Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Elbiseye bulaşan bebek kusmuğu namaza engel olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Evet, kusmuk necistir ve temizlenmesi gerekir. Siz ise annesiniz. Doğurup büyütmeniz bir cihattır. Allah sizden razı olsun, razı olmaktadır da. Bebeğinizin kusmuğu ağzının dolusu olmadıkça onun kusmuğuna necis muamelesi yapmanız gerekmez. Bebeğin bir ağız dolusu ne kadar yeri kirletebiliyorsa o kadar yer kirlenmedikçe elbisenizi değiştirmeniz gerekmez. Allah işinizi kolay kılsın, mübarek olsun.
Kusmuk, mideden geldiği için necis (pis) kabul edilir ve eğer kusmuk avuç içinden daha büyük bir alanı kirletirse bu kısmın yıkanması gerekir. Ancak bu konuda, bebek büyüten annelere bir kolaylık vardır. Şöyle ki annelerin bu durumdan kaçınması zor olacağından (çocuğun aniden zaman zaman kusması gibi) onlara esneklik tanınmış ve bu hüküm onlara yük olmaması için hafifletilmiştir; onlar için necis sayılmaz. Anne dışındakilere kusmuk küçük bir alanı kirletmişse bu namaza engel teşkil etmeyebilir; ancak mümkünse temizlenmesi daha iyidir.
Yeni doğmuş bir bebeğin bedeni necis değildir. İnsan temiz kabul edilir ve doğumla birlikte necis hâle gelmez. Ancak bebeğin üzerindeki kan, doğum sıvıları gibi şeyler necaset kabul edilir ve temizlenmesi gerekir. Yeni doğan bebeğin cildi çok hassas olması münasebetiyle yıkamak zararlı olabilir. Dolayısıyla yıkanma konusu doktorlarla konuşulup ona göre davranılması gereken bir husustur. Bebeğin emdikten hemen sonra kusması ve içtiği sütün olduğu gibi geri gelmesi durumunda bu kusmuk pistir. Ancak, avuç içinden daha küçük bir alanı kirleten kusmuk, namaza engel teşkil etmez. Fakat kusmuk, avuç içinden daha büyük bir alanı kirletmişse bu durumda elbisenin veya bedenin temizlenmesi gerekir. Sadece anne sütüyle beslenen bebekleri olan anneler bu konuda bir zorluk yaşıyorlarsa kolaylık açısından sürekli temizlik yapmaları gerekmez; bu bebeklerin kusmukları onlara necis sayılmaz. Çünkü bu hususta esneklik/müsamaha vardır. Fakat yalnızca anne sütüyle beslenen erkek veya kız bebeğin idrarı necistir. Bulaştığı yerin temizlenmesi gerekir.
Namazın şartlarından birisi necasetten (pislikten) temizlenmektir. Namaz kılacak kişinin elbisesinin, bedeninin ve namaz kılacağı yerin, el ayası miktarında ve daha fazlasında kan, idrar gibi necasetler bulunursa namaza mani olur. Bu miktardan az olan necaset ise ruhsat kapsamında olup namaza engel teşkil etmez. Ancak kişinin bedeninde, elbisesinde veya namaz kılacağı yerde bulunan az veya çok her türlü necaseti temizlemesi namazın ruhuna uygun bir davranış olduğundan, temizleme imkanı olduğunda az da olsa bu pislikle namaz kılmak mekruhtur (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, I, 202-205; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 506, 522-526). Bu itibarla hasta ya da sağlık personelinin üzerine kan sıçramış kıyafeti değiştirme imkanı varsa, namazı temiz giysiyle kılmaya dikkat etmeleri uygun olur. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise yukarıda belirlenen miktarı aşmadıkça kan sıçramış elbiseyle namaz kılınabilir.
a. Yanında çocuğu ile ilgilenecek kimsesi olmayan annenin sürekli ağladığı veya güvenlik sorunu olabileceği için çocuğunu kucağına veya sırtına bağlayarak ya da elinden tutup ona güven vererek namaz kılması namaz açısından sakıncalı olmaz, namaz tamamdır. Böyle bir anne çocuğunu sabit bağlayabilirse o şekilde namazını tamamlar. Sabit bağlayamıyorsa çocuğu tutabildiği gibi tutar mesela secdeye inerken çocuğu yere bırakır ve ağlıyorsa bir kere tesbih ederek secdeyi kısa tutup çocuğu tekrar alır. b. Namazda bedenin, elbisenin ve namaz mekânının necasetten arınmış olması şarttır. Aksi durumda namaz sahih olmaz. Bedeninde, elbisesinde veya taşıdığı bir şeyde necaset bulunan namaz kılmamış olur. Örneğin cebindeki bir şişede necaset bulunan namaz kılmamış sayılır. c. Çocuğu, bezinde necaset bulunduğunu bile bile taşıyarak namaz kılan annenin namazı olmaz. d. Bu durumdaki bir anneye namazın özellikle farzlarını eda etmesini tavsiye ederiz. Sünnet namazları böyle durumlarda bırakabilir. Bundan da asla üzülmemeli, bir ibadetten diğerine geçer gibi görmelidir kendisini deriz.
Aleykümselam. Serçe ve güvercin türü kuşların pisliği bir yoğunluk oluşturmayacak kadar olduğunda namaza mani değildir. Onların beslendiği yer de namaz için engelli bir yer değildir. Yoğunluk ölçümüzü göz ölçüsü ile de alabiliriz, mesela bir avuç gibi kaba bir birikinti için engel diyebiliriz.
TEMİZLİK (TAHARET) konusundaki diğer fetvalar
Özür sahibinin abdesti Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre namaz vaktinin çıkması ile bozulur. Buna göre sabah namazı için alınan abdest sabah namazının vaktinin çıkması (güneşin doğması) ile bozulmuş olur. Ancak sabah namazının vakti içinde özrünün geçici olarak kesildiği bir anda abdest alır ve henüz özrü tekrar ortaya çıkmadan ve abdestini bozacak başka bir şey de meydana gelmeden güneş doğarsa, bu durumda namaz vaktinin çıkmasıyla abdesti bozulmuş olmaz. Özür sahibi kişi güneş doğduktan sonra aldığı abdestle abdestini bozacak başka bir şey olmadığı sürece, cuma namazı dâhil öğle vaktinin sonuna kadar dilediği namazları kılabilir. Çünkü vakit çıkmamıştır. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34; Kâsânî, Bedâ’i, 1/29) Mâlikî mezhebine göre özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/41; Desûkî, Hâşiye, 1/114-118) Bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Kırılan veya yaralı olan bir organı yıkamak, yaraya zarar verirse veya yaranın iyileşmesini geciktirecek olursa üzerine bağlı olan alçı veya bez sargıya yahut bir şeyle bağlanan pamuğa abdestte veya gusülde bir defa mesh edilir. Sargı üzerine meshin meşruluğu sünnetle sabittir. Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: “Bileklerimden biri kırılmıştı. Peygamber’e (s.a.s.) sordum, o da sargıların üzerine mesh etmemi emretti.” (İbn Mâce, Tahâret, 134 [657] 4) Vücudun herhangi bir yerinde kırık, çıkık veya yaradan dolayı sargı bulunduğunda, abdest alırken veya guslederken yaraya zarar vermiyorsa bu sargı çözülerek altı yıkanır ve yaranın üstü mesh edilir. Ancak sargının çözülmesinin zararlı olması hâlinde sargı çözülmeden üzerine mesh edilebilir. Sargının üzerine bir defa mesh edilmesi yeterlidir. Yapılan bu mesh ile o uzuv hükmen yıkanmış olur. Sargının abdestsiz veya cünüp iken sarılmış olması meshe engel olmadığı gibi sargı üzerine meshin belirli bir süresi de yoktur; yara veya kırık iyileşinceye kadar aynı sargı üzerine mesh edilebilir. Bunun da zarar vermesi hâlinde mesh de terk edilir. (Kâsânî, Bedâ’i, 1/13-14) Üzerine mesh ettikten sonra sargının değiştirilmesi veya düşmesi hâlinde, mesh bozulmaz; iade edilmesi de gerekmez. Ancak yaranın iyileşmesi hâlinde, sargı açılmış olsun veya olmasın, mesh bozulur. Sargı veya alçı eğer abdest veya gusül uzuvlarının çoğunluğunu kaplamış ise abdest almak yerine teyemmüm edilir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/102, 260, 280 vd.) “Eğer cünüp iseniz iyice (yıkanıp) temizlenin. Eğer hasta veya seferdeyseniz veya tuvaletten gelmişseniz veya kadınlara dokunmuşsanız (cinsel ilişkiye girmişseniz), su da bulamamışsanız temiz bir toprağa yönelip onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin.” (el-Mâide, 5/6) âyeti bu tür durumlarda teyemmüm edilebileceğini ifade etmektedir.
Namazın sahih olması için bedenin, elbisenin ve namaz kılınacak yerin temiz olması gerekir. Dolayısıyla elbiseye veya bedene yapışık olan kurumuş necasetin bulunması namaza mâni olduğundan temizlenmesi gerekir. Ancak necasetin, elbisede iz bırakmayıp sadece değmiş olması namaza mâni olmaz.
İslâm dininde yükümlülükler mükelleflerin güçlerine uygun olarak belirlenmiştir. “Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.” (el-Bakara, 2/286) âyeti, bu temel ilkeyi açık bir şekilde ortaya koymaktadır. İslâm, özür sahiplerinin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için birtakım kolaylıklar getirmiştir. Bu çerçevede özür sahibi kimsenin çamaşırına özür yerinden çıkarak bulaşan kan, irin, idrar, cerahat gibi şeyler özür hâli devam ettiği müddetçe namaza engel olmaz. Ancak bunlar alınan birtakım tedbirlerle kişinin çamaşırına veya elbisesine tekrar bulaşmayacaksa, necasetin temizlenmesi gerekir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/306-307)
Özür sahibi kimsenin çamaşırına özür yerinden çıkarak bulaşan kan, irin, idrar, dışkı, cerahat gibi şeyler özür hâli devam ettiği müddetçe namaza engel değildir. Zira özür hâli devam ettiği için bundan kaçınılması mümkün değildir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 1/306-307) Kalın bağırsak ameliyatı olup da sürekli dışkı çıkaran ya da bir namaz vakti hiç kesilmeden dışkı çıkarıp sonra da her namaz vakti bu özrü en az bir kez tekrarlanan kişi özür sahibi sayılır. Böyle kimseler Hanefî mezhebine göre her vakit için bir abdest almak suretiyle namazlarını kılarlar. Bu abdestle vakit içinde diledikleri kadar farz veya nâfile namaz kılabilirler. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34) Mâlikî mezhebine göre ise özür sahibinin abdesti, vaktin girmesi veya çıkması ile değil, özrün dışında abdesti bozan bir şeyin meydana gelmesi ile bozulur. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 1/41; Desûkî, Hâşiye, 1/114-118) Bir kimsede bulunan özür hâlinin, kişiyi ileri derecede sıkıntıya sokması ve abdest almada ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakması durumunda Mâlikî mezhebinin bu görüşü ile amel edilebilir.
Selâm dinimizin çok önem verdiği uygulamalardan birisidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) selâmlaşmanın, Müslümanlar arasında sevginin yayılmasına sebep olacağını bildirmiştir. (Müslim, Îmân, 93 [54]) Ancak selâm verildiği takdirde selâma karşılık veremeyecek durumda olan kimselere selâm vermek uygun değildir. Mesela ezân, Kur’ân-ı Kerîm ve hutbe okuyana, hutbe dinleyenlere selâm vermek mekruh kabul edilmiştir. Abdest de ibadete hazırlık ve bir yönü ile ibadet sayıldığından abdestle meşgul olan kimseye selâm vermemek daha uygundur.