İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Diyanet Fetva Kurulu

Soru

Duaların sonunda söylenen “âmin” sözü ne anlama gelir; bunun dinî dayanağı nedir?

Cevap

Âmin, “kabul buyur” demektir. Dualardan sonra “âmin” deme uygulaması sünnetle sabittir. Hz. Peygamber (s.a.s.), “İmam ‘âmin’ dediği vakit siz de ‘âmin’ deyiniz. Zira kimin ‘âmin’ demesi meleklerin ‘âmin’ demesine denk gelirse, o kişinin geçmiş günahları affolunur.” (Buhârî, Ezân, 111-113 [780-782]; Müslim, Salât, 72 [410]) buyurmuştur. Namazda Fâtiha sûresi okunduktan sonra âmin demek de sünnettir. (İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 14 [853-855])
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

“Âmîn”, Yüce Allah’ın kabuletmesini temenni etmek amacıyla duanın sonunda söylenensözdür. Hz. Peygamber(s.a.s.), duanın sonunda “âmîn” denilmesini tavsiyeetmiştir. (Buhârî, Ezân, 111 [780]; Müslim, Salât, 72-75 [410]) Hanefî mezhebine göre Fâtiha’nın sonunda “âmîn”in gizli söylenilmesi sünnettir. Bu konuda imam, cemaat ve yalnız başına kılanlar arasında fark yoktur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/493) Şâfiî mezhebine göre ise “âmîn”, açık kıraatli namazlarda açıktan, gizli kıraatli namazlarda gizlice söylenir. (Şîrâzî, el-Mühezzeb, 1/139-140)

Namazda Fâtiha suresi okunduğunda “âmîn” demenin hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Âmin “kabul et Allah’ım” anlamında bir duadır. İnşaallah ise “Allah dilerse” anlamındadır. Buna göre de “Allah dilerse, kabul et” demek gibi bir garip ifade oluşur. Din açısından sakıncası olmasa bile dil zevki bakımından devrik bir ifade olacağını zannederiz.

Hocam “Âmin” ve “İnşaAllah” kelimeleri yan yana kullanılır mı?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Fatiha'dan sonra temin yapmak yani 'âmin' demek, kişinin kendi duyacağı kadar olmalıdır.

Farz namazda imamla kılarken Fatiha’ya gür sesle âmin demek doğru mu?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İmam ve cemaat olarak namaz içinde tekrarlanacak Fatiha’dan başka bir yerde ‘âmîn’ telaffuzu şeklinde bir Sünnet yoktur. Allah Teâlâ amellerimizi kabul buyursun.

Fatiha'nın arkasından 'amin' diyoruz, ve bu sünnet. Bunun gibi Kur'an-ı Kerim'de
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dikkatiniz için teşekkür ederim. 'Amin telaffuzuna benzer ikinci bir sünnet yoktur.' şeklinde olsa daha iyi anlaşılacaktı. Allah razı olsun.

"İmam ve cemaat olarak tekrarlanacak ‘âmin’ telaffuzu gibi bir Sünnet namazda yo
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Sübhaneke dediğiniz duanın adı İSTİFTAH'tır. Onun okunması yeterlidir. Besmeleye gerek yoktur. İmam seslice Fatiha okuduğunda amin denmesi Sünnet'tir. İmamın okuduğunu duymayan ise âmin demez.

Selamünaleyküm hocam. İmama uyan Subhaneke duasını okuduktan sonra besmele çekip

İBADET, DUA ve TÖVBE konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslâm dinine göre dua için mutlaka uyulması gereken özel bir zaman ve mekân tahsis edilmiş değildir. Her yerde her zaman dua edilebilir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Akşama ulaştığınızda ve sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde, Allah’ı tesbîh edin (namaz kılın). Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” (er-Rum, 30/17-18) buyrularak, ibadet ve duanın gün içine yayılmasının önemi vurgulanmıştır. Bununla birlikte Kur’ân ve hadislerden anlaşıldığına göre gece seher vaktinde yapılan dualar daha makbuldür. (Tirmizî, Deavât, 79 [3499])Âl-i İmrân sûresi 16-17. âyetlerde cennetlikler şöyle müjdelenir: “(Onlar) ‘Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru’ diyenler; sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” Bir başka âyette de şöyle buyrulmuştur: “Onlar, geceleri az uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.” (ez-Zâriyât, 51/17-18) Hadis-i şeriflerde duaların kabul edileceği bazı vakitler belirtilmiştir: Ramazan geceleri, Arafat vakfesi, Berât ve Kadîr geceleri, cuma günleri, gece vakitleri, ezân okunduğu ve kâmet getirildiği vakitler ve farz namazların sonrası bunların bir kısmıdır. (Buhârî, Cum`a, 37 [935]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 166 [757]; Cum`a, 13-15 [852]; Ebû Dâvûd, Salât, 35 [521]; Tirmizî, Deʽavât, 79, 122 [3499, 3585]; 85 [3513]; İbn Mâce, Sıyâm, 48 [1752]; İkâmetü’s-salavât, 191 [1388-1390])

Her zaman dua edilebilir mi, dua için belirlenmiş özel vakitler var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Duanın, alçak sesle, hüzünlü ve tazarru (yalvararak) ile yapılması adaptandır. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de, “Rabbinize yalvararak ve için için dua edin…” (el-A'râf, 7/55) buyrulmaktadır. Ancak içtenlikle ve samimi olduğu sürece, sesli olarak dua edilebilirse de sessiz olması daha uygundur. Hz. Peygamber (s.a.s.), bir yolculuk esnasında sesli olarak tekbir ve tehlil getirmeye başlayan bir grup sahabiye, “Ey insanlar! Kendinize merhamet edin; siz ne duymayana dua ediyorsunuz ne de uzakta olan birisine. Muhakkak siz, işiten, yakın olan bir zata dua ediyorsunuz ki O sizinle beraberdir.” (Müslim, Zikir, 44 [2704]; bk. Buhârî, Cihâd 132 [2992]; Megâzî 39 [4205]) buyurmuşlardır.

Dua ve zikir sesli mi, yoksa sessiz mi yapılmalıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Duanın kabul edilmesi için şu hususlara riâyet edilmesi gerekir: a) Duadan önce tövbe ve istiğfar edilmelidir. Günah işleyen, haramlardan uzak durmayan bir kulun duası kabul edilmeye layık değildir. Bu bağlamda Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şu hadisi çok dikkat çekicidir: “Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam ellerini semaya kaldırarak, ‘Yâ Rabbi, Yâ Rabbi’ diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?” (Müslim, Zekât, 65 [1015]) b) Duaya Allah’a hamd, Peygambere salât-ü selâm ile başlanmalı; yine salât-ü selâm ve Allah’a hamd ile bitirilmelidir. Fedâle b. Ubeyd’den (r.a.) rivâyete göre o, şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.s.), (mescidde) oturmakta iken bir adam geldi, namaz kıldı, sonra şöyle dua etti: Allah’ım beni bağışla, bana acı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), ‘Ey namaz kılan, acele ettin, namaz kılıp oturduğun vakit Allah’a layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salât ve selâm et, sonra da yapacağın duayı yap.’ Bundan sonra başka biri namaz kıldı. Namazdan sonra Allah’a hamd etti ve Peygambere salât ve selâm getirdi. Başka bir şey yapmadı. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.), o kimseye: ‘Ey namaz kılan kimse! Dua et, duan kabul edilsin.’ dedi.” (Tirmizî, De‘avât, 65 [3476]; Nesâî, Sehiv, 48 [1284]) c) Dua içten, tevazu ile ve yalvararak yapılmalıdır. Bir âyette şöyle buyrulmaktadır: “Rabbinize alçak gönüllülükle yalvararak ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.” (el-A'râf, 7/55) Bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmaktadır: “Allah’a kabul edileceğini gerçekten inanarak dua ediniz. Bilin ki Allah, ciddiyetten uzak ve umursamaz bir kalp ile yapılan duaları kabul etmez.” (Tirmîzî, Deavât, 66 [3479]) d) Israrla dua edilmelidir. Bir mümin, ettiği duanın kabul edilmesi hususunda aceleci olmamalıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Sizden herhangi biriniz ‘dua ettim de kabul olunmadı’ diyerek acele etmediği sürece duası kabul olunur.” (Buhârî, De‘avât, 22 [6340]; Müslim, Zikir, 90-92 [2735] ) e) Umut ve korku içinde dua edilmelidir. Kur’ân’da şöyle buyrulmaktadır: “Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.” (el-Enbiyâ, 21/90) f) Dua her zaman yapılabilirse de bazı vakitlerde yapılması daha makbul görülmüştür. Bu vakitlerden biri de seher vaktidir. Allah Teâlâ, geceleri dua, ibadet ve istiğfar ile meşgul olanları Kur’ân-ı Kerîm’de övmekte ve şöyle buyurmaktadır: “Onlar, geceleri az uyurlardı. Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.” (ez-Zâriyât, 51/17-18) Hz. Peygamber’e (s.a.s.), 'Ey Allah’ın Resûlü, hangi dua daha makbuldür?' diye sorulunca, ‘Gece yarısı ve farz namazlardan sonra yapılan duadır.’ cevabını vermiştir.” (Tirmizî, De‘avât, 79 [3499])

Duaların kabul olması için ön şartlar var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ayakta, oturarak veya yatarak Allah’ı anmakta, dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar.” (Âl-i İmrân, 3/191) buyrulmaktadır. Berâ b. Âzib’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) yatağına uzandığında, sağ tarafı üzerine yatar ve şöyle dua ederdi: اللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ، وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ، وَوَجَّهْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ، وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ، لاَ مَلْجَا وَلاَ مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ، آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ، وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ. “Allah’ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana ısmarladım. Yüzümü sana çevirdim. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin Kitab’a ve gönderdiğin Peygambere inandım.” (Buhârî, Vudû’, 75 [247] Müslim, Zikir, 56-58 [2710]) Aynı sahabi, Resûlullah'ın (s.a.s.) kendisine; “Yatağına gireceğin zaman namaz abdesti gibi abdest al, sonra sağ yanın üzerine yat ve bu duayı oku ve bu duanın sözleri yatmadan önceki son sözün olsun.” (Buhârî, Vudû’, 75 [247]; Müslim, Zikir, 56 [2710]) buyurduğunu nakletmiştir.

Yatarak dua etmekte bir sakınca var mıdır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ezândan sonra, Hz. Peygamber’e (s.a.s.) salavât getirmek sünnet; vesile duasını yapmak menduptur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/397-398) Bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ezânı işittiğiniz zaman, onun dediğini tekrarlayın. Sonra bana salât getirin. Çünkü gerçekten kim bana bir defa salât getirirse, Allah onu on rahmet ile anar. Sonra da benim için Allah’tan vesile isteyin. Çünkü vesile cennette bir makamdır ki, ancak Allah’ın kullarından bir kula layık görülmüştür, umarım ki o kul ben olayım. Artık kim benim için Allah’tan vesile isterse, şefaatim ona helal olur.” (Müslim, Salât, 11 [384]) Konu ile ilgili olarak Buhârî’de yer alan rivâyet şöyledir: “Her kim ezânı işittiğinde ardından; اللَّهُمَّ رَبَّ هذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامةِ والصَّلاةِ القَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدا الوَسِيلَةَ والفَضِيلَةَ وابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمودًا الَّذِي وَعَدْتَه. Ey bu tam davetin ve kılınmak üzere olan bu namazın Rabbi olan Allah’ım! Muhammed’e vesileyi, fazileti ihsan et. Bir de kendisine vadettiğin Makam-ı Mahmûd’u verip oraya ulaştır’ derse, kıyamet gününde benim şefaatim ona helal olur.” (Buhârî, Ezân, 8 [614]) Bazı kaynaklarda, duanın sonuna “sen va’dinden dönmezsin.” ifadesi eklenmiştir. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 1/603-604 [1933]) Ezân bittiğinde onu duyanlar bu hadiste ifade edildiği şekilde dua ederler. Ayrıca “Ezân ile kâmet arasında dua reddolunmaz.” (Ebû Dâvûd, Salât, 35 [521]; Tirmizî, Salât, 44 [212]) hadisi gereği, vesile duasının ardından başka dualar da yapılabilir. (Nevevî, el-Mecmû’, 3/118)

Ezan duasının dinî hükmü nedir ve nasıl yapılır?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dua sırasında avuçlar yukarıya gelecek şekilde elleri açık tutmak, istek ve niyazın anlamına uygun bir hâldir. Ellerin yukarıya, göğe doğru kaldırılması Allah’ın gökte, belli bir mekânda oluşundan değil, göklerin yücelik ve azameti temsil etmesi sebebiyledir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), dua ederken bazen koltuklarının beyazlığı görünecek kadar ellerini kaldırırdı. (Buhârî, De‘avât, 23 [6341]) Hz. Peygamber (s.a.s.) buyuruyor ki; “Allah’a avuçlarınızı yukarıya getirerek dua edin, ellerinizin tersini değil. Duayı bitirdiğiniz zaman da ellerinizi yüzünüze sürün.” (İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 119 [1181]; Duâ, 13 [3866]) Ancak Hz. Peygamber’in (s.a.s.), bela ve musibetler sırasında dua ederken avuçları yere bakacak şekilde dua ettiği (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/56 [16613]; Azîmâbâdî, ‘Avnü’l-ma‘bûd, 4/251 [1486]), yine Resûlullah’ın (s.a.s.) ellerini kaldırmadan da dua ettiği rivâyet edilmiştir. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/181 [12890]) Dua sırasında normal olarak omuz hizasına kadar kaldırılan ellerin (Buhârî, De’avât, 23 [6341]; Ebû Dâvûd, Tefrî‘u ebvâvi’l-vitr, 23 [1489]) arası normal aralıkta tutulur. “Hz. Peygamber (s.a.s.), dua sırasında ellerini bir araya getirdi.” (bk. Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân, 14 [5017])şeklindeki rivâyet, “ellerini bir hizada tuttu; biri aşağıda, biri yukarıda değildi.” (Tahtâvî, Hâşiye, 317-318) şeklinde yorumlanmıştır. Bununla birlikte ellerin birleştirilmesi de mümkündür. Önemli olan husus, bu konuda taassup göstermemektir. Namazlardan sonra veya başka zamanlarda dua ederken elleri yüze sürmek, duada el kaldırıldığında sünnettir. (İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 119 [1181]; Duâ, 13 [3866]) El kaldırmadan dua edildiği zaman, ellerin yüze sürülmesi gerekmez.

Duada ellerin durumu nasıl olmalıdır? Duadan sonra elleri yüze sürmenin dayanağı

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.