tamamen terk edebileceğimiz bir hayat yaşayamayacağımız bir zamandayız. Artık gidilebilecek dağ başı bile yoktur. Evet, toplumdan uzak bir hayat ibadete yönelme, günahlardan uzak kalma, daha moralli olma, fitnelerden daha emin yaşama gibi faydalar getirebilmektedir. Bu doğrudur ama böyle bir mekân ve orada yaşayabilecek ekonomik imkân nasıl temin edilecektir? Hatta aile bireylerinin buna razı edilmesi ne kadar mümkün olacaktır? Gerçeğe yakın seçenekleri düşünmek, hayatı daha gerçekçi bakışlarla yaşamak şarttır. Biz bizim zamanımızın imtihanındayız, çözümlerimiz zamanımıza uygun olmalıdır. İnsanlarla iç içe bir hayat yaşamanın kendine göre üstünlükleri vardır. Bilgi alıp verme, faydalı olup ecir kazanma, mücahede ruhu ile daha aktif durumda olma gibi faydaları da vardır. Her iki uçtan birini tercih ederken her mü'minin kendi özel durumu, ailesi, yaşadığı şehir, sabır ve tahammül durumu, topluma katkı kapasitesi gibi farklılıklar dikkate alınırsa biiznillah daha isabetli olan tercih edilmiş olur. Hangisi tercih edilirse edilsin bu zamanın bir ruhi yalnızlık zamanı olduğunu bilmek ve ona göre yaşamak gerektiğini de tespit etmeliyiz. Mü'min nereye giderse gitsin derdi ile gidecektir, zaman ahirete daha yakın bir zamandır.
Selamünaleyküm. Önce, bu işi yani ayakta kalma, imanı güçlü tutma işini, mü'min olmanın en büyük gereği olarak görmelisiniz. Ankara'da değil de Mekke'de bile yaşasanız bu imtihan sizi bulacaktı. Sizin özel sorununuz değildir bu. İmtihan olmak budur, peygamberler başta olmak üzere bütün mü'minler bu badireden geçmişlerdir. Bunu böyle bilmenizin size çok yararı olacaktır. İkinci olarak da aç bir çocuğun elindeki kekin hepsini ağzına sokmaya çalışması gibi bir tutum içine girip, bir haftada İslam'ın bütününü kuşatmaya kalkmayın; boğulursunuz. Adım adım ama geçmişin değerlendirmesini yaparak ilerlemelisiniz. Bu adım adımlığı, mesela tesettürde de uygulayabilirsiniz. Bir günde kapkara kıyafete girmek yerine bir sefirinde etek tipinizi, öbür seferinde baş örtüsünü derken bir yıla yayabilirsiniz tesettür durumunu düzeltmeyi. Diğer durumları da buna kıyas edin. Ara sıra evinizin dışına taşın. Bir mahreminizle beraber mesela İstanbul'da durumunu iyi gördüğünüz bir aileye açılın. Onların ne yaptıklarını izleyin. Eğer sizden iyi görrüseniz taklit edersiniz, sizden iyi değillerse hâlinize şükredersiniz, onlara tavsiyede bulunursunuz. Ne olursa olsun sakın umutsuz kalmayın, umut ve heyecan en çok muhtaç olduğunuz iki ihtiyacınızdır. Allah yardımcınız olsun.
dini soru konusundaki diğer fetvalar
Bunun namaza zararı olmaz. En uygun ve namazın heybetine en az zarar verecek olanı yapmak gerekir. Allah teala ibadetlerimizi kabul buyursun.
ŞERİAT İslâm dini demektir. Ne yazık ki insanlarımıza Şeriat sanki başka bir kültür imiş gibi sunulmuştur. Pek çok insan bilmeden ve anlamadan konuşmaktadır. Bu nedenle onları Şeriat düşmanlığı yaptıklarında kâfir olmakla itham etmekte zorlanıyoruz. Bilerek ve anlayarak Şeriat düşmanı olan elbette kâfirdir. Böyle birini önce ikaz etmeli daha sonra da geri adım atmazsa alakamızı ona göre bilerlemeliyiz. Bu hususta ŞERİATSIZ OLAMAYIZ isimli dersimizi izleyebilirsiniz.
Bir mali müşavir veya bu hukuku bilen birine sorun: Meri hukuka göre ‘alabilirsin’ denirse yani mevcut yasalara uygunsa almanızda dinen de sakınca olmaz.
Diğer mirasçılardan anne baba ve eş yoksa sadece bir erkek ve üç kız çocuğu varsa mirasta erkek yüzde kırk, kızların her biri yüzde yirmi alır.
Diyanet İşleri Başkanı'nın resmi/laik bir makamı temsil ettiğini biliyorsunuzdur. Temsil ettiği makam, onun binbir denge ile konuşmasını gerekli kılabilir. Ben ise dinimin sahih kaynaklarını okuyup öne çıkarmaktan başka bir gaye ile yaşamıyorum, biiznillah da yaşamayacağım. Bunu önemli bir tespit olarak öne çıkarmak isterim. Bir başka husus da şudur: Başkan'ın konuşmasını dinledim. O konuşmada açıkça 'yok' demiyor. Akademisyenlerin umumi tarzı olan şekli ile akide konusu düzeyinde yok olduğunu ima etmeye çalışıyor. Sorunuz sebebi ile Mehdi hakkında iman ettiğimiz çerçeveyi tekrar edeyim: - 'Mehdi gelmesi' bir hurafe değildir. Dinimizi öğretiyor diye bilip elimize aldığımız hadis kitaplarında açık ve seçik bir şeklide bu konu vardır. Bu konu hakkında ulemanın ciddi tahkikleri vardır. Dolayısıyla 'yok' demek mümkün değildir. - Mevcut itikat anaforu içinde reddedilmeye cüret edilen hususlardan birisi de bu Mehdi meselesidir ne yazık ki. Bu anaforda itikadımızın sarsılmasından Allah'a sığınırız. - Mehdi gelmesi insanlık için bilhassa sona doğru ortaya çıkacak en büyük olaylardan biridir. Büyüklüğünü tarif etmekte bile kelime bulamayacağımız kadar büyük bir olaydır bu. Bu nedenle de büyüklüğü ve etkisi açısından bakıldığında Mehdiliğin suistimal edilmesini görmek, yüzlerce kere o isim altında sahtekârlıkla karşılaşmak bizim akidemizi değiştirmemelidir. Aynı şekilde peygamberlik konusunda da suistimal yok mudur? Hâlâ peygamber olduğunu iddia eden olmuyor mu? Asıl bu fitneler içinde sabit akide sahibi olmak iyi mümin olmaktır. - Mehdi gelmesi gerçeği ile 'Mehdi beklentili mümin olma' aynı şeyler değildir. İtikadımız bize, Mehdi gelecek diyor ama bir yerde veya bir zamanda bu beklemenin gereklerini yapmayı emretmiyor bize. Onun gelmesi şu anda ona karşı vazifelerimiz açısından bizimle direk alakalı değildir. Her birimiz, onun gelmesine adeta gerek bırakmayacak yoğunluk ve ihlasta dinimiz için çalışmalıyız. Asıl vazifemiz budur. Mehdiliği tembelliklerinin gerekçesi yapanlarla onu, bir tartışma konusu olarak gündemde tutanların zararı öyle veya böyle aynıdır. Yarını kıyamet vakti olarak bilsek bile elimizdeki fidanı dikmekle yükümlü olan ümmet biz değil miyiz?
Ulema arasında hakem olmaya cüretiniz var ama e-mail adresinizde isim yok, adınızı bile yazmıyorsunuz. Bırakın ulema hakkında Allah hükmetsin. Ben ve siz kulluğumuza bakalım.