Fetva Meclisi
Soru
Evimizde şüpheli veya içerisinde domuz katkısı bulunan şeyler yeniyor. Ben buna ne kadar karşı çıksam da babam onaylamadığı için eve o yiyecekler alınıyor. Bu durumda ben o yiyeceklerden yiyebilir miyim? Bunun günahı kimedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Harama alet olmak caiz değildir. Kendinize daha temiz bir iş bulun.
Kedinize vermenizden önce onu evinizde bulundurmanızda da sakınca vardır.
Selamünaleyküm. Sadece bu sebeple yemeğini yememeniz gerekmez. İkaz etmeniz ve siz de dikkat ettiğinizi hissettirmeniz gerekir.
Helal olan bir şeyi yapmamaya dair konuşulan sözler yemin hükmündedir. Bir tür siz yemin etmiş gibisiniz. Bu sözü farklı zamanlarda tekrar etmiş olsanız da durum aynıdır. Şu anda YEMİN KEFFARETİ yaparak o eve gidebilirsiniz. Yani bu bir yemin gibi sayılacaktır.
Aleykümselam. Şüphenin şüphesini oluşturmamak gerekiyor. Açıkça bir haramlık söz konusu ise ve kasten, basit görmekten kaynaklanan bir durumdur sizin sözünü ettiğiniz. Şüphe şüphesi ile her şeyi terk etmeye sebep olmamak gerekir. Becerebildiğimiz kadarından sorumluyuz. Elimizden gelmeyeni ise Rabbimizin rahmetine sığınarak geçiştiririz. Allah’a emanet olun.
Aleykümselam. Dikkatli olmanız güzel ama abartmanın da doğru olmadığını bilin. Bu tutum git gide sizi toplum dışına itebilir. Evhamlı, itici bir tip olursunuz. Müslüman ise harama dikkat eden, şüpheden kaçınan ama aşırı gitmeyen biridir.
aile konusundaki diğer fetvalar
Uzun süren nişanlılık dönemleri böyle sorunlar getirebiliyor. Aile büyükleriniz bir araya gelip sürecin nasıl yürütüleceğine dair bir planlama yapsınlar. O esnada bir olumsuzluk olursa zaten her şey ortaya çıkar. Bu kararı tek başınıza vermeyin.
Kadın ve erkek herkes Allah’ın kuludur, yaşayan Allah için yaşar, ölen Allah için ölür. Kimse kimsenin kulu olmaz/olmamalıdır. Şu var ki insanlar olarak birbirimize karşı sorumluluklarımızı ibadet kalkanı altında ezemeyiz. Allah’ın hakkını Allah’a, kulun hakkını kula vermeye mecburuz. Bugün yaşamaya mecbur edildiğimiz batı kaynaklı aile hayatında eşler arasında sözde bir eşitlik ihdas edildiği için dinimizin bazı emirleri ve kuralları anlaşılamıyor, mesele budur. Kadın, evlendikten sonra onunla nikâhlanan erkeğe karşı bazı sorumluluklar üstlenmektedir. Erkek de ona karşı bazı sorumluluklar üstlenir. Bunun sonucu olarak da her şeyde serbest olamama gibi bir kural oluşur. Temel çizgileri itibariyle konu şöyledir: 1. Kadın, Allah’ın emrettiği farzları yaparken kimseye sormaz, sorması gerekmez. Namaz, farz olan hac, zekât böyledir. 2. Kadının kendi özel malını kullanırken de kocasına bir şey sorması gerekmez. 3. Nafile olarak namaz kılacağı zaman, eşinin onunla sıcak ilişki içinde olmak gibi bir arzusu varsa namazı araya engel gibi koyma hakkı yoktur. Namaz nafiledir ama o esnada aile saadetinin gerekleri acildir. 4. Erkeğin aile içi ilişkilerle alakalı özel beklentilerinin bulunduğu bir günü NAFİLE oruçla geçirmeye kadının hakkı yoktur. Böyle bir kalkan durumuna geçirilmiş nafile oruç tahrimen mekruh oluşturur. Eşinin evde olmadığı bir zamanda ise nafile oruçla alakalı bir sıkıntı yoktur. Ya da eşinin bu konularda hassasiyeti olmadığını bilen bir kadın için de sorun yoktur. 5. Aynı kural i’tikâf ibadetinde de vardır. Kadının eşine rağmen i’tikâf yapması bir kaçamak ve ibadeti kaçamağa sığınak yapmak olacağından caiz görülmemiştir. Bu örnek kurallardan anlaşılıyor ki dinimiz, aile içi huzuru nafile ibadetlerin de üstünde görmektedir. Erkeğin, şeytanın kışkırtmalarına fırsat oluşturabilecek mazeretler bulmaması için kadına nafile ibadetlerde bu dengeyi gözetmesi emredilmiştir. Konuyu bu şekilde anlamalıyız.
Bununla alakalı bir âyet-hadis yoktur. Bunu bir örf kabul edebiliriz: Örf, çocuğa babasının yanında bu hareketi ayıp buluyorsa caiz değil deriz. Nitekim bizim diyarımızın örfünde bu bir ayıptır.
Haklısınız, İmam Gazali ile aramızdaki vadilerin mesafesi çok büyüdü. Gitgide de büyümeye devam ediyor. Rabbim yardımcımız olsun. Okuduğunuz konu insan yetişmesi açısından ele alındığında çok önemli konulardan biridir. Sosyalleşmenin bir din gibi algılandığı zamanımızın insanı için garip bir konudur elbette. UZLET, en yakınların dahil insanlardan uzak bir yaşama tarzı belirlemenin adıdır. Bu uzaklık bir dağ başına çekilme şeklinde de olabilir, tek tük buluşmalar düzeyinde de kalabilir. Bunu tercih eden insanlar olmuştur. Bunun aksi İHTİLAT/sosyal hayatta kalma olarak bilinir. Mü'min bu iki yaşam tarzının hangisini tercih etmelidir sorusu Gazali gibi işin ehli olanlarda çok uzundur. Kısaca şöyle bir derleme yapabiliriz: 1- “Dinimiz uzlet dinidir” diyemeyiz. Din o değildir, dinde uzlet de vardır. Aynı şekilde “dinimiz ihtilat dinidir yani toplumun içinde kalma dinidir” de diyemeyiz, dinimizde o da vardır deriz. Bunun ikisi arasındaki çizgi şudur: Kimi zaman uzlet yani kendini evine kapatma zamanı olur kimi zaman da meydanlara çıkma zamanı olur. Kimi mü'min için uzlet dini ve ahireti açısından daha yararlı olur kimi için de aksi daha yararlı olur. Bir boşluğu mü'minler adına dolduran için uzlet yanlış olur, başka bir mü'min için fazilet olur. Bu esnek karar, kişiye ve zamana göre değişebilir. 2- İbadet yapmada geri kalan, dua etmeye bir türlü vakit ve fırsat bulamayan, riyadan kendisini sıyıramayan, gıybetten ve benzeri bulaşıklardan kendini kurtaramayan için farklı kademe ve uygulama türleri ile uzlet bir nimete dönüşür. Dini eğitim, insanları ikaz gibi vazifeler üzerine farz duruma gelmiş biri için de uzlet kaçış olur, sorumluluk getirir. Fitnelerden korunmayı beceremeyen için uzlet bir rahmettir. 3- Öğretme kabiliyeti olan ve kendisine muhtaç olunan bir mü'min ise uzlete çekilemez. Toplumun iyi örnek görmesi bakımından “tek tük örnek” durumuna düşmüş olan da kaçamaz. İnsanların içine karıştığında meşakkat çekecek ama kendisi erimeyecek biri için ihtilat uzletten evladır. 4- Allah’ın sorumluluğunu omuzlarına yüklediği ailesi ve çocuklarının ne olacağını hesaplamadan hiç kimse uzletin adını bile anamaz. Uzletin hükmü bile belli değilken “aile sorumluluğu” Kur'an âyeti ile sabit bir farizedir. Sorumluluktan kaçmakla Allah’ın rızası bulunamaz. 5- Uzleti de ihtilatı da bir bütün olarak görmek yerine kademeli ve nispi olarak görebiliriz. Mesela haftada iki gün uzlet olabilir. Şehre inmeme olabilir. Düğünlere katılmama olabilir. Karma ortamlara gitmeme olabilir. Eve girip çıkacak misafirleri seçme durumu olabilir. Herkese göre özel bir ayarlamanın yapılabileceği bir alan olduğunun düşünülmesi daha isabetli olacaktır. Anlaşılıyor ki meseleye yalın bir kavram olarak değil de kişilerin özel ihtiyacı olarak bakmak gerekir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Kızım, ne ettiniz siz böyle; ailece sizi cennete götürecek bir yetim bakma sevabını nasıl kaçırırsınız? Çok yazık ettiniz. Bırakın babanızı, bu size bir nimettir. Bence şöyle yapın: Annen bir psikologla görüşüp kendisini nasıl rahatlatacağını öğrensin. Siz de görüşün gerekirse. Ve babanız istemese bile siz o meleği bağrınıza basın. İnsanlar gidip savaş bölgelerinden yetim alıyorlar, o sayede cennet kazanalım umuyorlar. Aman geç kalmayın ve bu fırsatı değerlendirin kızım. Babanın usulsüzlüğü de ona kalsın, siz kaçırmayın elinize gelen bu fırsatı! Bakın, kısa bir zaman severek sahiplenin, daha sonra ayrılamayacaksınız ondan, size huzur kaynağı olacak, göreceksiniz.
Hayır, kimseyi suçlamayın. Sizin derdiniz sizsiniz. Günahlarla oluşturduğunuz bağışıklık sistemi sizi bu duruma getirdi. Yaratılış gayesine ters yürüyorsunuz. Dindarlığı mevsimlik işlerden biri gibi görüyorsunuzdur. Kalbiniz de bu gidişatı kaldırmıyor ve size kriz sinyalleri veriyor. Helak olmadan önce Allah’ın dinine dönmelisiniz. Sözünü ettiğiniz imkânlar birer nimet iken sizin elinizde daha fazla azap nedeni oluyor. Haramları atın evinizden ve hayatınızdan. Alkol, göz kirliliği, vakit israfı, ibadet eksikliği, gıybetten yalana kadar dil kirlilikleri ve benzeri haramlar varken huzurunuz olmaz, olamaz. Her haram bir azap nedenidir. Haramlara mesafe koymadıkça ve geçmiştekilerden tevbe etmedikçe; - Gerçek ilme beyniniz ısınmaz, - Kalbiniz körelir, katı bir insan olursunuz, işiniz ters gider, - Bedeninizi boş yere çürütürsünüz, - Evinizde bereket olmaz, - Her günah kendisi gibi yeni bir günaha iter sizi, - Meleklerin lanetini alırsınız, dualarınız kabul olmaz, şeytan sizi avucunun içinde oynatır ve maazallah - Kötü bir akıbetle bu dünyadan gidersiniz. Bunun için günahlardan hemen sıyrılın. Ve bu sıyrılmayı ertelemeyin. Ciddi iseniz de çevrenizi değiştirin. Çevreniz sizi etkisi altında tutmaktadır. Allah’a yönelin, o da size rahmet etsin.