Fetva Meclisi
Soru
Hocam, zekât ve kurbanımı vahhabi veya selefi birisine vermemin bir mahsuru olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Her iki kişi de zekât verebilirler. Allah'a emanet olun.
Aynı evde de olsanız ferdi mülkiyet olduğundan fakir olan kardeşe zekât verilebilir.
Müslüman namazlı birisine ev borcu olduğu için zekât verilebilir elbette.
Selamünaleyküm. Böyle bir mekruh yoktur.
Selamünaleyküm. Herhangi bir kural yoktur; biri ile zikir yapılabilir, birden fazlası ile yapılabilir.
Verebilirsin ve güzel de edersin. Allah kabul etsin.
dini soru konusundaki diğer fetvalar
Bunun dini bir boyutu yoktur. Eşlerin aralarındaki muhabbetle çözecekleri bir sorundur bu. Sizin bunu dert etmeniz şeytana kapı aralayabilir. Bir bayan olarak bunu bayanlığınızı kullanarak ve hissettirmeden çözmeniz gerekir. Şeytana aranıza gireceği bir kapı aralamayın.
TEKFİR dini bir kavram olarak vardır, dışarıdan ithal kavramlardan değildir. Tekfir, bir insanın mü'min olmadığını söylemek anlamına kullanılmaktadır. Bu o kişinin hiç mü'min olmamışliğinı da ifade edebilir, mü'min iken sonradan dinden çıkmışlığı için de kullanılabilir. Ne yazık ki, mü'min iken bile dininden çıkabilme riski insan için vardır. Bu kavram da ona işaret etmektedir. Tekfir yani bir insanın mü'min olmadığına dair iddia ağızdan çıkabilecek en ağır sozlörden biridir. Kesinlikle kişinin itirafına, tartışmasız belgelere ve fetvaya ehil bir heyete dayalı olarak ortaya konabilir. İnsanların birbirlerini tekfir etmeleri mü'min toplum adına riski ağır bir erezyon başlangıcı olabilir. Çok açık bir şekilde bilinmelidir ki tekfir, Allah adına hüküm vermektir. ‘Allah böyle diyor’ demek kadar ağır ve sorumluluk gerektiren bir söz olabilir mi? Tekfir beraberinde tekfir edilen için öldürülmeyi hak etme, miras alıp vermesine engel, nikâhının düşmesi gibi çok ağır sonuçlar getirir. Bu nedenle de ümmetimizin orta çizgisi olan ehlisünnet anlayışı tekfiri kullanmayı zor şartlarla sınırlamıştır. Bu ümmetin ulemasının konuşabileceği böyle ağır bir konunun halk düzeyine indirgenmesi olsa olsa kıyametin yaklaştığını gösteren bir işaret olabilir. Allah’a sığınılması gereken bir durum olarak görürüz bu durumu.
Kapitalist dünya insanları paraya tapınır, onun için yaşar hâle getirmek için bin bir hileyi kullanabilmektedir. İnsanlar sürekli alışveriş merkezlerinde bulunsun, sürekli kazanma hırsı ile yaşasın, sürekli borçlu olsun için projeler üretmektedir. Bunların bir bölümü tamamen sakıncalarla dolu iken bazılarında mubah olabilecek yönler bulunabilmektedir. İyi bir takva hayatı yaşamak isteyen mümin bunlardan külliyen uzak kalmak durumundadır. Tamamından uzak kalamayan en azından bu tür hileleri normal görmemeyi bilmelidir. Burada zikrettiğiniz uygulama, yüzeysel olarak sakınca yokmuş gibi görülmektedir. Neticede kimse kimseye bir kuruş hayrına vermiyeceğine göre boyası ilk yağmurda ortaya çıkacak işlerden uzak durmak en güzelidir.
Kızım, 'ilahiyat okumak günahtır' sözü çok ağır olmuş. Böyle dememiz yerinde olmaz. Onun yerine 'ilahiyatta okuyan kızları günahlar çarpabilir' şeklinde bir söz daha doğru olur. Sen de madem cenneti istiyorsun, iş kolaylaşmıştır. Günahlara karşı kendini koruyabildiğin kadar okumaya devam et. Böylece aileni de üzmemiş olursun. Gevşeme riski hissedince o gün terk et orayı, aileni veya hiç bir beşeri takma ve terk et. Böylece mümin kız hassasiyetini korumuş olursun.
Hiç bir gün kusursuz olmayacaksın, kemâle asla ermeyeceksin. Sen insansın, kusursuz olamazsın ama kusurundan ötürü boynu bükük, kalbi mahzu olursun. O da sana yeter. Bildiğin her cümlenin hocası ol. Attığın her adımı kopyalanacak diye at. Umutlu ol, aktif ol. Öğrenmek ve öğrendiğini yaşamak mücadelen son nefesine kadar devam etsin. Bu kararlılığını imanının gereği gibi bil. Dua et, sabret.
Böyle bir sözün kaynağı yoktur olsa da ‘bizi cehennem azabından koru’ demeyi emreden ayetin özüne ters bir cümledir bu. Ebu Bekir radıyallahu anh ateş korkusundan ürperen bir insan olarak Rabbine gitti. Bu bir felsefe olabilir. O da sahabe felsefesi değildir.