Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Büluğa ermeyen çocukların hutbe okuması caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Baliğ olduğu zamanı tam olarak bilen birisi o tarihten itibaren namazlarını kılacaktır. Kılamadıklarını ise kaza edecektir. Eğer tam bir bilgisi yoksa veya baliğ olmadı ise on beş yaşı esas alırız.
Dinî hükümlerle mükellef olma, ergen olmakla başlar. Kızlar âdet görmekle büluğa ermiş yani ergen sayılırlar. 15 yaşına kadar ergenliğe ulaşmamış bir kız, 15 yaşını bitirdiği tarihten itibaren hükmen ergen ve mükellef sayılır. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 2/95; Tahtâvî, Hâşiye, 108; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/408)
Cuma namazında hutbe, namazın sahih olmasının şartlarından biridir. Hutbe okunmadan kılınan bir cuma namazı sahih değildir. Bu nedenle hutbe okunurken en az bir erkeğin hazır bulunması gerekir. Ancak cuma kılabilmek için hutbeye yetişmek ve dinlemek şart değildir. Buna göre, mazeretine binaen okunan hutbeye yetişemeyen veya hutbeyi duymayan kişinin kıldığı cuma namazı sahih olur. Hutbeyi dinlemeye yetişemeyen kimse, cuma namazının ikinci rek’atına bile yetişse, imam selâm verdikten sonra ayağa kalkıp bir rek’at daha kılarak cuma namazını tamamlar. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/65-66)
Çocuklar, buluğ çağından önce çocukturlar, yaptıklarından dolayı günaha girmezler.
Selamünaleyküm. Ezan okuyacak çocuğun en azından temyiz yaşını geçmiş olması gerekir. Bu da yaklaşık on yaşlarıdır. Ezan ve ikameti baliğ olanın yapması gerekir esasen. Diğer bölümleri çocuklara da yaptırmakta sakınca yoktur.
Aybaşı olmuş bir kızın erkeklerle aynı ortamı paylaşması ilke olarak caiz değildir. Müslüman, haramlardan birinden kurtuluş çaresi bulamıyorsa bu durumda en az zararla nasıl kurtulacağını araştırıp ona göre iş yapmalıdır. Allah'a emanet olun.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Cuma namazında hutbe okunurken cemaatin konuşmayıp dinlemesi, selâm alıp vermemesi ve başka bir işle meşgul olmaması gerekir. Konu ile ilgili olarak Resûl-i Ekrem (s.a.s.); “Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına (yalnızca) ‘dinle’ desen (bile yine) boş, lüzumsuz konuşmuş olursun.” (Buhârî, Cum‘a, 36 [934]; Müslim, Cum‘a, 11-12 [851]) buyurarak hutbenin dinlenmesi hususundaki hassasiyeti dile getirmiştir. Hutbe okunurken camiye gelen kimse, ilk sünneti kılmayıp oturmalı ve hutbeyi dinlemelidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/263-264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158; Alâüddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye, 96) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslâm bilginleri hatibin, ikinci hutbede müminler için af ve mağfiret dilemesi, onların afiyet ve esenlik içinde olmaları için Allah’a (c.c.) dua etmesinin mendup olduğunu söylemişlerdir. Hatibin minbere çıkışından namaz bitinceye kadar geçen süreyi bir bütün olarak değerlendiren Hanefî âlimleri, namazda yasak olan her şeyin hutbede de yasak olduğu kuralını esas almışlardır. Bu itibarla hatibin dikkatle dinlenmesi, cemaatin konuşmayıp susması, selâm alıp vermemesi, nâfile namaz kılmaması gerektiğini, ancak hutbede dua edilirse sessizce ‘âmin’ demenin veya Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi zikredilirse sessizce salât-ü selâm okumanın caiz olduğunu söylemişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/159) Fakat sesli bir şekilde ‘âmin’ demek doğru değildir. (Alâüddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye, 97) Sonuç olarak hutbe esnasında cemaat, hatibi dinler, konuşmaz ve başka işlerle uğraşmaz. Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi anıldığında sessizce salavât okuyabilir ve hatibin duasına yine sessizce ‘âmin’ diyebilir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158-159)
Cuma günü öğle vaktini bildiren ezân, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde cami içinde hatip minbere çıktıktan sonra okunan iç ezândı. Bu sebeple cuma günü hutbeden önce okunan iç ezânın, hatibin huzurunda olması hutbenin sünnetlerindendir. Hz. Osman (r.a.) döneminde şehrin genişlemesi ve iç ezânın her tarafta duyulmaması üzerine, namaz vaktinin girdiğinin bildirilmesi maksadı ile dışarıda ezân okutulmaya başlandı. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulaması olan iç ezânın da okunmasına devam edildi. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/152)
Duanın belli bir dilde yapılması şart değildir. Çünkü dua kulun Yüce Allah’a yönelmesi, O’na yalvarması ve O’ndan istemesidir. Dolayısıyla kişinin ne istediğini bilecek şekilde kendi diliyle dua etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan veya Hz. Peygamber’den (s.a.s.) gelen duaların mümkün olduğunca kendi aslî şekilleriyle yapılması daha uygundur. Bu itibarla hutbe dualarının da aslî biçimleriyle yapılmasına gayret edilmelidir. Bununla birlikte ikinci hutbenin sonunda, cemaatin anlayabileceği bir dilde dua yapılmasının önünde de bir engel bulunmamaktadır.
Cuma namazının sahih olması için cemaatin şart olduğu konusunda bütün bilginler ittifak etmekle birlikte, gerekli görülen asgari sayının kaç olduğu hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir. Cuma namazının kılınabilmesi için İmam Ebû Hanîfe’ye göre imamın dışında en az üç; İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise imamın dışında en az iki kişi bulunması gerekir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/60) Her ne kadar İmam Şâfiî kavli cedîdinde cuma namazının sahih olması için kırk kişinin bulunması şart koşulmuşsa da kavli kadiminde imam dâhil üç kişinin bulunması yeterli görülmüştür. Hanbelî mezhebine göre ise en az kırk kişi bulunmalıdır. (Nevevî, el-Mecmu’, 4/502; Zekeriya el-Ensârî, el-Ğurer, 2/8; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/242) Mâlikî mezhebine göre ise on iki kişinin bulunması şarttır. (Haraşî, Şerhu Muhtasar, 2/76-77) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Medine’ye hicretinden önce Nakîu’l-Hadamat’ta kılınan cuma namazında kırk kişi hazır bulunmuştu. (İbn Mâce, İkâmetu’s-Salavât, 78 [1082]) Ancak daha az kişi ile cuma namazı kılındığı da bilinmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) emri ile Mus’ab b. Umeyr Medine’de 12 kişiye cuma namazını kıldırmıştır. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/255 [5617]) Resûlullah (s.a.s.), cuma namazını kıldırırken, ticaret kervanının geldiğini haber alan cemaatten on iki kişi dışında hepsinin dışarı çıktığı rivâyeti de sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır. (Buhârî, Cum'a, 38 [936]) Öte yandan Hz. Peygamber bir yerleşim biriminde sadece dört kişi bulunsa bile, cuma namazının farz olduğunu bildirmiştir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/255 [5617]) Görüldüğü üzere Hz. Peygamber’den (s.a.s.) gelen rivâyetler, biri imam olmak üzere en az dört kişinin bulunduğu yerde cuma namazının kılınabileceğini göstermektedir. Bu da cuma namazının kılınabilmesi için gerekli kişi sayısının alt sınırını belirler.
Cuma namazı, akıllı, ergenlik çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukîm (misafir olmayan) erkeklere farzdır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Ancak kılmaları hâlinde bu namazları geçerli olup ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Cemaatle cuma namazı kılmak, her Müslüman’a farzdır. Ancak köle, kadın, çocuk ve hastaya farz değildir.” (Ebû Dâvûd, Salât, 214 [1067]) buyurmuştur. Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar bütün âlimler, cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/62; Nevevî, el-Mecmû‘, 4/483-484; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/250) Cuma namazının kadınlara farz kılınmamış olması, onlar hakkında bir mahrumiyet değil, muafiyettir. Diledikleri takdirde, camiye gidip cemaatle cuma namazı kılmalarında dinen bir engel yoktur. Hatta hutbe ve vaazlardan istifade etmeleri için cuma namazlarına devam etmeleri tavsiye edilebilir.
İslâm âlimleri gerek cuma hakkındaki hadisleri, gerekse Resûlullah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alarak hutbenin esasını teşkil eden rükünler ile sahih bir hutbede uyulması gereken şartları ve hutbenin adabını tespit etmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/263) Hatip hutbe irâd ederken cemaatin konuşmasının doğru olmadığını ifade eden hadisler vardır. (Buhârî, Cum'a, 36 [934]; Müslim, Cum'a, 11 [851]; Muvatta', Cum'a, 6; Ebû Dâvûd. Salât, 234 [1112]; Tirmizî, Cum'a, 368 [512]; Nesâî, Cum'a, 22 [1401]) Hanefî ve Şâfiîler bu hadislere dayanarak hutbe esnasında konuşmayı mekruh; Hanbelî ve Mâlikîler haram kabul etmişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/263; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/553) Diğer taraftan yine Resûlullah’ın (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslâm âlimleri hutbede müminlere dua etmenin mendup veya rükün olduğunu söylemişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/263) Buna göre, hutbenin dinlenmesi, bu esnada başka işlerle uğraşılmaması ve konuşulmaması gerekir. Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi anıldığında sessizce salavât okunması, hatibin duasına ‘âmin’ denmesi, konuşma olarak değerlendirilmediğinden, bunların yapılmasında bir sakınca yoktur. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158-159)