Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Cumaya gitmeyen kadın veya erkekler Cuma namazı kılınmadan önce öğle namazı kılabilirler mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Cuma namazı, akıllı, ergenlik çağına erişmiş, sağlıklı, hür ve mukîm (misafir olmayan) erkeklere farzdır. Kadınlar, hürriyeti kısıtlı olanlar, yolcular ve cemaate gelemeyecek kadar mazereti olanlar cuma namazı kılmakla yükümlü değildirler. Ancak kılmaları hâlinde bu namazları geçerli olup ayrıca öğle namazı kılmaları gerekmez. Hz. Peygamber (s.a.s.), “Cemaatle cuma namazı kılmak, her Müslüman’a farzdır. Ancak köle, kadın, çocuk ve hastaya farz değildir.” (Ebû Dâvûd, Salât, 214 [1067]) buyurmuştur. Asr-ı Saadet’ten günümüze kadar bütün âlimler, cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda ittifak etmişlerdir. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/62; Nevevî, el-Mecmû‘, 4/483-484; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/250) Cuma namazının kadınlara farz kılınmamış olması, onlar hakkında bir mahrumiyet değil, muafiyettir. Diledikleri takdirde, camiye gidip cemaatle cuma namazı kılmalarında dinen bir engel yoktur. Hatta hutbe ve vaazlardan istifade etmeleri için cuma namazlarına devam etmeleri tavsiye edilebilir.
Cuma günü Cuma Namazı farzdır. Onun iki rekât farzı kılınmadıkça o günün namazı eksik olur. Zira o gün öğlen namazı yoktur. Sadece: a- Kendisine Cuma Namazı farz olmayanlar yani kadınlar ve insanların toplu yaşadıkları yerler olmayan göçebelerin yaşadığı gibi ortamlarda yaşayanlar öğleyi kılabilirler. O onlar için yeterli olur. b- Hastalık, yolculuk gibi bir özürden ötürü Cuma Namazına gidemeyenler öğleyi kılarlar. c- Bir sebeple Cuma Namazını kılamayan, öğlen namazını kılar ve vaktin namazını kılmış olur ama kılmadığı Cumanın vebali üzerinde kalır. Allah Teâlâ hakkıyla eda etmeye muvaffak kılsın.
Cuma namazı kadınlara farz değildir. Dolayısıyla bu bir erkek mümin sorunu olabilir. Avrupa'da cuma namazı farz olması da farklı mekânlara göre değişiklik kazanabilir. Bulunduğu şehirde Cuma kılınan bir cami bulunanlar için Cuma namazı farz olur. Uzaktakiler için olmaz. Bu da ikinci mesele. Üçüncü olarak da şunu bilmeliyiz: Önemsiz gördüğü için, hükmünü hafife aldığı için Cuma namazını üç defa art arda kılmayan aittir o kural. Bir zorunluluktan ötürü kılmayan için bu kuralın inşaallah geçerli olmamasını temenni ederiz. Netice olarak Cumayı öyle veya böyle kılamayan öğlen namazını kılar.
Öğlen ezanı vakti girdiğinde öğlen namazı da kılınabilir demektir. Cuma namazı kılmayacak olanlar mesela kadınlar ezan saati ile beraber öğlen namazını kılabilirler. Onların öğlen namazı kılabilmeleri için Cuma namazının camide kılınmış olması gerektiğine dair kati bir görüş yoktur. Bir caminin hemen yakınında öğleyi kılacak biri ise bu kişi camide cumanın kılınmasını beklemesi, Cuma hutbesinden istifade etmesi açısından beklemesi tavsiye edilmiştir. Bunun dışında bir mani yoktur.
Kadınlara Cuma namazı farz değildir ama gidip kılmaları caizdir. Bir sakıncaya bulaşmadıkları sürece cumaya gittikleri zamanlarda Cuma ne kazandırıyorsa biiznillah onu kazandırırlar.
Kadınların, dini konularda aydınlanmak ve yapılan va'zlardan yararlanmak üzere camilere gelmeleri yararlı olduğu gibi cuma namazını kılmaları halinde de ayrıca o günün öğle namazını kılmalarına gerek olmadığı bilinmektedir. Kadınlara cuma namazının farz olduğunu söyleyenler, Kur'an-ı Kerim'de aksinin yer almamış olmasını ve kadınlara cuma namazının farz olmadığı hakkmdaki hadis-i şeriflerin, bazı alimlerce sened yönünden sıhhatinde tereddüt edilmiş bulunmasını, gerekçe göstermekte iseler de; İslâm müctehidleri arasında kadınlara cuma namazının farz olmadığı konusunda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Kaldı ki, Peygamberimizden günümüze kadar da uygulama ameli tevatür halinde böyle olmuştur. Bu konudaki en önemli dayanak da budur.
NAMAZ konusundaki diğer fetvalar
İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre cuma namazı, yerleşim yerlerindeki camilerde veya yakınlarındaki açık alanlarda kılınabilir. Cuma namazının yerleşim bölgesinde kılınmasını gerekli gören Mâlikîler, aynı zamanda bunun camide eda edilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 1/170; Mevvâk, et-Tâc, 2/520; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/543; Kâsânî, Bedâ’i, 1/259- 261; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/242-243) Şu kadar var ki cuma namazı nerede kılınırsa kılınsın dinen yetkili mercilerden izin alınması gerekir.
Cuma namazında hutbe, namazın sahih olmasının şartlarından biridir. Hutbe okunmadan kılınan bir cuma namazı sahih değildir. Bu nedenle hutbe okunurken en az bir erkeğin hazır bulunması gerekir. Ancak cuma kılabilmek için hutbeye yetişmek ve dinlemek şart değildir. Buna göre, mazeretine binaen okunan hutbeye yetişemeyen veya hutbeyi duymayan kişinin kıldığı cuma namazı sahih olur. Hutbeyi dinlemeye yetişemeyen kimse, cuma namazının ikinci rek’atına bile yetişse, imam selâm verdikten sonra ayağa kalkıp bir rek’at daha kılarak cuma namazını tamamlar. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 2/65-66)
Duanın belli bir dilde yapılması şart değildir. Çünkü dua kulun Yüce Allah’a yönelmesi, O’na yalvarması ve O’ndan istemesidir. Dolayısıyla kişinin ne istediğini bilecek şekilde kendi diliyle dua etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan veya Hz. Peygamber’den (s.a.s.) gelen duaların mümkün olduğunca kendi aslî şekilleriyle yapılması daha uygundur. Bu itibarla hutbe dualarının da aslî biçimleriyle yapılmasına gayret edilmelidir. Bununla birlikte ikinci hutbenin sonunda, cemaatin anlayabileceği bir dilde dua yapılmasının önünde de bir engel bulunmamaktadır.
Cuma namazının vakti, öğle namazının vaktidir (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/82). Cuma namazı bu vakit içinde kılındığı takdirde geçerli olur. Namazların vaktin başlangıcında kılınması daha faziletli olmakla birlikte, daha çok cemaatin katılımını sağlamak amacıyla biraz geciktirilmesinde sakınca yoktur. Buna göre, cemaatin durumu veya mesai saatleri dikkate alınarak cuma namazının, cemaatin daha çok iştirak edebileceği saatte kıldırılması caizdir.
Cuma namazında hutbe okunurken cemaatin konuşmayıp dinlemesi, selâm alıp vermemesi ve başka bir işle meşgul olmaması gerekir. Konu ile ilgili olarak Resûl-i Ekrem (s.a.s.); “Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına (yalnızca) ‘dinle’ desen (bile yine) boş, lüzumsuz konuşmuş olursun.” (Buhârî, Cum‘a, 36 [934]; Müslim, Cum‘a, 11-12 [851]) buyurarak hutbenin dinlenmesi hususundaki hassasiyeti dile getirmiştir. Hutbe okunurken camiye gelen kimse, ilk sünneti kılmayıp oturmalı ve hutbeyi dinlemelidir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/263-264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158; Alâüddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye, 96) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamasını göz önüne alan İslâm bilginleri hatibin, ikinci hutbede müminler için af ve mağfiret dilemesi, onların afiyet ve esenlik içinde olmaları için Allah’a (c.c.) dua etmesinin mendup olduğunu söylemişlerdir. Hatibin minbere çıkışından namaz bitinceye kadar geçen süreyi bir bütün olarak değerlendiren Hanefî âlimleri, namazda yasak olan her şeyin hutbede de yasak olduğu kuralını esas almışlardır. Bu itibarla hatibin dikkatle dinlenmesi, cemaatin konuşmayıp susması, selâm alıp vermemesi, nâfile namaz kılmaması gerektiğini, ancak hutbede dua edilirse sessizce ‘âmin’ demenin veya Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi zikredilirse sessizce salât-ü selâm okumanın caiz olduğunu söylemişlerdir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/159) Fakat sesli bir şekilde ‘âmin’ demek doğru değildir. (Alâüddîn, el-Hediyyetü’l-‘Alâiyye, 97) Sonuç olarak hutbe esnasında cemaat, hatibi dinler, konuşmaz ve başka işlerle uğraşmaz. Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ismi anıldığında sessizce salavât okuyabilir ve hatibin duasına yine sessizce ‘âmin’ diyebilir. (bk. Kâsânî, Bedâ’i, 1/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/158-159)