Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Cuma namazında hutbeye yetişemeyen kimsenin namazı geçerli midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Cuma namazına imam selâm vermeden önce yetişen kimse bu namaza yetişmiş olur. Bu kişi imamın selâm vermesinden sonra namazını kendisi tamamlar. İmamın selâmından sonra camiye gelen kimse ise namaza yetişmemiş olur. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/267) Cuma namazının bir rek’atına yetişen kişi imamın selâmından sonra, ayağa kalkarak bir rek’at daha kılar ve selâm verir. Kendi başına kıldığı bu rek’atta Sübhâneke, besmele, Fâtiha ve zammı sûre ya da birkaç âyet okur. İmama teşehhüdde yetişen kimse, imamın selâmından sonra ayağa kalkar ve iki rek’at kılarak selâm verir. Böylece cuma namazını tamamlamış olur. Cuma namazına yetişemeyen kimse o günkü öğle namazını kılar. Bayram namazına yetişemeyen ise namazı kaçırmış olur; bunun yerine başka bir namaz kılması gerekmez. Mâlikî ve Şâfiîlere göre cumaya yetişmiş sayılabilmek için en az bir rek’atı imamla birlikte kılmak gerekir. Buna göre, imam ikinci rek’atın rükûundan doğrulduktan sonra yetişerek ona uyan kimse, namazını öğle namazı olarak dörde tamamlar. (Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/567; Haraşî, Şerhu Muhtasar, 2/84)
Cuma namazı vakti girdikten sonra imam hutbeye çıkmadan önce nâfile namaz kılmak sünnettir. Ancak hutbe okunurken nâfile namaza başlamak caiz değildir. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/84; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/84; Nevevî, Mecmû‘, 4/550; Saîdî, Hâşiyetü’l-adevî, 1/381; Nefrâvî, el-Fevâkihü’d-devânî, 1/266; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/237, 240-241) Bu nedenle hacıların Mekke ve Medine’de cuma günü hatip minbere çıktığı andan itibaren cumanın ilk sünneti veya nâfile namaz kılmakla meşgul olmayıp hutbeyi dinlemeleri gerekir. Bu durumda edâ edemedikleri ilk sünneti cumanın farzından sonra kılabilirler.
Cuma namazının sahih olması için cemaatin şart olduğu konusunda bütün bilginler ittifak etmekle birlikte, gerekli görülen asgari sayının kaç olduğu hususunda farklı görüşler belirtmişlerdir. Cuma namazının kılınabilmesi için İmam Ebû Hanîfe’ye göre imamın dışında en az üç; İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre ise imamın dışında en az iki kişi bulunması gerekir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/60) Her ne kadar İmam Şâfiî kavli cedîdinde cuma namazının sahih olması için kırk kişinin bulunması şart koşulmuşsa da kavli kadiminde imam dâhil üç kişinin bulunması yeterli görülmüştür. Hanbelî mezhebine göre ise en az kırk kişi bulunmalıdır. (Nevevî, el-Mecmu’, 4/502; Zekeriya el-Ensârî, el-Ğurer, 2/8; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/242) Mâlikî mezhebine göre ise on iki kişinin bulunması şarttır. (Haraşî, Şerhu Muhtasar, 2/76-77) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Medine’ye hicretinden önce Nakîu’l-Hadamat’ta kılınan cuma namazında kırk kişi hazır bulunmuştu. (İbn Mâce, İkâmetu’s-Salavât, 78 [1082]) Ancak daha az kişi ile cuma namazı kılındığı da bilinmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) emri ile Mus’ab b. Umeyr Medine’de 12 kişiye cuma namazını kıldırmıştır. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/255 [5617]) Resûlullah (s.a.s.), cuma namazını kıldırırken, ticaret kervanının geldiğini haber alan cemaatten on iki kişi dışında hepsinin dışarı çıktığı rivâyeti de sahih hadis kaynaklarında yer almaktadır. (Buhârî, Cum'a, 38 [936]) Öte yandan Hz. Peygamber bir yerleşim biriminde sadece dört kişi bulunsa bile, cuma namazının farz olduğunu bildirmiştir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 3/255 [5617]) Görüldüğü üzere Hz. Peygamber’den (s.a.s.) gelen rivâyetler, biri imam olmak üzere en az dört kişinin bulunduğu yerde cuma namazının kılınabileceğini göstermektedir. Bu da cuma namazının kılınabilmesi için gerekli kişi sayısının alt sınırını belirler.
Selamünaleyküm. Hatibin minbere çıktığı andan indiği ana kadar olan süre 'hutbe' süresi olarak anlaşılabilir. Biraz daha zorlama ile hutbenin 'hamdele ve salvale' bölümünü yani ilk Arapça kısmını ana hutbe olarak da görebiliriz. O bölüm farz olan kısmı ihtiva etmektedir.
Şunlara dikkat et ve asla unutma: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin makamında bulunuyorsun ve onu temsil ediyorsun. Allah’ın rızasından başka hiçbir beklentin ve gayen olmamalıdır. Konuşma yapmak, kâğıttan okumak düzeyinde kalmamaya bakacaksın, en iyisini, en güzelini yapman gerekiyor. Bilmediğini hatta çok iyi bilmediğini bilir gibi olma. Öyle veya böyle sen örnek durumundasın. Hikmet tarzın olsun. Türkçe dilini en iyi şekli ile kullan. Ses tonun, kıyafetin bilinçli olsun; riya ve kibirli olmasın. Zaman ve mekânın gerektirdiği konuları seç. Tenkitlere, uyarılara dikkat et ama etki altında kalarak konuşma. Bedelsiz bir şeyin bu dünyada bulunmadığını bil. Yaptığın işin bedeli yeri gelir hayatın ve yeri gelir kimliğin olabilir; hazır ol ve korkma.
Cuma namazında hutbe okunurken cemaatin konuşmayıp dinlemesi, selâm alıp vermemesi ve başka bir işle meşgul olmaması gerekir. Konu ile ilgili olarak Resûl-i Ekrem (s.a.s.); “Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına (yalnızca) ‘dinle’ desen (bile yine) boş, lüzumsuz konuşmuş olursun.” (Buhârî, Cum‘a, 36 [934]; Müslim, Cum‘a, 11-12 [851]) buyurarak hutbenin dinlenmesi hususundaki hassasiyeti dile getirmiştir. Hutbe okunurken camiye gelen kimse, ilk sünneti kılmayıp oturmalı ve hutbeyi dinlemelidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/263-264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158; Alâüddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye, 96) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslâm bilginleri hatibin, ikinci hutbede müminler için af ve mağfiret dilemesi, onların afiyet ve esenlik içinde olmaları için Allah’a (c.c.) dua etmesinin mendup olduğunu söylemişlerdir. Hatibin minbere çıkışından namaz bitinceye kadar geçen süreyi bir bütün olarak değerlendiren Hanefî âlimleri, namazda yasak olan her şeyin hutbede de yasak olduğu kuralını esas almışlardır. Bu itibarla hatibin dikkatle dinlenmesi, cemaatin konuşmayıp susması, selâm alıp vermemesi, nâfile namaz kılmaması gerektiğini, ancak hutbede dua edilirse sessizce ‘âmin’ demenin veya Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi zikredilirse sessizce salât-ü selâm okumanın caiz olduğunu söylemişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/159) Fakat sesli bir şekilde ‘âmin’ demek doğru değildir. (Alâüddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye, 97) Sonuç olarak hutbe esnasında cemaat, hatibi dinler, konuşmaz ve başka işlerle uğraşmaz. Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi anıldığında sessizce salavât okuyabilir ve hatibin duasına yine sessizce ‘âmin’ diyebilir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158-159)
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
Cuma namazının vakti, öğle namazının vaktidir (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/82). Cuma namazı bu vakit içinde kılındığı takdirde geçerli olur. Namazların vaktin başlangıcında kılınması daha faziletli olmakla birlikte, daha çok cemaatin katılımını sağlamak amacıyla biraz geciktirilmesinde sakınca yoktur. Buna göre, cemaatin durumu veya mesai saatleri dikkate alınarak cuma namazının, cemaatin daha çok iştirak edebileceği saatte kıldırılması caizdir.
İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre cuma namazı, yerleşim yerlerindeki camilerde veya yakınlarındaki açık alanlarda kılınabilir. Cuma namazının yerleşim bölgesinde kılınmasını gerekli gören Mâlikîler, aynı zamanda bunun camide eda edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/170; Mevvâk, et-Tâc, 2/520; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/543; Kâsânî, Bedâ’i, 1/259- 261; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/242-243) Şu kadar var ki cuma namazı nerede kılınırsa kılınsın dinen yetkili mercilerden izin alınması gerekir.
Kadınlar ve kendilerine cuma namazı farz olmayan hasta ve benzeri kimseler vakit girdikten sonra, imam cuma namazını bitirmeden önce kendi evlerinde öğle namazını kılarlarsa bu namaz geçerli olur. Kendilerine cuma namazı farz olmayan bu gruptakilerin şehirde veya şehir hükmünde olan bir yerde öğle namazında cemaat yapmaları mekruhtur; bu kimseler öğle namazını kendi başlarına kılarlar. Kendisine cuma namazı farz olan bir kimse ise özürsüz olarak cumaya gitmez ve imam cuma namazını bitirmeden önce kendi evinde o günkü öğle namazını kılarsa Hanefîlere göre bu namaz geçerlidir, fakat cumaya gitmediği için günahkâr olur. Diğer üç mezhebe ve Hanefîlerden İmam Züfer’e göre ise kıldığı öğle namazı geçersizdir. Bu kimse öğle namazını, cuma namazı kılındıktan sonra tekrar kılmalıdır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/83; Halebî, es-Sağîr, 343)
Seferî kimse, hem seferî olan cemaate, hem de mukim olan cemaate imamlık yapabilir. Seferî olan kişi dört rek'atlı farz namazları iki rek'at kılacağı için mukim olan cemaate namaz kıldıracağı zaman, namaza başlamadan önce, “Ben seferîyim, ikinci rek'atın sonunda selâm vereceğim. Ben selâm verince siz selâm vermeksizin kalkıp namazınızı tamamlayınız.” şeklinde cemaati uyarması, karışıklığı önlemek bakımından uygun olur (Kâsânî, Bedâi‘, 1/101-102; Merğinânî, el-Hidâye, 1/81). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke’nin fethinden sonra Mekke’de kaldığı sürece namazları kısaltarak kıldırmış ve “Biz misafiriz, siz namazlarınızı tamamlayınız.” (Ebû Dâvûd, Salâtü’s-sefer, 10 [1229]) buyurmuştur. Hz. Ömer de (r.a.) aynı şekilde, Mekke’ye geldiği zaman dört rek'atlı farzları iki rek'at olarak kıldırmış ve mukim cemaate, “Mekkeliler! Namazınızı tamamlayınız; biz misafiriz.” (Muvatta’, Kasru’s-salât, 19) demiştir.
Cuma namazı; Kitap, Sünnet ve icma ile sabit olup hutbeyi de içeren, cemaatle kılınan iki rek'atlı, diğer namazlardan farklı özellikler taşıyan ve her mükellefin yerine getirmesi gereken farz-ı ayn bir namazdır (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/81). Allah Teâlâ, cuma namazı vaktinde çalışma ve alışveriş yapma ile ilgili olarak, “Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, alışverişi bırakıp hemen Allah’ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın, Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. ” (el-Cum'a, 62/9-10) buyurmaktadır. Âyetten anlaşıldığına göre, cuma namazından önce ve sonra çalışmak ve alışveriş yapmakta bir sakınca yoktur. Ancak cuma namazı kılmakla yükümlü olanların cuma saatinde alışverişi terk etmeleri ve camiye gitmeleri gerekir. Bu itibarla cuma namazı kılmakla yükümlü olmayanlar alışveriş yapabilirler. Cuma namazı kılmakla yükümlü olanların cuma saatinde alışveriş ile meşgul olmaları tahrîmen mekruhtur; ancak yapılan alışverişle elde edilen kazanç helaldir. Ayrıca cuma namazı ile mükellef bir tüccarın, iş yerinde cuma namazıyla mükellef olmayan bir kimseyi çalıştırmasında ve bu şekilde kazanç elde etmesinde bir sakınca yoktur (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/161).
Cuma namazı, akıllı, ergenlik çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukîm (misafir olmayan) erkeklere farzdır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Ancak kılmaları hâlinde bu namazları geçerli olup ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Cemaatle cuma namazı kılmak, her Müslüman’a farzdır. Ancak köle, kadın, çocuk ve hastaya farz değildir.” (Ebû Dâvûd, Salât, 214 [1067]) buyurmuştur. Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar bütün âlimler, cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/62; Nevevî, el-Mecmû‘, 4/483-484; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/250) Cuma namazının kadınlara farz kılınmamış olması, onlar hakkında bir mahrumiyet değil, muafiyettir. Diledikleri takdirde, camiye gidip cemaatle cuma namazı kılmalarında dinen bir engel yoktur. Hatta hutbe ve vaazlardan istifade etmeleri için cuma namazlarına devam etmeleri tavsiye edilebilir.