Fetva Meclisi
Soru
Kıymetli hocam kafama takılan bir mevzuda sizden bilgi almak istiyorum. İslami ilimler ve felsefenin ilişkisi nasıldır? İlahiyat Fakülteleri'nde okutulan felsefe dersine karşı tavrımız ne ölçüde olmalıdır? Geçmişte İslam âlimlerinin felsefe ile ilişkisi olmuş mudur, oldu ise bu ilişki ne seviyededir? Hocam, değerli vakitlerinizi bizlere ayırdığınız için Allah sizlerden razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Örnek nesil ashabı kiramdır. Onlar da felsefenin ne olduğunu bile bilmeden Rablerine kavuştular. Daha sonra felsefe ve kolları içimize girdi. Başımıza ne geldi ise de ondan sonra geldi zaten. İlahiyat fakültelerinde fıkıhtan çok felsefe okutuluyor olması, hatta beş cüz Kur'an ezberlemeden felsefeye dalınması durumunun, herkesi düşündürmesi gerekir. Sözünü ettiğiniz kişiler ise zeki insanlardı. İmanlarını ve akıbetlerini Allah bilir.
Aleykümselam. Meselemiz felsefenin öğretilmesi veya öğretilmemesi değildir. Felsefenin din olarak öğretilmesine karşı tepkimiz vardır. Abdestin ayrıntılarını hiç okumamış ama abdest felsefesini yutmuş birinin öğrendiği şeye İSLAMÎ İlim denmeyeceğini tekit ediyoruz. Din kovanına çomak sokmak dindarlık da olamaz, din öğrenimi de olamaz. Bol bol konuşan, yenilikler üreten ama sabah namazına sıradan insanlar gibi bile kalkamayan bir talebenin öğrendiklerini benimsememiz mümkün müdür? Ashabı kiramın öğrendiklerine din ilmi demek zorundayız.
Okuduğunuz ilmihal kitabından daha fazla akaid bilgisi sizin için bile bile kafa karıştırmaktır. Siz dininizi yaşamak için öğreniyorsanız, size gerekmez. Hayır, tartışmak ve felsefesini yapmak için ise bulduğunuzu dinleyin, gördüğünüzü izleyin o zaman. Allah yardımcımız olsun. Bize bizi cennete götürecek bilgiler gerekiyor.
Hayatın her döneminde Allah Teâlâ bizi sınayacaktır. Bu sınamanın bir kiliseye girip girmemek olarak anlaşılması yanlıştır. Her yer ve her kişi bir sınanma konusudur. Güvenli zannettiğinden de sınanabilirsin. Felsefe bir nebze gerekli olabilir ama mübarek değildir. İlaç gibi kullanılabilir sadece. Tespitlerin isabetli olmuş. Allah yardımcın olsun.
Felsefe biri ilim dalı olarak atılmalıdır, yok kabul edilmelidir diyemeyiz ama felsefe ile girdiği bataklıktan çıkamayan pek çok insanı gördükten sonra felsefe için riskli bir daldır deriz. Geçmişte felsefe, pek çok bilim dalı için öncülük etmiş idi. Bu nedenle şöhretli bir yeri oldu. Bugünkü felsefe o günkü felsefe değildir zannımızca. Yaptığımız her işte ahiret endişesi taşımamız gerektiğine göre ahiret endişesi açısından felsefeden uzak durmayı ilke edinmemiz gerekir.
Aleykümselam. Dinimizin hiçbir ek kaynağa ihtiyacı yoktur. Kur'an, beşerin anlayabileceği ve beşer için inmiş bir kitaptır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Sünnet'i de onun anlaşılması için yeterlidir. Bu ümmetin en iyi Müslümanları olan ashabı kiram ve onların yetiştirdiği talebeleri sözünü ettiğiniz şeyleri duymadılar bile ama Allah için şehadete çağrıldıklarında, sabah ezanı onları camiye çağırdığında o sesi duydular. Sözünü ettiğiniz ilimlere vakıf olanlar ise çok şeyler bildiler lakin sabah namazını camide kılmaya çağıran ezan sesini duyamadılar. Şehitliği, Allah için infakı emreden ayetleri anlamadılar. Dinimizin hiçbir ek bilgiye ihtiyacı yoktur. Dinden kafa karışıklığını anlayanlar için ise elbette felsefe ve her karıştırıcı şarttır. İslam, karıştırmak için değil itaat etmek için vardır. Zorunlu olarak okutulduğunda da imtihandan geçecek kadar öğrenin yeter.
Ashab-ı Kiram konusundaki diğer fetvalar
Ashab-ı Kiramın böyle bir şey yaptığını duymadım.
Böyle bir uygulamanın Ashab arasında yeri yoktur. Onların yapmadığının yapılmasında da hayır yoktur. Nefsin hoşuna gidenlerle değil Allah'ın razı oldukları ile cennete girebiliriz.
Evet, tasavvuf erbabının kendi içinde önemsedikleri ve tasavvufi bir eğitim olarak uyguladıkları belirttiğiniz örnekteki gibi ve başkaca işleri vardır. Bunlar Ashab-ı Kiramın bize bildirdiği din kaidelerinde umumiyetle de yoktur. Eğer bunu yapanlar, yaptıklarını DİNİN KESİN EMRİ gibi görüyorlarsa şüphesiz bu bir hatadır. Bizim böyle bir hatayı benimsememiz de caiz olmaz. Öyle değil de BİR EĞİTİM FARKLILIĞI olarak görüyorlarsa bunu, bizde mesela bilgisayarla eğitim yapmak gibi bir farklılık olarak görürüz bu farklılığı. Tartışılıp büyütülmesine de gerek yoktur. Neticede iyi bir iş yapmak maksadı duruma hâkimdir.
Bir kere karşılaştırmayı Peygamber aleyhisselam Efendimizle değil Ashab-ı Kiram ile yapsak daha iyi olur. Evet, onlarla da aramızda ağır farklar var gibi görülmektedir ama şunu unutmayınız ki bu neslin mücadele etmek durumunda olduğu imtihanlar basit denebilecek imtihanlar değildir. Onlarınki fiziki olarak ağırdı bizimki de beyin açısından ağırdır. Herkes imtihan durumundadır. Herkes Rabbine hesap vereceği bir imtihan yaşamaktadır. Bu sebeple biz, imtihanı kazanmak için gayretimizi yapacağız. Onları da bizi de Rabbimiz değerlendirecektir. Allah yardımcınız olsun.
Yetmiş bin kelimeyitevhid okuma diye bir ibadet yoktur. Mü'min olarak ölen birine kendisine ait tek bir kelimeyitevhid yeter biiznillah. Öyle olmayana da milyarlarca kere okunsa boş iştir. İnsanlar, yaşayanların Allah'tan uzak bir hayat sürmelerine karşı bir evde toplanıp tek bir kelime konuşmaya vakit bulamazken ölmüşleri için bu tür toplantıları seve seve yapmaları neyin işaretidir bilemiyoruz. Diriyi kurtaracak bir oturum koca bir cennet demektir ve biiznillah çaredir. Buna yanaşan yok ama ölü üzerinden duygu sömürüsüne rağbet çok. Hasbunellah! Yasin günleri de buna dâhildir. Bunlar Ashab-ı Kiramın yaptığını duymadığımız işlerdir. Onlardan başka da peşinden gidilmeye değer kimse yoktur.
Allah onlardan razı olsun, sahabiler iman ettikten sonra da hatalar yaptılar ve o hatalardan da sıyrılıp Rablerinin rızasını kazandılar. Biz de iman ehli olduğumuz halde hata edebiliriz, onlara açık olan kapı bize de açıktır. Önümüzde nefislerimizin hantallığından başka bir engel de yoktur.