Fetva Meclisi
Soru
Hocam, İslâm'da tekfir kavramı var mıdır? Var ise hükmü nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Tekfir etmek, bir Mü'minin Mü'min olmadığını beyan etmektir. Buna kâfir olduğunu söylemek de diyebiliriz. Dünya hayatında verilebilecek en ağır kararlardan biri budur. Bir insanın Mü'min olmadığını söylemek, onun ebediyyen cehennemde kalacağını söylemektir ki, ebedi cehennem kararı kadar ağır bir karar düşünülemez bile. Eğer bir insan kendisi dinden çıktığını veya esasen Mü'min olmadığını söylüyorsa onun için kâfir dememizde bir sakınca yoktur. Dinen sabit bir hususu inkâr ettiğini alenen söylüyorsa onun için de kâfir denebilir. Ancak tevil ederek yani şu şöyle demektir gibi bir yorumla bunu yapıyorsa tekfir kapısı daralır. Dinde tartışmalı olan konulardaki bir inkâr için de tekfir etmek mümkün değildir. Tekfiri tehlikeli görmek en güzelidir. Allah yardımcımız olsun.
Tekfir, Müslüman olduğu bilinen bir kimsenin kâfir olduğuna hükmetmektir. Kur’ân ve Hz. Peygamber (s.a.s.), bireylere Müslüman olduğu bilinen hiç kimseyi tekfir etme yetkisi vermemiştir. Nitekim âyet-i kerîmede “Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin' demeyin…” (en-Nisâ, 4/94) buyrulmaktadır. Ayrıca bir hadis-i şerifte Kelime-i Tevhid’i söyleyenlerin ve kıbleye yönelip namaz kılanların Müslüman kabul edileceği, Allah (c.c.) ve Resûlü’nün (s.a.s.) koruması altında olacağı ifade edilmektedir. (Buhârî, Salât, 28 [391]) İslâm tarihinde tekfir söylemiyle ilk defa ortaya çıkan fırka, Hâricîlerdir. Nitekim bu grup, Hz. Ali (r.a.) başta olmak üzere pek çok sahabiyi kâfir olmakla itham etmişlerdir. (Eş’arî, el-İbâne, 2/337) Günümüzde de bazı kişi ve gruplar, kendilerine muhalif olarak gördükleri herkesi ve zümreyi tekfir eden bir tutuma sahiptirler. Tekfir konusunda İslâm’ın temel yaklaşımı, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kişiyi küfre nispet etmemektir. Nitekim Kur’ân ve Sünnet’i anlama ve uygulama bakımından Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabenin yolundan yürüyen, İslâm’ın ana bünyesi olan Ehl-i sünnete göre Ehl-i Kıble tekfir edilemez. Bir kimseye Müslüman isminin verilmesi, onun Ehl-i Kıble oluşu ve Kelime-i Tevhid’i tasdik etmesiyle ilgilidir. Yani “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullah” düsturunu benimseyen ve dile getiren herkes mümindir. Bu kimse, dinin emir ve yasakları konusunda ihmalkâr davransa da İslâm dışında görülemez ve küfürle itham edilemez. Tekfir meselesinde öncelikle dikkate alınması gereken esaslardan biri şudur: Bir fiil veya sözün “küfür” kapsamına girmesiyle, bu tür fiilleri işleyen veya sözleri söyleyen kimse hakkında “kâfir” hükmü verilmesi aynı şey değildir. Bu bağlamda bazı kaynaklarda yer alan “şu fiil/söz küfrü gerektirir” gibi ifadeler, belli bir şahsı nitelemek için değil, yapılan fiili vasfetmek ve bundan sakındırmak içindir. Dolayısıyla kişinin, dinin zorunlu olarak bilinen esaslarından birisini veya birkaçını inkâr ettiğini kendi irâde ve rızasıyla açıkça beyan etmedikçe kâfir olduğuna hükmedilemez. Zira küfre götüren söz ya da davranışların bir kimsede hata ve cehalet gibi sebeplerle görülmesi, söz konusu kişiyi dinden çıkarmaz. Tekfirle ilgili dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de tevil konusudur. Kur’ân âyetlerine getirilen yorum ve tevil, tüm eksikliklerden münezzeh olan Allah’tan başka bir ilahın varlığını kabul etme, Allah’ın bazı insanların şahsına hulul ettiğine inanma, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini inkâr etme; katî delillerle sabit olan haramları helal sayma ya da şer‘î yükümlülükleri kaldırma gibi dinin zorunlu olarak bilinen hüküm ve esaslarının dışına çıkmadığı veya bunları alay konusu etmediği sürece tekfir sebebi olarak görülemez. Bu itibarla İslâm âlimleri bu hususu, “tenzilin inkârı küfürdür, tevili değil” şeklinde bir ilke hâline getirmişlerdir. Öte yandan tekfirin dinî ve hukukî pek çok ciddi sonuçları olduğundan dolayı bu konuda hüküm vermek bireylerin yetki ve sorumluluğuna bırakılmamıştır.
Aleykümselam. Siz de belirttiniz; tekfir yani bir mü'minin imanını yok sayma bir hastalıktır. Kanaatimiz odur ki, o hastalığa takılıp kalmak da karşı bir hastalıktır. Özellikle meşgul olunmamasını tavsiye ederiz. Bugüne kadar görülmüştür ki, bu meselelerle yoğunlaşanlar bir itirazı kabul etmeye yanaşmamışlardır. Tekfir boyutlu düşüncelerin esasında norm dışı kalmak vardır. Bu da onların bir söz dinlemeleri durumunda yok olmaları yani norma dönmeleri demek olacağından kolay kolay ikaz kabul edemezler. Vakit zayiatına dalmaktan ise gençlerin o hastalığa yakalanmamalarına çalışmak daha yararlıdır.
Tekfir, bizde yani dinimizde olmayan bir şey değildir. Dinden çıkana dinden çıktığı elbette söylenecektir ancak bu, önüne gelenin yapabileceği iş olarak görüldüğünde sakınca oluşur. İnsanlar birbirlerinin dini hakkında karar vermemelidirler. Bir mahkeme yoksa ilim heyeti gibi bir kurulun üslenmesi gereken işi önüne gelen yaptığında fikir terörü oluşur. Bu da mü'min insanları parçalar. Netice olarak başkalarının imanını irdelemeyi kendinize görev gibi görmenizin ne kadar ağır bir riskle oynadığınızı size anlatması gerekir. Cenneti kazanmak varken, başkasının cehennemi ile neden alakadar oluyorsunuz? Bir de bunu düşünün.
Selamünaleyküm. 'Yüzde yüz Müslüman'a', 'yüzde yüz kâfir' demenin küfür olacağı doğrudur. Fakat bu 'yüzde yüz' rakamını her iki cephe için de oluşturmanın kolay olmayacağını hesaba katınca 'kâfir diyene kâfir demenin' de bir risk taşıdığı görülür. Allah'a emanet olun.
Öncelikle günümüzdeki tekfirin bir hastalık çeşidi olduğunu hatırlatmak isterim. Bu hastalıktan uzak bir şekilde normal şartlar içerisinde bu konuyla ilgili şu bilgileri aktarmak yerinde olur. Tekfir, çok ağır bir meseledir. Peygamber Efendimiz aleyhisselam, "Kim birine ‘kâfir’ der de o kişi gerçekten kâfir değilse, bu söz ona geri döner." buyurmuştur (Buhârî, Edeb, 73; Müslim, İman, 111). Eğer kişinin küfre girdiği kesin olarak bilinmiyorsa Allah'a havale etmek en güvenli yoldur. Bir kişi açıkça Müslüman olduğunu söylüyorsa ve İslamî esasları kabul ediyorsa onun zahiren Müslüman olduğu genel kuralımızdır. Kişi, söylediği veya yaptığı şeyin küfür olduğunu bilmiyorsa mazur görülebilir. Kişi söylediği şeyin farklı bir anlam taşıdığını düşünüyorsa tekfir edilmez. Kişi, baskı veya tehdit altında söylemişse tekfir edilmez. Özetle, bir kimse zahiren Müslüman ise küfre düşürücü bir söz veya iş yaptığında hemen tekfir edilmez. Öncelikle niyeti, cehaleti, kastı incelenir. Eğer kişi hatasını fark eder ve tevbe ederse Müslüman olarak kabul edilmeye devam edilir.
dini soru konusundaki diğer fetvalar
Kapitalist dünya insanları paraya tapınır, onun için yaşar hâle getirmek için bin bir hileyi kullanabilmektedir. İnsanlar sürekli alışveriş merkezlerinde bulunsun, sürekli kazanma hırsı ile yaşasın, sürekli borçlu olsun için projeler üretmektedir. Bunların bir bölümü tamamen sakıncalarla dolu iken bazılarında mubah olabilecek yönler bulunabilmektedir. İyi bir takva hayatı yaşamak isteyen mümin bunlardan külliyen uzak kalmak durumundadır. Tamamından uzak kalamayan en azından bu tür hileleri normal görmemeyi bilmelidir. Burada zikrettiğiniz uygulama, yüzeysel olarak sakınca yokmuş gibi görülmektedir. Neticede kimse kimseye bir kuruş hayrına vermiyeceğine göre boyası ilk yağmurda ortaya çıkacak işlerden uzak durmak en güzelidir.
Böyle bir sözün kaynağı yoktur olsa da ‘bizi cehennem azabından koru’ demeyi emreden ayetin özüne ters bir cümledir bu. Ebu Bekir radıyallahu anh ateş korkusundan ürperen bir insan olarak Rabbine gitti. Bu bir felsefe olabilir. O da sahabe felsefesi değildir.
SALTANAT ile bir kişinin tek otorite olmasını kastediyorsanız şunu bilmek gerekiyor: Bizim imanımıza göre Allah’tan başka tek otorite asla yoktur. Hiçbir şekilde bir kişinin otoritesine dayalı sisiteme İslamî sistem denemez. Bizim iman ettiğimiz değerlerdeki idare sistemi KULLARIN BAŞINDA BİR KUL mantığına dayalıdır. O da ŞÛRA üzerine yerleştirilmiş bir zeminde idarecilik yapar. SALTANAT ile idarenin babadan oğla geçmesini kastediyorsanız, baba ve oğul aranan özelliklere sahip ise bunda bir sakınca görülmeyebilir.
Zikrettiğiniz isimler bu ümmetin içinde sivrilen kimselerdir. Onlar veya bir başkaları hakkında; onları mümin kabul ettiğimiz sürece zekatı onlara vermemizde bir sakınca yoktur. Elbette kendi akrabanız varsa ona veya sizinle yakın bağı olan kimselere vermeniz daha evla olandır.
Bunu bir Hıristiyan/Müslüman konusu yapmak yanlıştır. Konuyu resim çektirme başlığı altında ele alabiliriz. Genel olarak caiz olacağını bildiğiniz resim o şekilde de çekilebilir. Bir de meseleyi vakar açısından ele alabiliriz. Vakar sahibi bir mümin seviyeli seviyesiz her işe dadanmamalıdır.
Bunun dini bir boyutu yoktur. Eşlerin aralarındaki muhabbetle çözecekleri bir sorundur bu. Sizin bunu dert etmeniz şeytana kapı aralayabilir. Bir bayan olarak bunu bayanlığınızı kullanarak ve hissettirmeden çözmeniz gerekir. Şeytana aranıza gireceği bir kapı aralamayın.