Fetva Meclisi
Soru
Hocam sizin tavsiyeniz üzerine arkadaşlarla İHYA okumaları yaptık. İlk seçtiğimiz konu UZLET konusu oldu. Şaşırdık doğrusu; Gazali mi uzayda biz mi uzaylıyız, anlayamadık. Biraz da kendimizden bu kadar geri kalmış kültürümüz için utandık. Hocam siz bize bu uzlet konusunu yani toplumdan kopup yalnız yaşama konusunu nasıl özetleyebilirsiniz? Allah sizden razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
İnsanlarla iç içe yaşamayı tamamen terk edebileceğimiz bir hayat yaşayamayacağımız bir zamandayız. Artık gidilebilecek dağ başı bile yoktur. Evet, toplumdan uzak bir hayat ibadete yönelme, günahlardan uzak kalma, daha moralli olma, fitnelerden daha emin yaşama gibi faydalar getirebilmektedir. Bu doğrudur ama böyle bir mekân ve orada yaşayabilecek ekonomik imkân nasıl temin edilecektir? Hatta aile bireylerinin buna razı edilmesi ne kadar mümkün olacaktır? Gerçeğe yakın seçenekleri düşünmek, hayatı daha gerçekçi bakışlarla yaşamak şarttır. Biz bizim zamanımızın imtihanındayız, çözümlerimiz zamanımıza uygun olmalıdır. İnsanlarla iç içe bir hayat yaşamanın kendine göre üstünlükleri vardır. Bilgi alıp verme, faydalı olup ecir kazanma, mücahede ruhu ile daha aktif durumda olma gibi faydaları da vardır. Her iki uçtan birini tercih ederken her mü'minin kendi özel durumu, ailesi, yaşadığı şehir, sabır ve tahammül durumu, topluma katkı kapasitesi gibi farklılıklar dikkate alınırsa biiznillah daha isabetli olan tercih edilmiş olur. Hangisi tercih edilirse edilsin bu zamanın bir ruhi yalnızlık zamanı olduğunu bilmek ve ona göre yaşamak gerektiğini de tespit etmeliyiz. Mü'min nereye giderse gitsin derdi ile gidecektir, zaman ahirete daha yakın bir zamandır.
Psikoloji, ahireti unutan neslin en çok muhtaç olacağı bilim dallarından biridir. Gitgide ahiret daha çok unutulduğuna göre bu ihtiyaç da artacaktır. Size psikolojiyi Müslümanlaştırmış eserlerden kalın bir demet ne yazık ki tavsiye edemeyeceğim. Direkt psikoloji üzerine yaygın bir kitap ağı yoktur. Ama şunu tavsiye ederim: a- Bu ihtiyacı gidermeye siz kendinizi adayın. Okuduğunuz eserleri mesleğinizle buluşturun. Bilhassa âyet ve hadisleri bu mantıkla tefekkür edin. b- Özellikle hadis bilginiz sizin için temel kaynak niteliğinde olur. Riyâzu’s Salihin isimli hadis kitabını şerhi ile beraber üzerinde yorum yaparak okuyun. c- Tefsir dersleri bulursanız izleyin. Kur'an size ufuk açar. d- İmam Gazali’nin bütün eserleri sizin için temel eser niteliğindedir. e- Muayyen konularda ilmine itibar ettiklerinizle istişare edin. “Şu konu hakkında din ne der?” muhtevalı sorular araştırın. Allah yardımcınız olsun.
Bu sözler doğru ama yerli yerinde söylenmemiş sözler olabilir. İlahiyat veya başka bir bölümde erkek ya da kadın olarak okunmaz diye bir kural yoktur. Kural şudur: Mü'min kendisini bile bile harama itmez, haram ortamında tutmaz. Bu kural değil fakülte, cami için bile geçerlidir. Bir kimse kendisini ne kadar haramdan uzak tutabileceğine bakarak bu konularda karar vermelidir. Bir harama ya da cehennemde bir saniye kalmaya değebilecek bir fakülte bu kâinatta kurulmamıştır ve kurulamayacaktır. İkinci olarak da şunu açık yüreklilikle düşünmeliyiz: Herkes, İslam'a hizmet etme, diplomayı din için kullanma gibi bir sloganla bu işe giriyor ama diploması olan bu sözleri yastık altına atıyor. Öyle başlayıp başka amaçlarla bitirmek hiç hoş değil. Bile bile kendimizi aldatıyoruz sadece. Ne kadar samimiyiz, bunu da ölçelim. Rabbim yardımcımız olsun.
Dinlediğiniz konuşma içinde bağlamından koparılmış bir ifade olduğunu düşünüyorum. Evet, ahir zamanda şanslı ve kazançlı olmaya yönelik hadisler bulunmaktadır ama bu hadisle “sahabilerden dahi iyi olmak” gibi bir anlamı beyan etmez. Bu ümmetin sonunda da hayrın devam etmesini şu başlıklar altında inceleyebiliriz: Bu ümmetin ilk nesli ile son nesilleri arasında iman ve ibadetlerdeki temel benzerliklerin ötesinde bir de “garip” olma benzerliği vardır. “Din garip başladı garip olacak” hadisinin anlattığı gerçek budur. Ahir zamana yaklaşıldıkça Allah’a kulluk ideali ile yaşamak çok zor olacak. Avuç içinde kor taşımak kadar zor olabilecek bir dindarlıktan söz edilmektedir. Son zamanlardaki bu garipliği iliklerine kadar hisseden müminlere Allah Teâlâ’nın lütfedeceği muvaffakiyetin fazileti elbette tartışılamaz ama bu fazilet sahabilere denk olmak gibi bir sonuca götürmez. Onlarla denk olmak mümkün olmayan bir noktadır. Gariplik zamanında iman etmek, cihat ve Allah için fedakârlık gibi faziletlerde ise herkes yaptığının karşılığını bulur. Bu da kişilere ve zamanlara göre değişebilir bir değerlendirmedir. Peygamber aleyhisselamı görmeden, onu görenler gibi güzel bir iman iki iman eden nesil arasında bir fazilet oluşturabilir. Nitekim bazı hadislerde Peygamber aleyhisselam efendimiz “onu görmedikleri” halde iman edenlerden söz etmektedir. Ve onları övmüştür. Bu övme, ecirlerinin büyüklüğünü, Peygamber aleyhisselama yakınlıklarını gösterir ama onların sahabilerden yani ilk nesilden daha faziletli olduğunu göstermez.
Selamünaleyküm. Allah Teâlâ sıhhat ve afiyet içinde olmayı size ve bize nasip kılsın.Zannederim siz bir nebze abartıyorsunuz durumunuzu. Sırf bu nedenle Diyanet'ten ayrılacaksanız boşuna ayrılmayın. Gidebileceğiniz hiçbir yer yoktur. Bu düşüncenin yerine iki şeye dikkat edin. Birincisi, bu hassasiyeti onun da taşıyacağı ve şehir kültürü almamış bir hanım kızla evlenin. İkincisi de, evliliği Gazze'de Yahudi'ye karşı nöbet tutmak şeklinde bir cihat kabul edin. Görürsünüz ki, sıkıntı kendiliğinden gider. Yalnız anlattığınız durum, kısa bir zaman sonra vesveseye dönüşecek nitelikte duruyor. Değil bir kadınla aynı evi, siz bir komşu ile aynı sokağı bile paylaşamazsınız bu durumda maazallah. Biraz daha rahat olmaya çalışın. Hemen evlenin, bunun hastalığa dönüşmesine fırsat vermeden evlenin. Derdiniz evlilik olduğu kadar tek çareniz de evliliktir. Gerekiyorsa bunun için doktora bile görünebilirsiniz. Size dualar ederim. Dualarınızı beklerim.
Bir: Ailenizle savaşarak bir iş yapmamayı ilke edinin. Yapacağınızı ikna ederek, zamana yayarak yapmayı bilmelisiniz. Sizin öğretmenliğinizin gereği de budur. İki: Allah Teâlâ'nın size vermediğini anladığınız bir kabiliyet üzerinden öğrenim görmenizin anlamı yoktur. Kabiliyetiniz varsa devam edeceksiniz. Bu konudaki kabiliyeti de duygusallıkla değil bilenle istişare ederek belirleyin. Üç: Ne ve neresi olursa olsun, kendinizi Allah'ın haramlarından bir harama düşecek durumda görürseniz oradan ve o işten çekileceksiniz. Bu üniversite de olsa böyledir. Haram üzerinden gelecek kurulmaz. Üniversitedeki durumunuzu bu açıdan da ele alın. Dört: Hafızlık istemekle değil kabiliyetle elde edilebilir. Yaz aylarına serpiştirilmesi büyük oranda olmayacak bir projeye dönüşür. Bunu da o konudaki ehil biri ile istişare ederek belirleyin. Beş: Bu aradaki ilişkiler ve bağlantılar nedeniyle kendinizi kör bir aşka ve sürüklenerek gideceğiniz bir evliliğe kaptırmamaya bakın. Altı: Bu zor döneminizde yalnız kalmamak için dua etmeyi unutmayın. Yoğun dualarınız olsun. Sabah akşam, namazlardan sonra... Sürekli dua edin.
aile konusundaki diğer fetvalar
Kadın ve erkek herkes Allah’ın kuludur, yaşayan Allah için yaşar, ölen Allah için ölür. Kimse kimsenin kulu olmaz/olmamalıdır. Şu var ki insanlar olarak birbirimize karşı sorumluluklarımızı ibadet kalkanı altında ezemeyiz. Allah’ın hakkını Allah’a, kulun hakkını kula vermeye mecburuz. Bugün yaşamaya mecbur edildiğimiz batı kaynaklı aile hayatında eşler arasında sözde bir eşitlik ihdas edildiği için dinimizin bazı emirleri ve kuralları anlaşılamıyor, mesele budur. Kadın, evlendikten sonra onunla nikâhlanan erkeğe karşı bazı sorumluluklar üstlenmektedir. Erkek de ona karşı bazı sorumluluklar üstlenir. Bunun sonucu olarak da her şeyde serbest olamama gibi bir kural oluşur. Temel çizgileri itibariyle konu şöyledir: 1. Kadın, Allah’ın emrettiği farzları yaparken kimseye sormaz, sorması gerekmez. Namaz, farz olan hac, zekât böyledir. 2. Kadının kendi özel malını kullanırken de kocasına bir şey sorması gerekmez. 3. Nafile olarak namaz kılacağı zaman, eşinin onunla sıcak ilişki içinde olmak gibi bir arzusu varsa namazı araya engel gibi koyma hakkı yoktur. Namaz nafiledir ama o esnada aile saadetinin gerekleri acildir. 4. Erkeğin aile içi ilişkilerle alakalı özel beklentilerinin bulunduğu bir günü NAFİLE oruçla geçirmeye kadının hakkı yoktur. Böyle bir kalkan durumuna geçirilmiş nafile oruç tahrimen mekruh oluşturur. Eşinin evde olmadığı bir zamanda ise nafile oruçla alakalı bir sıkıntı yoktur. Ya da eşinin bu konularda hassasiyeti olmadığını bilen bir kadın için de sorun yoktur. 5. Aynı kural i’tikâf ibadetinde de vardır. Kadının eşine rağmen i’tikâf yapması bir kaçamak ve ibadeti kaçamağa sığınak yapmak olacağından caiz görülmemiştir. Bu örnek kurallardan anlaşılıyor ki dinimiz, aile içi huzuru nafile ibadetlerin de üstünde görmektedir. Erkeğin, şeytanın kışkırtmalarına fırsat oluşturabilecek mazeretler bulmaması için kadına nafile ibadetlerde bu dengeyi gözetmesi emredilmiştir. Konuyu bu şekilde anlamalıyız.
Uzun süren nişanlılık dönemleri böyle sorunlar getirebiliyor. Aile büyükleriniz bir araya gelip sürecin nasıl yürütüleceğine dair bir planlama yapsınlar. O esnada bir olumsuzluk olursa zaten her şey ortaya çıkar. Bu kararı tek başınıza vermeyin.
Kesin olarak haram olduğunu biliyorsanız asla yemeyin. Şüpheniz kesine yakın ise yine yemeyin. Daha alt durumlar için serbestsiniz ama ev içinde bir iki kere ikaz etmenin ötesine gitmemelisiniz. Şeytan enerjinizi böyle konularla bitirmesin. Hiçbir şüphe kesin haram gibi değildir.
Kızım, ne ettiniz siz böyle; ailece sizi cennete götürecek bir yetim bakma sevabını nasıl kaçırırsınız? Çok yazık ettiniz. Bırakın babanızı, bu size bir nimettir. Bence şöyle yapın: Annen bir psikologla görüşüp kendisini nasıl rahatlatacağını öğrensin. Siz de görüşün gerekirse. Ve babanız istemese bile siz o meleği bağrınıza basın. İnsanlar gidip savaş bölgelerinden yetim alıyorlar, o sayede cennet kazanalım umuyorlar. Aman geç kalmayın ve bu fırsatı değerlendirin kızım. Babanın usulsüzlüğü de ona kalsın, siz kaçırmayın elinize gelen bu fırsatı! Bakın, kısa bir zaman severek sahiplenin, daha sonra ayrılamayacaksınız ondan, size huzur kaynağı olacak, göreceksiniz.
Hayır, kimseyi suçlamayın. Sizin derdiniz sizsiniz. Günahlarla oluşturduğunuz bağışıklık sistemi sizi bu duruma getirdi. Yaratılış gayesine ters yürüyorsunuz. Dindarlığı mevsimlik işlerden biri gibi görüyorsunuzdur. Kalbiniz de bu gidişatı kaldırmıyor ve size kriz sinyalleri veriyor. Helak olmadan önce Allah’ın dinine dönmelisiniz. Sözünü ettiğiniz imkânlar birer nimet iken sizin elinizde daha fazla azap nedeni oluyor. Haramları atın evinizden ve hayatınızdan. Alkol, göz kirliliği, vakit israfı, ibadet eksikliği, gıybetten yalana kadar dil kirlilikleri ve benzeri haramlar varken huzurunuz olmaz, olamaz. Her haram bir azap nedenidir. Haramlara mesafe koymadıkça ve geçmiştekilerden tevbe etmedikçe; - Gerçek ilme beyniniz ısınmaz, - Kalbiniz körelir, katı bir insan olursunuz, işiniz ters gider, - Bedeninizi boş yere çürütürsünüz, - Evinizde bereket olmaz, - Her günah kendisi gibi yeni bir günaha iter sizi, - Meleklerin lanetini alırsınız, dualarınız kabul olmaz, şeytan sizi avucunun içinde oynatır ve maazallah - Kötü bir akıbetle bu dünyadan gidersiniz. Bunun için günahlardan hemen sıyrılın. Ve bu sıyrılmayı ertelemeyin. Ciddi iseniz de çevrenizi değiştirin. Çevreniz sizi etkisi altında tutmaktadır. Allah’a yönelin, o da size rahmet etsin.
Bununla alakalı bir âyet-hadis yoktur. Bunu bir örf kabul edebiliriz: Örf, çocuğa babasının yanında bu hareketi ayıp buluyorsa caiz değil deriz. Nitekim bizim diyarımızın örfünde bu bir ayıptır.