Fetva Meclisi
Soru
Hocam cifir hesaplarının kaynağı nedir? Cifirle tefsir ya da yorum yapmanın İslami hükmü nedir? Muteber İslam alimleri cifirle uğraşmışlar mıdır
Cevap
Benzer fetvalar
Kâfir olma konusu son zamanlarda hassas bir mesele hâline geldiği için, bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Bir insanı dinden çıkaran ve ebedî cehennemlik kılan küfürdür. Büyük küfür, kişinin İslam'ın temel esaslarını inkâr etmesi veya onları küçümseyip alaya almasıyla gerçekleşir. Başlıca türleri şunlardır: Allah'ın varlığını, birliğini, peygamberleri veya Kur'an'ı inkâr etmek. İslam'ın kesin bir hükmünden şüphe duymak (örneğin ahiretin varlığından). İslam'ın hükümlerini veya peygamberi alaya almak. Allah'tan başkasına ibadet etmek veya şirk koşmak. İslam'ın açık bir emrini tamamen reddederek terk etmek. İslam'da, kişiyi küfre götüren bazı ameller ve sözler vardır. Ancak bunlar doğrudan niyet ve bilinçle yapılırsa tehlikelidir. Örneğin: İslam'ı ve şiarlarını aşağılamak:Kur'an'ı, namazı, orucu, tesettürü alaya almak gibi. Allah'a veya Peygamber'e hakaret:Bu tür söz ve davranışlar kesinlikle küfürdür. Şirk koşmak:Allah'tan başkasına ibadet etmek veya Allah'ın sıfatlarını başka varlıklara atfetmek. Dini emirleri alaya almak:Ciddiyetsiz veya küçümseyici bir şekilde İslam'la ilgili şakalar yapmak. Bir Müslüman'ın İslam'a aykırı bir düzen veya devlette çalışması onu doğrudan küfre sokmaz. Burada niyet ve yapılan işin mahiyeti önemlidir: Eğer kişi, çalıştığı yerde İslam'a aykırı işler yapıyor, zulme veya harama destek veriyorsa bu büyük bir sorumluluk doğurur. Ancak bir Müslüman, geçimini sağlamak veya helal bir iş yapmak için böyle bir yerde çalışıyorsa bu durum günah veya küfür olarak değerlendirilmez. Özetle, küfür ciddi bir konudur ve kişinin hem diline hem de amellerine dikkat etmesi gerekir. Ancak Allah’ın rahmeti çok geniştir ve hatalar tevbe ile affolunur. Çalıştığınız veya bulunduğunuz yerle ilgili ise amacınız İslam'a uygun şekilde yaşamak ve helal kazanç sağlamaksa, bundan dolayı küfre düşmezsiniz.
TEKFİR dini bir kavram olarak vardır, dışarıdan ithal kavramlardan değildir. Tekfir, bir insanın mü'min olmadığını söylemek anlamına kullanılmaktadır. Bu o kişinin hiç mü'min olmamışliğinı da ifade edebilir, mü'min iken sonradan dinden çıkmışlığı için de kullanılabilir. Ne yazık ki, mü'min iken bile dininden çıkabilme riski insan için vardır. Bu kavram da ona işaret etmektedir. Tekfir yani bir insanın mü'min olmadığına dair iddia ağızdan çıkabilecek en ağır sozlörden biridir. Kesinlikle kişinin itirafına, tartışmasız belgelere ve fetvaya ehil bir heyete dayalı olarak ortaya konabilir. İnsanların birbirlerini tekfir etmeleri mü'min toplum adına riski ağır bir erezyon başlangıcı olabilir. Çok açık bir şekilde bilinmelidir ki tekfir, Allah adına hüküm vermektir. ‘Allah böyle diyor’ demek kadar ağır ve sorumluluk gerektiren bir söz olabilir mi? Tekfir beraberinde tekfir edilen için öldürülmeyi hak etme, miras alıp vermesine engel, nikâhının düşmesi gibi çok ağır sonuçlar getirir. Bu nedenle de ümmetimizin orta çizgisi olan ehlisünnet anlayışı tekfiri kullanmayı zor şartlarla sınırlamıştır. Bu ümmetin ulemasının konuşabileceği böyle ağır bir konunun halk düzeyine indirgenmesi olsa olsa kıyametin yaklaştığını gösteren bir işaret olabilir. Allah’a sığınılması gereken bir durum olarak görürüz bu durumu.
Bir ilmihal kitabını hazmetmedikçe hiçbir kitap size o beklentinizi vermez. Diyanet ilmihalini hazmedecek şekilde ailece okuduktan sonra başka kitaplara geçin. Tefsir kitap olarak altyapısı olanlar için faydalıdır, gerisi bir ibadet türü olduğu için sevap kazanırlar ama aradıklarını bulamazlar. Şifa Tefsiri başlama tefsiri olarak yeterlidir. Allah yardımcınız olsun.
Hiçbiri yoktur. Müslüman’ın bunlarla ilgilenecek aklı ve vakti de yoktur. Olmamalıdır.
Selamünaleyküm.Kur'an'ımızın bir ayeti münferit alınarak tefsir edilmesi durumunda yanlış anlaşılabilir. Bu âyet örneğinde olduğu gibi yanlış anlaşılma ortaya çıkabilir. Örnekteki ayette ise durum şöyledir: Bundan önceki âyet, kurtulanlardan söz ediyor. Bu âyet de, kurtulamayanları anlatmaktadır. Onlar da kâfirlerdir. Dolayısıyla mü'min olanlar için söz konusu bir durum yoktur. Nitekim bu ayetin bir benzeri olan A'raf suresinin dokuzuncu âyeti, açık bir şekilde 'kendilerine yazık edenlerin' kâfirler olduğunu beyan etmektedir.
Tekfir, Müslüman olduğu bilinen bir kimsenin kâfir olduğuna hükmetmektir. Kur’ân ve Hz. Peygamber (s.a.s.), bireylere Müslüman olduğu bilinen hiç kimseyi tekfir etme yetkisi vermemiştir. Nitekim âyet-i kerîmede “Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin' demeyin…” (en-Nisâ, 4/94) buyrulmaktadır. Ayrıca bir hadis-i şerifte Kelime-i Tevhid’i söyleyenlerin ve kıbleye yönelip namaz kılanların Müslüman kabul edileceği, Allah (c.c.) ve Resûlü’nün (s.a.s.) koruması altında olacağı ifade edilmektedir. (Buhârî, Salât, 28 [391]) İslâm tarihinde tekfir söylemiyle ilk defa ortaya çıkan fırka, Hâricîlerdir. Nitekim bu grup, Hz. Ali (r.a.) başta olmak üzere pek çok sahabiyi kâfir olmakla itham etmişlerdir. (Eş’arî, el-İbâne, 2/337) Günümüzde de bazı kişi ve gruplar, kendilerine muhalif olarak gördükleri herkesi ve zümreyi tekfir eden bir tutuma sahiptirler. Tekfir konusunda İslâm’ın temel yaklaşımı, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kişiyi küfre nispet etmemektir. Nitekim Kur’ân ve Sünnet’i anlama ve uygulama bakımından Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabenin yolundan yürüyen, İslâm’ın ana bünyesi olan Ehl-i sünnete göre Ehl-i Kıble tekfir edilemez. Bir kimseye Müslüman isminin verilmesi, onun Ehl-i Kıble oluşu ve Kelime-i Tevhid’i tasdik etmesiyle ilgilidir. Yani “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullah” düsturunu benimseyen ve dile getiren herkes mümindir. Bu kimse, dinin emir ve yasakları konusunda ihmalkâr davransa da İslâm dışında görülemez ve küfürle itham edilemez. Tekfir meselesinde öncelikle dikkate alınması gereken esaslardan biri şudur: Bir fiil veya sözün “küfür” kapsamına girmesiyle, bu tür fiilleri işleyen veya sözleri söyleyen kimse hakkında “kâfir” hükmü verilmesi aynı şey değildir. Bu bağlamda bazı kaynaklarda yer alan “şu fiil/söz küfrü gerektirir” gibi ifadeler, belli bir şahsı nitelemek için değil, yapılan fiili vasfetmek ve bundan sakındırmak içindir. Dolayısıyla kişinin, dinin zorunlu olarak bilinen esaslarından birisini veya birkaçını inkâr ettiğini kendi irâde ve rızasıyla açıkça beyan etmedikçe kâfir olduğuna hükmedilemez. Zira küfre götüren söz ya da davranışların bir kimsede hata ve cehalet gibi sebeplerle görülmesi, söz konusu kişiyi dinden çıkarmaz. Tekfirle ilgili dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de tevil konusudur. Kur’ân âyetlerine getirilen yorum ve tevil, tüm eksikliklerden münezzeh olan Allah’tan başka bir ilahın varlığını kabul etme, Allah’ın bazı insanların şahsına hulul ettiğine inanma, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini inkâr etme; katî delillerle sabit olan haramları helal sayma ya da şer‘î yükümlülükleri kaldırma gibi dinin zorunlu olarak bilinen hüküm ve esaslarının dışına çıkmadığı veya bunları alay konusu etmediği sürece tekfir sebebi olarak görülemez. Bu itibarla İslâm âlimleri bu hususu, “tenzilin inkârı küfürdür, tevili değil” şeklinde bir ilke hâline getirmişlerdir. Öte yandan tekfirin dinî ve hukukî pek çok ciddi sonuçları olduğundan dolayı bu konuda hüküm vermek bireylerin yetki ve sorumluluğuna bırakılmamıştır.