Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz nişanlımın atanmasını beklediğimizden dolayı uzun süre nişanlı kaldık. Şimdi atandı ama malum gündemden dolayı düğün tarihi belli değil. Ailem de nişanlıma en başından beri olumsuz bakıyor, önce işsiz diye şimdi atandı ama yine olumsuzlar ve ailemin etkisinden mi bilemiyorum o da sinirli ben de, sırf birbirimizi sevdiğimiz için alttan alıyoruz, bazen çok kalp kırsak da bir şekilde telafi ediliyor. Ayrıca atandığı için her vakit araştırma peşinde eskisi kadar vakti yok. Ne yapmalıyım, anlayışla karşılamalı mıyım sizce? Nişanlımla birbirimize hayırlı olup olmadığımızı nasıl bilebilirim? İşe girdi diye çok mutlu olmuştum ama şimdi bir şüphe ve korku var içimde şeytandan mı bu olumsuzluklar bilmiyorum acaba birbirimize doğru muyuz, hayırlısı böyle mi? Dua ediyorum hayırlıysa olsun değilse olmasın diye. Kaderde varsa her türlü olur muyuz bilemiyorum, ne yapabilirim bana yardımcı olun.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Evlilik böyle tereddütleri kaldırmaz. Ailenizden güvendiğiniz biri ile istişare edin. Bu işi ona gördürün, vereceği karara uyun; rahat edersiniz.
Konuyu sizin verdiğiniz bilgilerin sahihliği çerçevesinde tahlil etmeye çalışacağım. Diğer tarafı dinlemeden hüküm tespit etme çabası doğru olmadığından ifadelerimi bir ağabeyinizin cümleleriniz üzerinden tahlil ve nasihati olarak görün. Eşinizin, ailesine sadık biri ama bu durum evlilik sınırlarını çizememesine sebep olmuş gibi görünüyor. Sizinle ilgili konuşmaların yanlış lanse edilmesi, olmayan şeylerin söylenmesi ve eşinizin sözlerin gerçekliğini doğrulamadan bunlara inanması sizi yıpratıyor. Evliliğinize müdahale ediliyor ve bu, eşiniz tarafından doğal karşılanıyor. Eşiniz ailesine çok bağlı biri ama evlendikten sonra önceliği eşi ve kurduğu yuva olmalıdır. Kocanız ailesinin her dediğini doğru kabul ediyorsa, kendi evinin huzurunu sağlayamaz. Kendi kararlarını vermekte zorlanıyorsa, bu hem sizi hem de onu ilerleyen yıllarda yıpratır. Sizin hislerinizi anlamakta zorlanıyor ve ailesinin söylediklerine göre hareket ediyorsa, evliliğinizde güven sarsılıyor. Dışarıdan yönetilen bir evlilik temelleri zayıf olan bina gibidir. Küçük bir sarsıntıda yıkılır. Dolayısıyla bir yuvaya dışarıdan müdahale edilmemelidir. Bu duruma karşı, kocanızla savaş halinde olmanız size bir şey kazandırmaz. Ona "senin ailen ya da benim ailem" gibi bir rest çekmek yerine, "biz bir aileyiz ve sorunları beraber çözmeliyiz" mesajını vermelisiniz. "Aileni seviyorum ve saygı duyuyorum ama bizim de bir evliliğimiz var. Bizim hayatımıza çok fazla müdahale edildiğinde, biz zarar görüyoruz. Bunu birlikte korumamız lazım.”, "Beni seviyorsan, benim de anlatacaklarımı dinle. Her iki tarafı da dinlemeden karar verme.", "Ben çok üzülüyorum çünkü bu evlilik benim için kıymetli.", "Seninle mutlu olmak istiyorum ama sürekli baskı altında hissediyorum.", "Birlikte bir çözüm bulmamız lazım." şeklinde yuva kurtaran altın sözlerle kocanıza telkinlerde bulunmanız gerekir.
Nikâhtan sonra eşinizin sizi evinize alması gerekirdi. Makul bir sebeple bunu yapmaması sizi haklı duruma getirir. Siz de hakkınızı talep edebilirsiniz ama bu esnada oluşabilecek gerginlik, ileriki yıllarda sizi sürekli bunaltabilir. İyi ölçün iyi tartın ve öyle karar verin. Bu anlattığınız durumda siz haklısınız ama hakkınızı size kim ve nasıl verecek onu iyi tespit edin.
Onların bu kafasının senin nasıl bir evlilik yaşayacağına da işaret ettiğini anlamalısın. Nikâh gibi bir değeri sembolik görmeleri demektir bu. Tekrar ve derin düşünün. Şimdi böyle yapanların yarın sana nasıl davranacaklarını, dini hissiyatını nasıl göreceklerini düşünmelisin.
Nikâhtan önceki dönemde nişan olsa da her iki taraf için bozmakta dinen bir sakınca yoktur. Sadece karşı tarafın şahsiyetini rencide edecek şekilde söz veya nişan bozmanın bir ahlaki zafiyet olduğunu söyleyebiliriz. Sizin belirttiğiniz sebep, onun bir çocukluğu olabilir. Ailesi ile görüşüp çocukluğu düzeltmeye çalışın. Düzelmeyecek gibi olursa böyle bir karakter evlilik açısından uygun karakter değildir zannederiz. Aile büyüklerinizi de devreye sokarak duygusallıktan uzak bir kararla bu işi yürütün veya bitirin.
Selamünaleyküm. Bir erkeğin bir kadının, bir kadının da bir erkeğin peşinde ölümüne dolaşması doğru değildir. Nasibinizi daha hayırlı olacak birinde aramaya devam edin. Mü'min, onurlu işler yapmalıdır. Onurunuzu zedelemeyin.
aile konusundaki diğer fetvalar
Kesin olarak haram olduğunu biliyorsanız asla yemeyin. Şüpheniz kesine yakın ise yine yemeyin. Daha alt durumlar için serbestsiniz ama ev içinde bir iki kere ikaz etmenin ötesine gitmemelisiniz. Şeytan enerjinizi böyle konularla bitirmesin. Hiçbir şüphe kesin haram gibi değildir.
Kadın ve erkek herkes Allah’ın kuludur, yaşayan Allah için yaşar, ölen Allah için ölür. Kimse kimsenin kulu olmaz/olmamalıdır. Şu var ki insanlar olarak birbirimize karşı sorumluluklarımızı ibadet kalkanı altında ezemeyiz. Allah’ın hakkını Allah’a, kulun hakkını kula vermeye mecburuz. Bugün yaşamaya mecbur edildiğimiz batı kaynaklı aile hayatında eşler arasında sözde bir eşitlik ihdas edildiği için dinimizin bazı emirleri ve kuralları anlaşılamıyor, mesele budur. Kadın, evlendikten sonra onunla nikâhlanan erkeğe karşı bazı sorumluluklar üstlenmektedir. Erkek de ona karşı bazı sorumluluklar üstlenir. Bunun sonucu olarak da her şeyde serbest olamama gibi bir kural oluşur. Temel çizgileri itibariyle konu şöyledir: 1. Kadın, Allah’ın emrettiği farzları yaparken kimseye sormaz, sorması gerekmez. Namaz, farz olan hac, zekât böyledir. 2. Kadının kendi özel malını kullanırken de kocasına bir şey sorması gerekmez. 3. Nafile olarak namaz kılacağı zaman, eşinin onunla sıcak ilişki içinde olmak gibi bir arzusu varsa namazı araya engel gibi koyma hakkı yoktur. Namaz nafiledir ama o esnada aile saadetinin gerekleri acildir. 4. Erkeğin aile içi ilişkilerle alakalı özel beklentilerinin bulunduğu bir günü NAFİLE oruçla geçirmeye kadının hakkı yoktur. Böyle bir kalkan durumuna geçirilmiş nafile oruç tahrimen mekruh oluşturur. Eşinin evde olmadığı bir zamanda ise nafile oruçla alakalı bir sıkıntı yoktur. Ya da eşinin bu konularda hassasiyeti olmadığını bilen bir kadın için de sorun yoktur. 5. Aynı kural i’tikâf ibadetinde de vardır. Kadının eşine rağmen i’tikâf yapması bir kaçamak ve ibadeti kaçamağa sığınak yapmak olacağından caiz görülmemiştir. Bu örnek kurallardan anlaşılıyor ki dinimiz, aile içi huzuru nafile ibadetlerin de üstünde görmektedir. Erkeğin, şeytanın kışkırtmalarına fırsat oluşturabilecek mazeretler bulmaması için kadına nafile ibadetlerde bu dengeyi gözetmesi emredilmiştir. Konuyu bu şekilde anlamalıyız.
Bununla alakalı bir âyet-hadis yoktur. Bunu bir örf kabul edebiliriz: Örf, çocuğa babasının yanında bu hareketi ayıp buluyorsa caiz değil deriz. Nitekim bizim diyarımızın örfünde bu bir ayıptır.
Haklısınız, İmam Gazali ile aramızdaki vadilerin mesafesi çok büyüdü. Gitgide de büyümeye devam ediyor. Rabbim yardımcımız olsun. Okuduğunuz konu insan yetişmesi açısından ele alındığında çok önemli konulardan biridir. Sosyalleşmenin bir din gibi algılandığı zamanımızın insanı için garip bir konudur elbette. UZLET, en yakınların dahil insanlardan uzak bir yaşama tarzı belirlemenin adıdır. Bu uzaklık bir dağ başına çekilme şeklinde de olabilir, tek tük buluşmalar düzeyinde de kalabilir. Bunu tercih eden insanlar olmuştur. Bunun aksi İHTİLAT/sosyal hayatta kalma olarak bilinir. Mü'min bu iki yaşam tarzının hangisini tercih etmelidir sorusu Gazali gibi işin ehli olanlarda çok uzundur. Kısaca şöyle bir derleme yapabiliriz: 1- “Dinimiz uzlet dinidir” diyemeyiz. Din o değildir, dinde uzlet de vardır. Aynı şekilde “dinimiz ihtilat dinidir yani toplumun içinde kalma dinidir” de diyemeyiz, dinimizde o da vardır deriz. Bunun ikisi arasındaki çizgi şudur: Kimi zaman uzlet yani kendini evine kapatma zamanı olur kimi zaman da meydanlara çıkma zamanı olur. Kimi mü'min için uzlet dini ve ahireti açısından daha yararlı olur kimi için de aksi daha yararlı olur. Bir boşluğu mü'minler adına dolduran için uzlet yanlış olur, başka bir mü'min için fazilet olur. Bu esnek karar, kişiye ve zamana göre değişebilir. 2- İbadet yapmada geri kalan, dua etmeye bir türlü vakit ve fırsat bulamayan, riyadan kendisini sıyıramayan, gıybetten ve benzeri bulaşıklardan kendini kurtaramayan için farklı kademe ve uygulama türleri ile uzlet bir nimete dönüşür. Dini eğitim, insanları ikaz gibi vazifeler üzerine farz duruma gelmiş biri için de uzlet kaçış olur, sorumluluk getirir. Fitnelerden korunmayı beceremeyen için uzlet bir rahmettir. 3- Öğretme kabiliyeti olan ve kendisine muhtaç olunan bir mü'min ise uzlete çekilemez. Toplumun iyi örnek görmesi bakımından “tek tük örnek” durumuna düşmüş olan da kaçamaz. İnsanların içine karıştığında meşakkat çekecek ama kendisi erimeyecek biri için ihtilat uzletten evladır. 4- Allah’ın sorumluluğunu omuzlarına yüklediği ailesi ve çocuklarının ne olacağını hesaplamadan hiç kimse uzletin adını bile anamaz. Uzletin hükmü bile belli değilken “aile sorumluluğu” Kur'an âyeti ile sabit bir farizedir. Sorumluluktan kaçmakla Allah’ın rızası bulunamaz. 5- Uzleti de ihtilatı da bir bütün olarak görmek yerine kademeli ve nispi olarak görebiliriz. Mesela haftada iki gün uzlet olabilir. Şehre inmeme olabilir. Düğünlere katılmama olabilir. Karma ortamlara gitmeme olabilir. Eve girip çıkacak misafirleri seçme durumu olabilir. Herkese göre özel bir ayarlamanın yapılabileceği bir alan olduğunun düşünülmesi daha isabetli olacaktır. Anlaşılıyor ki meseleye yalın bir kavram olarak değil de kişilerin özel ihtiyacı olarak bakmak gerekir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Kızım, ne ettiniz siz böyle; ailece sizi cennete götürecek bir yetim bakma sevabını nasıl kaçırırsınız? Çok yazık ettiniz. Bırakın babanızı, bu size bir nimettir. Bence şöyle yapın: Annen bir psikologla görüşüp kendisini nasıl rahatlatacağını öğrensin. Siz de görüşün gerekirse. Ve babanız istemese bile siz o meleği bağrınıza basın. İnsanlar gidip savaş bölgelerinden yetim alıyorlar, o sayede cennet kazanalım umuyorlar. Aman geç kalmayın ve bu fırsatı değerlendirin kızım. Babanın usulsüzlüğü de ona kalsın, siz kaçırmayın elinize gelen bu fırsatı! Bakın, kısa bir zaman severek sahiplenin, daha sonra ayrılamayacaksınız ondan, size huzur kaynağı olacak, göreceksiniz.
Hayır, kimseyi suçlamayın. Sizin derdiniz sizsiniz. Günahlarla oluşturduğunuz bağışıklık sistemi sizi bu duruma getirdi. Yaratılış gayesine ters yürüyorsunuz. Dindarlığı mevsimlik işlerden biri gibi görüyorsunuzdur. Kalbiniz de bu gidişatı kaldırmıyor ve size kriz sinyalleri veriyor. Helak olmadan önce Allah’ın dinine dönmelisiniz. Sözünü ettiğiniz imkânlar birer nimet iken sizin elinizde daha fazla azap nedeni oluyor. Haramları atın evinizden ve hayatınızdan. Alkol, göz kirliliği, vakit israfı, ibadet eksikliği, gıybetten yalana kadar dil kirlilikleri ve benzeri haramlar varken huzurunuz olmaz, olamaz. Her haram bir azap nedenidir. Haramlara mesafe koymadıkça ve geçmiştekilerden tevbe etmedikçe; - Gerçek ilme beyniniz ısınmaz, - Kalbiniz körelir, katı bir insan olursunuz, işiniz ters gider, - Bedeninizi boş yere çürütürsünüz, - Evinizde bereket olmaz, - Her günah kendisi gibi yeni bir günaha iter sizi, - Meleklerin lanetini alırsınız, dualarınız kabul olmaz, şeytan sizi avucunun içinde oynatır ve maazallah - Kötü bir akıbetle bu dünyadan gidersiniz. Bunun için günahlardan hemen sıyrılın. Ve bu sıyrılmayı ertelemeyin. Ciddi iseniz de çevrenizi değiştirin. Çevreniz sizi etkisi altında tutmaktadır. Allah’a yönelin, o da size rahmet etsin.