Fetva Meclisi
Soru
Hocam cenazede çelenk caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Cenaze merasimlerine çelenk veya çiçek gönderilmesinin ya da kabirlere konulmasının ölüye hiçbir faydası yoktur. Öte yandan bu tür harcamalar, yerinde bir harcama olmadığından israftır. Bu itibarla, çelenk için sarf edilecek paranın, sevabı ölenin ruhuna hediye edilmek üzere, hayır kurumlarına veya fakirlere bağışlanması uygun olur.
Ölüye bir zararı olmaz ama size de yararı olmaz. Gereksiz bir şey yapmış oldunuz. Allah kardeşinize rahmet etsin, size de sabırlar versin.
Selamünaleyküm. Böyle biri için kâfir olma ihtimali yüksektir ama imana işaret eden tek bir işareti bile iman lehine kullanmak gerekir. Cenazeyi de buna göre kılarız.
İman ehli kimseyle ilgili elimizdeki mevcut bilgiler, sevaplar ve günahlar tartıldıktan sonra sevaplar ağır basarsa cennete gireceği günahlar ağır basarsa Allah'ın izin vereceği kimselerin şefaat edeceği şeklindedir. O kimse hakkında şefaat de söz konusu olmazsa cehennemde Allah'ın takdir buyuracağı süre cehennemde kalıp sonunda ebedi cennete girecektir.
Bu konuda farklı görüşler var ve şu görüş kesindir diyemeyeceğimiz bilgilerdir onlar.
İnşaallah o uygulama bir hayır sandığı niteliğinde olacağından iyi bir iş olduğunu zannederim. Hepimiz birbirimizin kardeşiyiz, hakkımızdan çok görevimiz vardır. Allah’a emanet olunuz.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Allah onlardan razı olsun, sahabiler iman ettikten sonra da hatalar yaptılar ve o hatalardan da sıyrılıp Rablerinin rızasını kazandılar. Biz de iman ehli olduğumuz halde hata edebiliriz, onlara açık olan kapı bize de açıktır. Önümüzde nefislerimizin hantallığından başka bir engel de yoktur.
Ashab-ı Kiramın böyle bir şey yaptığını duymadım.
Felsefe bir bilim dalı olarak neticede bilimdir. Müslüman olarak da bizim, insanlığın yararına olan hiçbir bilime direkt karşı olmamız mümkün değildir. İslam tarihimizde felsefe, dini şekillendirme, fırkaları çoğaltma, naslara karşı cüreti artırma gibi sakıncalı uçlarda kullanıldığı için felsefeye karşı bir karşı duruş oluşmuştur. Bu karşı duruş da yüzde yüz haklıdır, gereklidir. Felsefi düşünen İslam âlimi ile felsefesiz düşünen İslam âlimi arasındaki fark, Ashab-ı Kiram ile bizim dönemimizdeki âlimlerin arasında gözle hissedilen fark gibidir. İlahiyat fakültelerinde ders maddesi olarak okutulan felsefenin, tecvidi düzgün olmayan, şöyle bir beş cüz bile ezber bilmeyen talebelere okutulmuş olduğunu görünce söylenecek söz de kalmamış demektir. Felsefe, ilgili bölümlerinde okutulmalıdır ama Kur'an, hadis ve fıkıh yerine konmamalıdır. Akideye burnunu sokmamalıdır.
Böyle bir uygulamanın Ashab arasında yeri yoktur. Onların yapmadığının yapılmasında da hayır yoktur. Nefsin hoşuna gidenlerle değil Allah'ın razı oldukları ile cennete girebiliriz.
Evet, tasavvuf erbabının kendi içinde önemsedikleri ve tasavvufi bir eğitim olarak uyguladıkları belirttiğiniz örnekteki gibi ve başkaca işleri vardır. Bunlar Ashab-ı Kiramın bize bildirdiği din kaidelerinde umumiyetle de yoktur. Eğer bunu yapanlar, yaptıklarını DİNİN KESİN EMRİ gibi görüyorlarsa şüphesiz bu bir hatadır. Bizim böyle bir hatayı benimsememiz de caiz olmaz. Öyle değil de BİR EĞİTİM FARKLILIĞI olarak görüyorlarsa bunu, bizde mesela bilgisayarla eğitim yapmak gibi bir farklılık olarak görürüz bu farklılığı. Tartışılıp büyütülmesine de gerek yoktur. Neticede iyi bir iş yapmak maksadı duruma hâkimdir.
Bir kere karşılaştırmayı Peygamber aleyhisselam Efendimizle değil Ashab-ı Kiram ile yapsak daha iyi olur. Evet, onlarla da aramızda ağır farklar var gibi görülmektedir ama şunu unutmayınız ki bu neslin mücadele etmek durumunda olduğu imtihanlar basit denebilecek imtihanlar değildir. Onlarınki fiziki olarak ağırdı bizimki de beyin açısından ağırdır. Herkes imtihan durumundadır. Herkes Rabbine hesap vereceği bir imtihan yaşamaktadır. Bu sebeple biz, imtihanı kazanmak için gayretimizi yapacağız. Onları da bizi de Rabbimiz değerlendirecektir. Allah yardımcınız olsun.