Fetva Meclisi
Soru
Hocam, ben soru sormayacağım. Yusuf El Karadavi'nin mezhepsiz olduğunu ve verdiği fetvaların yanlış olduğunu birçok âlim söylemektedir. Siz daha önceleri aşağıda adresini verdiğim cevabı vermişsiniz. Bahsettiğim hususlarda internetten veya o şahsın kitaplarından araştırma yapıp fetvanızı tekrar incelerseniz, belki ümmet-i Muhammed'e (SAV) faydalı bir iş yapmış olurum. Allah'a emanet olun. http://www.fetvameclisi.com/fetva-yusuf-el-karadavinin-cagdas-meselelere-fetvalar-kitabini-tavsiye-eder-misiniz-72931.html
Cevap
Benzer fetvalar
Yusuf Karadavi, yaşadığımız zamanın en önemli ilim adamlarından ve fakihlerinden biridir. Şu kadar ki, hocamız bir nebze ilmi olanlara hitap eden bir seviyeden yazmaktadır. Bu nedenle şer’î konulara yeni girenler için ağır olabilir ya da akıl karıştırabilir. Buna dikkat edilmeli.
Aleykümselam. Canım kardeşim, her şeyi bilen koca alimler şimdi çıktı. Onlar her şeyi bilen alimler değildiler. Her şeyi öğrenmeye hazırdılar, bilmediklerinin şuurunda idiler. Onları bu şekilde tanımalıyız. İbni Mesud radıyallahu anhın hafız sahabilerden olduğuna dair bilgimiz kati değildir. İbni Mesud'un yazılmış muteber bir mushafı da bilinmiyor. Ebu Bekir radıyallahu anhın cem etmesi zamanına kadar hemen hemen her sahabinin durumu böyle idi. Elimizdeki mushaf, ashabı kiramın icma ettiği mushaf şeklidir. Bu nedenle, diğerlerininki, onların fırsat buldukça yazdıkları taslaklar durumunda kalmışır. İbni Mesud radıyallahu anhın durumu da böyledir. Allah onlardan razı olsun.
Sizin ve bizim gibilerin bir mezhep seçmesi veya beğenmesi diye bir şey yoktur. İlim erbabı kimselerin mezhebi olur. Biz, kendilerinden din öğrendiğimiz ulemanın peşinden gideriz. Onlar hangi mezhepten ise biz de o mezhepten sayılırız. Eğer siz mesela Siirt’ten İstanbul’a taşındı iseniz, Şafii ulemanın bulunduğu bir yerden Hanefi ulemanın bulunduğu bir yere intikal etmiş olursunuz ki, bulunduğunuz yerde Hanefi ulemasından yararlanmak daha kolay olur. Siz de Hanefi gibi hareket edersiniz. Bunun hiçbir sakıncası olmaz. Ama manavdan meyve seçer gibi, ulemanın fetvalarından fetva seçmek pek makul değildir. Allah, rızası yolunda olmaya bizi muvaffak kılsın.
Özellikle, sizin sözünüzün incittiği insanlar için helallik söz konusudur. Sözünüzün kendisine ulaşmadığı veya avama mal olmuş kimseler için helallik istemeniz gerekmez. Ama mü'min hesapsız konuşmamalı, hesapsız dinlememelidir. Allah'a emanet olun.
Aleykümselam. Sizin de belirttiğiniz gibi, hatasız kul olması mümkün değildir. Yusuf Karadavi Hoca efendi'nin bu husustaki fetvası, kendi görüşüdür. Ayet veya hadisten alıntı değildir. Dolayısıyla alkolün haram olması gibi bir haramdan söz edilmiyor bu olayda. Benim şahsi kanaatim de Hoca efendi’den yanadır. Bu nedenle elli yıldan fazla bir zamandır İstanbul'da yaşadığım hâlde Ayasofya'yı ziyaret etmedim. Bilerek yanından bile geçmiyorum. Yol oradan geçecekse uzağı tercih ediyorum. Cami durumuna gelmedikçe de inşallah Ayasofya'ya girmeyeceğim. Hoca efendi'nin bu husustaki kanaatini bu mantıkla anlamak gerekmektedir. Oranın ziyaret edilmesi yönünde tercih kullananları da hatalı bulmamız doğru olmaz. Dediğimiz gibi, ortada içtihat edilecek bir mesele bulunmaktadır. Ne var ki, orayı ziyaret eden kardeşlerimizden edindiğim kanaat, Karadavi'nin gayet güzel bir tespit yaptığı şeklindedir. Melun İsrail'in, tenkit kalıplı da olsa aşılamaz heybetini anlata anlata bitiremeyenler beni bu kanaate sevk etti doğrusu.
Aleykümselam. Bu durum, 'âlim' kelimesinin değer kaybetmesinden kaynaklanıyor. Herkesin âlim olabildiği bir zamanda yaşıyoruz. Bu bir fitnedir. Ümmetimizin geçmişteki ilim birikimini bugünlere taşıyan büyük şahsiyetlerimizi yok sayanı bizim de yok saymamız gerekir. Meseleye böyle bakın.
dini soru konusundaki diğer fetvalar
Diyanet İşleri Başkanı'nın resmi/laik bir makamı temsil ettiğini biliyorsunuzdur. Temsil ettiği makam, onun binbir denge ile konuşmasını gerekli kılabilir. Ben ise dinimin sahih kaynaklarını okuyup öne çıkarmaktan başka bir gaye ile yaşamıyorum, biiznillah da yaşamayacağım. Bunu önemli bir tespit olarak öne çıkarmak isterim. Bir başka husus da şudur: Başkan'ın konuşmasını dinledim. O konuşmada açıkça 'yok' demiyor. Akademisyenlerin umumi tarzı olan şekli ile akide konusu düzeyinde yok olduğunu ima etmeye çalışıyor. Sorunuz sebebi ile Mehdi hakkında iman ettiğimiz çerçeveyi tekrar edeyim: - 'Mehdi gelmesi' bir hurafe değildir. Dinimizi öğretiyor diye bilip elimize aldığımız hadis kitaplarında açık ve seçik bir şeklide bu konu vardır. Bu konu hakkında ulemanın ciddi tahkikleri vardır. Dolayısıyla 'yok' demek mümkün değildir. - Mevcut itikat anaforu içinde reddedilmeye cüret edilen hususlardan birisi de bu Mehdi meselesidir ne yazık ki. Bu anaforda itikadımızın sarsılmasından Allah'a sığınırız. - Mehdi gelmesi insanlık için bilhassa sona doğru ortaya çıkacak en büyük olaylardan biridir. Büyüklüğünü tarif etmekte bile kelime bulamayacağımız kadar büyük bir olaydır bu. Bu nedenle de büyüklüğü ve etkisi açısından bakıldığında Mehdiliğin suistimal edilmesini görmek, yüzlerce kere o isim altında sahtekârlıkla karşılaşmak bizim akidemizi değiştirmemelidir. Aynı şekilde peygamberlik konusunda da suistimal yok mudur? Hâlâ peygamber olduğunu iddia eden olmuyor mu? Asıl bu fitneler içinde sabit akide sahibi olmak iyi mümin olmaktır. - Mehdi gelmesi gerçeği ile 'Mehdi beklentili mümin olma' aynı şeyler değildir. İtikadımız bize, Mehdi gelecek diyor ama bir yerde veya bir zamanda bu beklemenin gereklerini yapmayı emretmiyor bize. Onun gelmesi şu anda ona karşı vazifelerimiz açısından bizimle direk alakalı değildir. Her birimiz, onun gelmesine adeta gerek bırakmayacak yoğunluk ve ihlasta dinimiz için çalışmalıyız. Asıl vazifemiz budur. Mehdiliği tembelliklerinin gerekçesi yapanlarla onu, bir tartışma konusu olarak gündemde tutanların zararı öyle veya böyle aynıdır. Yarını kıyamet vakti olarak bilsek bile elimizdeki fidanı dikmekle yükümlü olan ümmet biz değil miyiz?
Bunun namaza zararı olmaz. En uygun ve namazın heybetine en az zarar verecek olanı yapmak gerekir. Allah teala ibadetlerimizi kabul buyursun.
Böyledir hayat. Böyledir iman. Bütün günleri birbirine denk olan ya da sürekli ilerleyen yok gibidir. Varsa da onlar pe azdırlar. Sizin önce bu gerçeği kavramanız gerekiyor. Hayat budur, iman davası böyle yaşanır. Bir gün eksik yaparsın, ertesi gün o eksiği kapatacak ilave bir iş yaparsın. Büyük bir heyecanla ve sabırla yoluna devam edersin. Yılmaz, yıkılmaz, dökülmezsin. Rabbin de seni, niyetine ve büyük gayene göre kabul buyurur. Akıbetin de hayır olur. Böyledir bu. Hayale kapılmayalım, heyecanımızı şeytana kaptırmayalım.
ŞERİAT İslâm dini demektir. Ne yazık ki insanlarımıza Şeriat sanki başka bir kültür imiş gibi sunulmuştur. Pek çok insan bilmeden ve anlamadan konuşmaktadır. Bu nedenle onları Şeriat düşmanlığı yaptıklarında kâfir olmakla itham etmekte zorlanıyoruz. Bilerek ve anlayarak Şeriat düşmanı olan elbette kâfirdir. Böyle birini önce ikaz etmeli daha sonra da geri adım atmazsa alakamızı ona göre bilerlemeliyiz. Bu hususta ŞERİATSIZ OLAMAYIZ isimli dersimizi izleyebilirsiniz.
Bir mali müşavir veya bu hukuku bilen birine sorun: Meri hukuka göre ‘alabilirsin’ denirse yani mevcut yasalara uygunsa almanızda dinen de sakınca olmaz.
Diğer mirasçılardan anne baba ve eş yoksa sadece bir erkek ve üç kız çocuğu varsa mirasta erkek yüzde kırk, kızların her biri yüzde yirmi alır.