Fetva Meclisi
Soru
Hocam, çevremdeki birçok kişiden bazı felsefi kitaplar okumamla ilgili eleştiriler alıyorum. Gelen eleştirilerde genellikle felsefe iyi bir şey değil, bizi diğer filozofların görüşleri ilgilendirmez onlar adamı dinden çıkarır gibi… Sizin felsefeye bakışınız nedir hocam sizce insanın merak etmesi sorular sorması kötü müdür? Bu soru sormayı İslâm’daki tefekkürle elbette bir tutamayız ama böyle sorular sorup cevap aramak veya dediğim gibi o filozofların görüşlerinden düşüncelerinde bir şeyler öğrenmesi sizce caiz mi? Felsefe biri ilim dalı olarak atılmalıdır, yok kabul edilmelidir diyemeyiz ama felsefe ile girdiği bataklıktan çıkamayan pek çok insanı gördükten sonra felsefe için riskli bir daldır deriz. Geçmişte felsefe, pek çok bilim dalı için öncülük etmiş idi. Bu nedenle şöhretli bir yeri oldu. Bugünkü felsefe o günkü felsefe değildir zannımızca. Yaptığımız her işte ahiret endişesi taşımamız gerektiğine göre ahiret endişesi açısından felsefeden uzak durmayı ilke edinmemiz gerekir.
Cevap
Benzer fetvalar
Hayatın her döneminde Allah Teâlâ bizi sınayacaktır. Bu sınamanın bir kiliseye girip girmemek olarak anlaşılması yanlıştır. Her yer ve her kişi bir sınanma konusudur. Güvenli zannettiğinden de sınanabilirsin. Felsefe bir nebze gerekli olabilir ama mübarek değildir. İlaç gibi kullanılabilir sadece. Tespitlerin isabetli olmuş. Allah yardımcın olsun.
Felsefe bir bilim dalı olarak neticede bilimdir. Müslüman olarak da bizim, insanlığın yararına olan hiçbir bilime direkt karşı olmamız mümkün değildir. İslam tarihimizde felsefe, dini şekillendirme, fırkaları çoğaltma, naslara karşı cüreti artırma gibi sakıncalı uçlarda kullanıldığı için felsefeye karşı bir karşı duruş oluşmuştur. Bu karşı duruş da yüzde yüz haklıdır, gereklidir. Felsefi düşünen İslam âlimi ile felsefesiz düşünen İslam âlimi arasındaki fark, Ashab-ı Kiram ile bizim dönemimizdeki âlimlerin arasında gözle hissedilen fark gibidir. İlahiyat fakültelerinde ders maddesi olarak okutulan felsefenin, tecvidi düzgün olmayan, şöyle bir beş cüz bile ezber bilmeyen talebelere okutulmuş olduğunu görünce söylenecek söz de kalmamış demektir. Felsefe, ilgili bölümlerinde okutulmalıdır ama Kur'an, hadis ve fıkıh yerine konmamalıdır. Akideye burnunu sokmamalıdır.
Aleykümselam. Meselemiz felsefenin öğretilmesi veya öğretilmemesi değildir. Felsefenin din olarak öğretilmesine karşı tepkimiz vardır. Abdestin ayrıntılarını hiç okumamış ama abdest felsefesini yutmuş birinin öğrendiği şeye İSLAMÎ İlim denmeyeceğini tekit ediyoruz. Din kovanına çomak sokmak dindarlık da olamaz, din öğrenimi de olamaz. Bol bol konuşan, yenilikler üreten ama sabah namazına sıradan insanlar gibi bile kalkamayan bir talebenin öğrendiklerini benimsememiz mümkün müdür? Ashabı kiramın öğrendiklerine din ilmi demek zorundayız.
Aleykümselam. Örnek nesil ashabı kiramdır. Onlar da felsefenin ne olduğunu bile bilmeden Rablerine kavuştular. Daha sonra felsefe ve kolları içimize girdi. Başımıza ne geldi ise de ondan sonra geldi zaten. İlahiyat fakültelerinde fıkıhtan çok felsefe okutuluyor olması, hatta beş cüz Kur'an ezberlemeden felsefeye dalınması durumunun, herkesi düşündürmesi gerekir. Sözünü ettiğiniz kişiler ise zeki insanlardı. İmanlarını ve akıbetlerini Allah bilir.
Bu konuda size verebileceğimiz rahatlatıcı bir cevabımız ne yazık ki yoktur. Öyle bir zamana gelmiş bulunuyoruz ki, herkes kendi yaptığını yapılması gerekenler için yeterli bir örnek olarak görebilmektedir. Gidişatımızın ürkütücülüğünden Allah’a sığınırız. Her bir Müslüman böyle durumlarda kendisini ayakta kalması gereken son örnek olarak görmelidir. Kim ne yaparsa yapsın, “Nuh’un gemisinin son yolcusu benim” mantığı biiznillah Allah katında kurtarıcıdır. • Allah’ın haramlarına karşı, o haramların sıradanlaşmasına karşı içi kaynayan Müslüman olmadıkça Allah’ın rızasını iddia edemeyiz. Yakın geçmişte bir mü'minin elinde piyango bileti görmeyi bile düşünemezken şimdi sıradanlaşması mesela kumar gibi bir harama karşı refleksimizin eridiğini göstermektedir. Bu bir felakettir. Bu felaket gözümüzün önünde alev alev büyürken bizim görsel bazı dini temaları avuntu olarak kabullenmemiz de ikinci bir felakettir. Hasbunallah. • Allah Teâlâ mü'minlerin salih ameller üzerinden yarışıyor olmalarını emretmiştir. Şimdi ise dini ayakta tutmak hocalara ve belli başlı kimselere terk edilmiştir. Cennete herkes talip iken cennete giden yolları oluşturmada kimsenin heyecanı yoksa bu da bir felakettir. • Nesillerin iffeti üzerinde tarihte örneği görülmemiş bir yıpranma herkesin bilgisi ve gözü önünde gerçekleşirken kimimiz siyasi endişelerle, kimimiz de basit tahminlerle konuyu gündem dışına taşımakla büyük bir yanılgı içine düşmüş bulunuyoruz. Bu da başka bir felaket oluşturmaktadır. • İhlasla ve şeriatımızın ölçülerine sadık kalarak ve bu mevcut durumu bizim için Allah’tan gelen büyük bir imtihan olarak görüp çalışma yapmalıyız. Konunun siyasi malzeme yapılması yanlıştır. Yaptığımız diğer iyi işleri buradaki görevimize saymamız da akıllıca bir iş değildir. Tek kalma ile sonuçlansa da dinimiz ve mukaddesatımız için evlerimizden örneklendirerek bütün sosyal hayatımızı kuşatan kaleler oluşturmamız günümüzün cihadı, anımızın vazifesi olarak bilinmelidir. Yapmayanların hataları etrafında vakit harcamamız da yanlış olur. Sabır ve heyecanla bu ümmetin ilk nesillerinin yaptığını yapmaya çalışacağız. Allah’tan da yardımını isteyeceğiz.
Aleykümselâm. Güzel kardeşim, samimi ifadeleriniz için teşekkür eder, duanızı beklerim. Siz de takdir ettiğiniz gibi bizim takip ettiğimiz konular sizin beklentinizin dışındaki konulardır. Size özellikle şunu tavsiye ederim: Bugüne kadar o tür insanları ikna edebilmiş biri vardır veya yoktur denecek kadar azdır. Kendinizi yormayın o tür meselelerle. Biz imanımızı korumaya, çevremize etki etmeye, iyi örnek olmaya gayret ederiz, hidayet Allah'tandır. Sabredin ve kazanın. Allah'a emanet olun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Hristiyan kâfir kavramının içindedir. Müslüman olmayan herkes için esasen kâfir kavramı kullanılabilir.
Tıpkı namaz ve oruç gibi ’emribilmaruf ve nehyi anilmünker’ kıyamete kadar Rabbimizin emri olarak kalacaktır. İlerleyen zaman hiç bir Kur’an emrini eskitemez. Müminler olarak böyle iman etmek zorundayız. Batı kültürü içimize sindikçe ortaya çıkan hastalıklardan biri de ‘kendi hayatı, özel durumu, yasal hakkı’ türünden savunmalarla insanların haramların işlenmesine sessiz kalmaları ve farzların eksik bırakılmasına karşı tepkisizlikte sakınca görmemeleri olmuştur. Bu bir batı hastalığıdır. Önceki milletlerden de bize sirayet etmiştir. Bazı Müslümanların namazı ihmal etmesine ne diyebilirsek buna da onu diyebiliriz. Kesinlikle yanlışa karşı tepkili, iyiliğe karşı teşvik edici olacağız. Dinimiz böyle bir dindir. Şüphesiz eksiğimiz de olacaktır, insanız neticede. Biz a konusunda eksiğiz diye b konusundaki yanlışı düzeltme vazifemizi ihmal etmeyeceğiz. Hatta aynı yanlışı biz yapıyor olsak dahi durum böyledir, ‘bu yanlıştır’ demeye mecburuz. Yalnız şu ince ayara dikkat etmeliyiz: Yapacağımız düzeltme vazifesi mevcut hatadan daha ağırını oluşturacak veya o hataya daha da derinleştirecekse geri durabiliriz, durmalıyız da. Bunun ötesinde kapasitemiz ve imkânlarımızla ölçülü olarak vazifemizi yaparız. Müslümanlık böyle bir dindir.
Aleykümselam. Ya helal mi oluyor?
Bilhassa mukaddimesi değerli bir kitaptır. Hadis ilmi ile ilgilenecek biri için bulunması gerekli bir kitaptır. Yalnız halk seviyesinde bir kitap olmadığını belirtmeliyim. Allah teala ilim sahibi olmayı, bildiğimizle amel etmeyi hepimize müyesser kılsın.
Her iki kitap ve yazarı ilim dünyamızın muteber isimlerdir. Belli bir seviyesi olan için daha faydalı olması normal bir durumdur.
‘Yüzüne nur gelmek’ mecazi bir ifadedir. Bununla iyi olmak, güzel görünmek gibi anlamlar kastedilir. Bunun ötesinde özellikle bir anlam yüklenecek olursa ondan sıkıntı çıkabilir. Direk bu kullanımdan sıkıntı olmayacağını zannederim.