Fetva Meclisi
Soru
Hocam, çok değer verdiğimiz bir yakınımız bu veba hastalığına yakalandı. Zamanında birimiz hasta olsak o bir hemşire gibi etrafımızda bulunurdu ama biz yanın gitmek bir kenara evine bile gidemiyoruz. Çok üzgünüz çok endişeliyiz. Onun için ve bizim için neler yapabiliriz? Ne olur ilgilenin bizimle. Allah razı olsun sizden.
Cevap
Benzer fetvalar
Biz Allah’ın kullarıyız. Bizi yaratan, kaderimizi yazan odur. Böyle inanıp böyle yaşayan için hayat kısa bir imtihandır. O imtihanda elinden geleni yapar, gerisini Rabbine bırakır kul. Böylece de her durumda kalbi huzur içinde olur. Asla bugünkü durumunuza size son on dakikanızdır denecek durum arasında fark görmeyin. Şimdi de o on dakikada da siz Allah’ın kulusunuz, sizin için bir şey değişmemelidir. Allah tamam demedikçe sizi kimse bu dünyadan çıkaramaz. Adına hastalık dönemi demeyin, hayatınızın bir anı deyin, öyle görün, şeytan sizinle oynamasın, ona fırsat olacak dalgınlıklar içine girmeyin. İşinizi ve meşguliyetinizi hiç bırakmayın. Gücünüz yettikçe çalışın. Doktor izin vermeyince kenara çekilin. İbadetler ve sadaka için son nefes engeldir. Son nefesinize ise sizin bilmediğiniz kadar uzun bir zaman vardır. İki şeye dikkat edin. Birincisi size moral kırıcı telkinlerde bulunacak arkadaştan uzak durun. İkincisi de, başta Kur'an ve zikir olmak üzere manevi takviyeyi eksik etmeyin. Kur'an okuyun. Hayat sizi sıkıştırdıkça Kur'an’a sarılın. Dua edin. Allah Teâlâ’dan size afiyetler dilerim, sıhhatiniz için dua ederim.
Allah Teâlâ size rahmeti ile muamelede bulunsun. Siz de biliyorsunuz ki babanız sizin cennetinizdir. Cennetten önce de biiznillah siz evlatlarınızdan hayır göreceksiniz. Aman sabredin, aman yılmayın. Ne kaldı şu dünya hayatından. Şu kadar yıldır çekiyorsunuz, çoğu gitti azı kaldı sayın. Sabredin ve karşılığını Allah’tan bekleyerek yapın yapacağınızı. Size tavsiyem, bir psikologla muhakkak görüşün. Ola ki gözünüzden kaçan bir şeyi size tavsiye eder. Bir de şunu söyleyebilirim: Aile fertleri hepiniz aynı anda hizmette bulunmayın. Bir tür nöbet oluşturun. Çevrenizde bakımevi bulunuyorsa biraz dinlenmek için ve orada daha iyi bakılabilir umudu ile babanızı oraya yerleştirebilirsiniz de. Ne edin edin işi sonuna kadar getirip ipi salmayın. Allah yardımcınız olsun. Size dua ediyorum.
Allah Teâlâ size sabırlar ihsan etsin. Tam anlamı ile bir afet yaşamışsınız. İnşaallah bunlar sizin sevap hanenizde olur. Ne edin edin annenize düşmanlık olacak bir iş yapmayın. Onun ıslahı için çok dua edin. Babanızla arasına hakem olarak girmeyin. Ona kötülük yapmayın, iyilik yapmaya da gönlünüz elvermiyorsa kenarda durun. Bir gün size muhtaç olursa ya da Rabbine dönmeyi akıl ederse annenize sahip çıkın. Onu bir kazada ölmüş gibi kabul edin ama düşman listesine koymayın. Rahmeti kâinatı hadsiz hesapsız bir şekilde kuşatan Allah Azze ve Celle, annenizden bin kere daha beterlerine bile kapısını kapatmıyor. Onun zavallı kulları olarak biz de içimize sinmese dahi kimseye kapı kapatmamayı tercih etmemiz gerekir. Hele sizi doğuran bir kadın için bunu öncelikli olarak düşünmeye gayret edim. Tahmin edebiliyorum böyle bir şey sizin için çok zor olacaktır. Olsun varsın zor olsun, siz zor olan da olsa Rabbinizin rızasına daha yakın olanı yapmaya çalışın. Annenizi sık sık gündem yaparak kardeşler arasında birbirinize nefret aşısı yapmayın. Size sabırlar dilerim Rabbimden. Biiznillah bu sıkıntınız da sizin ecir hanenize yazılacaktır. Kalbinizi huzurlu tutun.
Âmin güzel kardeşim âmin. Size, bize ve hepimize, gayeleri tespit etme planı niteliğinde olması için şunları söyleyebilirim: Hayatımızı ne kadar Allah’tan korkma, ona umut bağlama ve rızasını arama üzerine geçirdiğimizi test edelim. Kendimize Ashab-ı Kiramı örnek alalım. “O benden razı olsun da…” diyen salih kullarını rehber edinelim. Bundan sonraki yaşamımız böyle olsun diye de sık sık bu testi yapalım. Test sonuçlarına göre de gerekeni yapmaya çalışalım. İbadetler kadar ahlâkımızı da önemseyen bir Müslümanlık yaşayalım. Ahlâk giderse veya erirse beraberinde din de eriyebilir diye dikkat edelim. Bu ahlâkı da öncelikli olarak ailemizde, çevremizde ve bütün toplumda oluşturma gayretinde olalım. Böyle zamanlarda yani fitnenin ve belaların yoğunlaştığı zamanlarda insanlar kendi canlarının derdine düşerler. Biz ise ümmet olarak bu hayattan mesul olduğumuzu, “ben” olmaktan önce “biz” olduğumuzu unutamayız. Biz mantıklı mü'min olarak yaşayacağız. Çevremizi dert edineceğiz. Ve bu dert ediniş sadece fakirler, hastalar üzerinden olmayacak; insanlığı ve insanı, ahiretin onlardaki göstergelerini de dert edineceğiz. Sonra da gerekenleri yapmaya çalışacağız. Neticelerine bakmadan, sonuç beklemeden Allah’ın emirlerini yerine getiren mü'min olacağız. Farzlar bizim için hayat niteliğinde görevler olacak. Her eksik farz bizim için nefes alınamamış bir saat gibi kabul edilecek. Zaman konusunda her zamankinden daha hassas olacağız. Artık saat değil dakika kullanma vaktidir diye düşüneceğiz. Kıyamete veya bizim hususi kıyametimize çok kalmadı şuuru bunu gerektirir. Olaylar ve gelişmeler her ne olursa olsun, bizim Rabbimiz Allah’tır dediğimize göre asla ve asla umutsuz olmayacağız. Kıyametin kopmasına on dakika kala bile elimizdeki fidanı dikeceğiz. O fidan çocuk olur, iki rekât namaz olur, bir sadaka olur, bir iyiliği tavsiye olur, anne babaya hizmet olur… Her ne olursa… Dinimizi ve kulluğumuzu şüpheler sarmalında tutmayacağız. Dünyada tek kalsak bile biz devam ettiririz diye imanımız olacak. Bütün insanlık gitse de ben tevhidi sürdürürüm diye düşüneceğiz. Böyle bir yürekle şeytanın karşısında duracağız. İlk belada dökülenlerden olmaktan utanmalıyız. Belalar yağmaya başlasa bile biz eşimizle beraber, “üçüncüsü Allah olan...” diye itikat edeceğiz ve üzülmeyeceğiz, yıkılmayacağız, çökmeyeceğiz. Belaların altında ezildiğimizi çocuklarımıza göstermeyeceğiz. Bela geldikçe biz duaya sarılacağız. Zikre sarılacağız. Secdeye kapanacağız. Ama bir dakika bile umutsuz kalmayarak şeytanı çıldırtacağız. Doğruluk, ihlas bizim sembolümüz olacak. Mü'minler olarak aramızdaki kardeşliğimizi her zamankinden daha fazla koruyacak ve canlandıracağız. O kardeşlikten Allah’ın rızasını umacağız. Rabbim muvaffak kılsın.
Belirttiğiniz gibi içinizde bu hislerin oluşması, son zamanlarda sürekli aklınızda olması, sevdiğiniz insanlarla ilgili endişeye kapılmanız bir problem değildir. Genelde bu düşünceler ve beraberindeki kaygılar kısa bir zaman sonra hafifleyip kendi normalinize dönecektir. Lâkin gün içinde çoğu vakti bunu düşünerek geçiriyorsanız, bu durum sizi var olan gündelik işlerinizden alıkoyuyorsa ya da yapmak istediğiniz planları sırf bu düşünceler yüzünden öteliyorsanız burada bir uzman desteği almanızı öneririm. Kendinizi gözlemleyerek bir karar verebilirsiniz. Ölümü elbette ki değiştiremeyiz ve kontrol edemeyiz. Ama kendi düşüncelerimizi ve davranışlarımızı değiştirebiliriz. Bu konu hakkındaki düşüncelerinizi arttırırsanız düşünceler daha da büyür ve beraberinde kaygılar başlar. Bu düşünceler en çok ne zamanlar geliyor ve geldiğinde size neler söylüyor bakın. Sonra ise bunun sizden bağımsız bazen büyüyen bazen küçülen aslında yönetilebilen bir durum olduğunu fark edin. Bazen bu, direksiyonun sahibiymiş gibi hareket etse bile asıl sahibin siz olduğunu, hâlâ kalbinizin attığını, varlığınızı ve yapılacak birçok şey olduğunu kendinize hatırlatın. Ve ne zaman öleceğim benimle ilgili değil ama nasıl yaşayacağım benimle ilgili. Kısa vadede bu problemi küçültmek için değer verdiğiniz insanlarla birlikteliğinizi arttırabilirsiniz. Yaptığınız güzel işler ve size verilenler için şükredebilirsiniz, ibadetlerinizi çeşitlendirebilirsiniz. Bu zamanlar kişi için fırsata çevrilebilen kıymetli dönüm noktaları olabiliyor. Geçmişinizi değerlendirip zorlu yanlarınızla daha çok ilgilenebilirsiniz. Uzun vadede ise şu anki durumunuz sizi gelecekte daha iyi bir yere götürüyor mu bakın. İnancınız ve değerleriniz doğrultusunda düşünerek şu an nasıl biri olduğunuzda, neler yapıyor olduğunuzda size ve hayatınıza uygun bir gelecek olacağına bakın ve notları alın. Tüm bu süreçlerde Allah hayırlı bir kul olarak yaşamayı, gayretli ve hayırlı insanlarla birlikte olmayı nasip etsin.
Evet, büyük bir felaket geçirdik. O felaketin büyüklüğü kadar da dert getirdi ardından. Allah yardımcımız olsun. Ölen kardeşlerimize rahmet etsin. Hastalarımıza şifalar versin. Yakınlarını kaybeden kardeşlerimize sabır versin. Âmîn. Böyle büyük bir felaketin ardından dört noktadan sarsılmamaya dikkat etmemiz gerekiyor: Allah’a imanımız ve dinimiz üzerinden şeytan ve ona yataklık edenler bizi eritmeye çalışabilirler. Başımıza bu kadar büyük bir felaket geldikten sonra bir de “Bu kader miydi değil miydi?” türünden, şu andaki acıya bir çare olmayacak tartışmalara çekilmemiz ne depremle vurulmuş kardeşlerimize ne de onları ekranlarda izleyenlere bir fayda sağlamayacaktır. Sadece boş konuşmalara dalıp imanımızı ve dinimizi daha zayıf bir noktaya çekecektir. Bu da bile bile zarara girmektir. Bir kere olayın şokundan kurtulmuş değiliz. Yapmamız gereken çok acil işlerimiz var. Böyle konularla ne vakit ne de enerji israf edemeyiz. Psikolojimiz bizi ayakta tutan en önemli kaynağımızdır. Şehirleri harap eden böyle büyük bir felaketin önünde direnebilecek insan maneviyatı neredeyse yoktur diyebiliriz. Depremden öncesinde de gergindik zaten. Sürekli deprem izleyerek, konuşarak, tartışarak, yorumlayarak kendi yaramızı kanatıp duruyoruz. Biraz kendimize ve beynimize acıyıp dinlensek daha iyi olur. Evet, acının içindeki kardeşlerimiz ölümlerden ölüm beğenecekleri bir fırtınanın içindedirler ama insan en acılıdan ise acılıyı tercih edebileceği bir mantık üzerinde yaşamalıdır. Birbirimize merhametimiz olmalıdır. Boşboğazlığımız, her söze inanıyor olmamız, kör kuyuya kör taş atmamız asla Müslümanca değildir. Böyle zor zamanlarda ekmek ve su kadar belki de daha fazla morale ve manevi desteğe ihtiyacımız vardır. Din ve mal üzerinden hatta namus üzerinden ortaya atılan şayialarla meşgul olunması bir seviyesizliktir. Birbirimize moral kaynağı olmak borcumuzdur. Ekonomimiz yani mal bağlantılarımız bir depremle olduğu gibi gidebiliyor veya gitme noktasına gelebiliyor. Rızkın Allah’tan olduğuna iman ediyoruz ama rızık yollarını açmak da bizim görevimizdir. Bu nedenle birbirimizin ekonomik ihtiyaçlarına karşı daha ciddi olmak ve her şeyimiz gitmiş olsa dahi “canımız sağ kaldı ya” diyebilmeliyiz. Ekonomiyi her şey görmek, bu felakette sağ kalanla ölen arasında hiç fark yokmuş gibi zannetmek olmaz mı? Ve çok önemli bir nokta da şudur: Milyonlarca insanın himayesinde olduğu bir devleti sokak ağzı ile yıpratmak, değersizleştirmek insanın kendi bastığı dalı kesmesi olur. Evet, devletin de yetersiz olabileceği an ve durumlar olabilir ama bir vatandaşın bir isteği gerçekleşmedi diye devleti bitirmek çok insafsızca ve anlamsız bir iştir. Devletin de neticede bizim gibi insanlardan oluştuğunu, biz ne isek devletimizin de o olacağını düşünememek yanlıştır. Dilerim Allah Teâlâ böyle felaketlerle bizi bir daha yüzleştirmez ve bize basiretli işler yapmayı nasip eder. İbret alınmayan her felaket yenisini çağıran bir işaret olur maazallah. Allah milletimize rahmet etsin. Akıbetimizi hayır etsin. Âmîn.
Corona konusundaki diğer fetvalar
Cuma namazı vaktinde ticaretin haram olması, Cuma namazı kılması farz olanlar için bir kuraldı. Nedeni de Cuma namazına mani oluşturması ihtimali idi. Bu durumda ‘Cuma namazına mani olma’ riski bulunmadığına göre o saatte ticarete de engel yok demektir.
Cuma namazı öğlen namazı değildir. Öğleni camide kılamadığımız için evde tek veya cemaatle kılabiliriz. Cuma namazı ise sadece camide ve devletin tayin ettiği görevlinin arkasında kılınır. İbadet ciddiyetimizle duygusallığımızı karıştırmamalıyız. Cuma kılamama nedenimiz biiznillah makuldür. Bu nedenle bir vebalimiz yoktur.
Bu süreci yürüten doktorun tavsiyesine uyarsanız vebal altında olmazsınız biiznillah.
Bu şartlarda öyle bir şey olamaz. Bu durum daha da değişirse belki düşünülebilir. Bunun tek istisnası, hastalığa yakalanan ve tedavisi yapılan kimseler olabilir.
Sorunuz: Nafile oruçları erteleme anlamında ise cevap şudur: Nafile adı üstünde Müslüman’ın dilediği zaman yaptığı bir ibadettir. Her zaman için yapmak veya yapmamak serbesttir.
Bulaşıcı hastalık zamanında insanların topluca bulundukları yerler için DEVLETİN belirleyeceği kurallar arasında; cuma ve bayram namazlarının kılındığı cami ve mekânları kapatmak gibi bir tedbir uygulanıyorsa, cuma namazı öğle namazı olarak eda edilebilir. Bulaşıcı hastalık kendisine isabet etmiş bir kişi cuma namazı için ona tahsis edilebilecek bir yer sağlanamıyorsa cuma namazına gitmemelidir. Ulemanın cumhurunun görüşü bu şekildedir.