Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Evli bir kadın, kocasının iznini almadan veya yanında mahremi olmadan hac veya umreye gidebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Hanefi mezhebine göre bir kadının mahremi olmadan üç günlük (yaklaşık 90 km) veya daha uzun bir yolculuğa çıkması caiz değildir. Bu hüküm, kadının can, mal ve namus güvenliği için konulmuştur ve birçok klasik fıkıh kaynağında yer almaktadır. (Hidâye, İbn Âbidîn, Fetâvâ-i Hindiyye gibi). Ancak Şafii, Maliki ve Hanbeli mezheplerinde güvenli bir yolculuk ortamı varsa kadının mahremsiz umre ve hac yapabileceği görüşü de bulunmaktadır. Şafiiler özellikle güvenilir bir kadın grubu veya kafile ile gidildiğinde mahremsiz hac ve umrenin caiz olduğunu söylemişlerdir. (Nevevî, el-Mecmû‘). Peygamber Efendimiz aleyhisselam, “Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının, yanında mahremi olmadan üç günlük mesafeye yolculuk yapması helâl değildir.” buyurmuştur. (Buhârî, Taksîrü’s-Salât, 4; Müslim, Hac, 413) Bu hadis, genel bir yasak getirdiği için Hanefîler bu hükmü kesin kabul etmişlerdir. Günümüzde Diyanet kafileleri çok sıkı güvenlik önlemleriyle hareket etmektedir. Kadınların yalnız değil, belirli bir grup ve sorumlu rehberler eşliğinde gittiği düşünülürse bazı mezheplere göre bu caiz olabilir. Diyanet, genellikle cumhurun içtihadına dayanarak mahremsiz hac ve umreye izin vermektedir. Eğer bir hanım, Hanefi mezhebine bağlı kalmak istiyorsa ve mahremsiz umre kazanırsa ödül hakkını mahremi ile birlikte gitmek şartıyla değerlendirebilir veya başka bir ödüle çevrilmesi için Diyanet’le iletişime geçebilir.
Kadının mahremsiz umre yapması konusunda Şafii müçtehitlerinin içtihadı da 'tam bir serbestlik' şeklinde değildir. Daha çok farz bir ibadet olan hac ve onun gibi bir umre için söylenmiştir bu sözler. Cihat niteliğindeki bir iş için de söz konusu olabilir bu ruhsat. Özellikle tavsiyemiz bu şekilde umre yapılmamasıdır.
Hanefî mezhebine göre ne maksatla olursa olsun, Şâfiî mezhebine göre ise hac veya umre yapmak amacıyla Harem bölgesine girmek isteyen kişinin, mikât yerinden ihramlı geçmesi gerekir. Hac veya umreye giderken sebebi ne olursa olsun ihrama girmeksizin mikât sınırından geçen kişi, henüz hac veya umre vazifelerinden birine başlamadan önce geri dönüp âfâkîler için olan bir mikât mahallinden ihrama girerek tekrar içeri girerse bir ceza gerekmez. Geri dönmezse bulunduğu yerden ihrama girer ve bu davranışı sebebiyle ceza olarak bir dem; küçükbaş hayvan kurban eder. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/164-165; Nevevî, el-Mecmû‘, 7/10-15) Âdetli veya lohusa olmak, ihrama girmeye engel değildir. Dolayısıyla bu hâlde olan bir kadının mikât sınırlarını geçmeden, ihram namazı kılmaksızın niyet ve telbiye getirmek suretiyle ihrama girmesi gerekir. Âdetli bir kadın, tavaf dışındaki bütün hac vazifelerinde diğer hacıların bağlı olduğu hükümlere tâbidir. (Buhârî, Hayız, 1 [294]; Müslim, Hac, 119-120 [1211])
Evet, hac ibadetinde kadın ile erkek arasında bazı farklar vardır. Bunların bazıları farz düzeyindedir, bazıları da müstahap düzeyindedir. Kadının, farz olmayan bir hacca gidecekse eşinden izin istemesi en azından müstahaptır. Farz bir hacca gidecekse izin şartı aranmaz. Kadın hacca giderken seferi bir mesafeye gitmiş olacağı için beraberinde mahremi olması şarttır. Mahremi olmadan hac yapacak olsa o hac, hac ibadetini yerine getirmek bakımından kabul olsa da sünnete aykırı hareket edildiği için hata edilmiş olur. Kadın ihramlı iken erkekler gibi kıyafetlerini çıkarmaz. Dikişli elbiselerini giyer, ayakkabılarını normal olarak giyer. Yüzünü örtmesi (peçe kullanması) ise caiz değildir. Kadının ihramı yüzünü açmakla yeterli sayılmaktadır. Kıyafet olarak belli bir renk veya şekil giyinmesi şart değildir, gerekli de değildir. Telbiye getirirken kadın sesini yükseltmez. Erkekler ise sesli telbiye getirir. Erkekler tavaf esnasında ihramlı iseler sağ omuzlarını açarlar. Bu sünnettir. Kadınlarda ise böyle bir sünnet yoktur. Erkekler sa’yin bir bölümünde hervele yaparlar, (koşar gibi sık adımlarla yürürler.) kadınlar ise bunu yapmazlar. Şeytan taşlamada kadınlar kalabalık sebebiyle başkasına vekalet verebilirler. Erkekler ise bir özürden dolayı vekalet verebilirler. Erkeğin kesecekse hac kurbanını kendisinin kesmesi müstahaptır, kadın için ise kendisinin kesmesi müstahap değildir, başkasına kestirir. İhramdan çıkarken erkeklerin saçlarını tamamen tıraş etmesi daha efdaldir. Kadın ise saçını sadece kısaltır, tamamen tıraş etmesi mekruhtur. Kadın hacda iken özel günlerine tesadüf ederse bütün hac ibadetlerini yerine getirir. Sadece İFADA tavafını Harem’e girip yapacağı için, o haliyle de Harem’e girmesi mümkün olmayacağı için normal olarak yapamaz. Beklemesi gerekir. Beklemesi konaklama, geri dönme gibi sebepler yüzünden sıkıntıya sebep olacaksa hayızlı ilen bile olsa tavafını yapar. Sonra da bir inek kurban eder veya bedelini sadaka olarak verir. Kadınla erkeğin hacta ayrıldığı temel başlıklar bunlardır.
Bu ruhsatlar farz olan hac için konuşulabilir. Mutat geziler için veya nafile ibadetler için konuşulması doğru değildir. Mezheplerden birini, ikinci sınıf mezhep olarak görmemiz kesin bir hatadır. Bizim o mezhebe intikalimizde samimiyet var veya yok sorusu sorulmalıdır.
İslâm’da satışı veya kullanılması mubah olan her şey mehir olarak verilebilir. Taşınır ve taşınmaz mallar, zinet eşyası, standart (mislî) olan şeyler ve hatta taşınır veya taşınmaz bir maldan yararlanma hakkı da bunlar arasındadır. (Kâsânî, Bedâ’i, 2/279) Mal olarak ekonomik karşılığı olmayan ve sadece dinen taat olan (sevap kazanmaya vesile olan amel) bir şeyin mehir olarak verilip verilemeyeceği, Kur’ân-ı Kerîm’i veya dinî hükümleri öğretmenin mehir sayılıp sayılmayacağı fakihler arasında tartışılmıştır. Hanefîler mehrin maddî değeri olması ilkesinden hareketle bunu caiz görmezken; (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/339) diğer bazı mezhepler Kur’ân ve fıkıh öğretimi gibi işlerin mehir olabileceğini söylemişlerdir. (Şevkânî, es-Seylü’l-cerrâr, 2/277; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 9/6767-6768) Kadının evleneceği erkekten mehir olarak kendisini hacca götürmesini istemesi konusunda da aynı ihtilaflar geçerlidir. Ancak hacca götürme maddî bir külfet gerektirdiği ve burada amaç erkeğin kadına hizmeti değil, hac masraflarını karşılaması olduğu için bunun caiz olduğu görüşü tercih edilmelidir. Diğer taraftan evlenecek kadının mehir olarak muhatabının “namaz kılmasını, oruç tutmasını, sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıkları terk etmesini istemesi” -ki, bunlar zaten kişinin yerine getirmesi gerekli görevler olduğu için- mehir olmaz.
KADINLARA ÖZGÜ HALLER konusundaki diğer fetvalar
Uzmanların belirttiğine göre menopoz sürecine giren kadın, kesintisiz bir yıl âdet görmez ise menopoza girmiş demektir. Buna göre henüz menopoza girmemiş bir kadın, hac ve umre sırasında kanama gördüğünde âdet hükümlerine göre amel eder. Menopoza girmiş bir kadından gelen ise özür kanı olarak kabul edilmektedir. Bu durumda olan kadının, bir kadın doğum uzmanına muayene olup kanamasının âdet kanı mı yoksa özür kanı mı olduğunu tespit ettirmesi uygun olacaktır.
Hanefî mezhebine göre temettu‘ haccı yapmak üzere umre ihramına girdikten sonra âdet gördüğü için umre tavafını yapamayan ve Arafat’a çıkma zamanına kadar temizlenemeyen kadın, saçını kesmeden umresini kalben iptal eder ve yeni bir niyet ve telbiye (ihrama girenlerin lebbeyk şeklinde başlayan zikir cümlelerini söylemesi) ile hac için ihrama girerek Arafat’a çıkar. Bu şekilde hareket eden kadın, ifrad haccı yapmış olduğu için şükür kurbanı kesmesi gerekmez. İptal ettiği umreyi haccını tamamladıktan sonra kazâ eder. Bundan dolayı da ceza olarak bir dem; küçükbaş hayvan kurban edilmesi gerekir. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/160-161) Nitekim Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Vedâ haccında Hz. Âişe (r.anhâ) Mekke’ye vardıktan sonra umreyi yapmadan âdet olmuştu. Hac zamanına kadar da temizlenemeyeceği için Hz. Peygamber (s.a.s.) ona, umre ihramını iptal etmesini ve Arafat’a çıkılacağında hac için ihrama girmesini söyledi. Hz. Âişe’ye (r.anhâ) hacdan sonra yapamadığı umreyi kazâ ettirip bir de kurban kestirdi. (Buhârî, Hayız, 1, 15 [294, 316]; Müslim, Hac, 111-120 [1211]) Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine göre bu durumdaki bir kadın, umresini iptal etmez, kırân haccına niyet eder ve vakfesini yapmak üzere Arafat’a gider. Arafat dönüşünde hac ve umre niyetiyle bir tavaf ve bir sa‘y yapar. Ayrıca kırân haccı için kurban keser. (Nevevî, el-Mecmû‘, 7/170-171)
Hadesten tahâret, tavafın vâcibi olduğu için (Kâsânî, Bedâ’i, 2/129) âdet ya da lohusa iken umrenin tavaf ve sa‘yini yapıp saçını keserek ihramdan çıkan kadının bir dem; küçükbaş kurban etmesi gerekir. Şâfiî mezhebine göre ise hadesten tahâret, tavafın geçerlilik şartıdır. Bu nedenle âdetli olarak yapılan tavaf ve sa‘y geçerli olmaz. Dolayısıyla bu durumdaki kadının temizlendikten sonra tavaf ve sa‘yi yeniden yapması gerekir. Ayrıca ihramdan çıkma vakti gelmeden saçını kestiği için ceza olarak bir dem; küçükbaş hayvan kurban etmesi veya üç gün oruç tutması ya da altı fakire sadaka vermesi gerekir.
Arafat ve Müzdelife’de vakfe yapmak, şeytan taşlamak ve ihramdan çıkmak için hadesten tahâret şartı aranmaz. Buna göre âdetli olarak Arafat’a çıkan bir kadın Arafat ve Müzdelife vakfelerinden sonra şeytan taşlayıp saçını keserek ihramdan çıkabilir.
Âdet görme çağındaki kadınlardan gelen kanamalar kan renginde olmayıp bulanık olsa bile tercih edilen görüşe göre ister âdet günlerinin başında ister sonunda olsun âdet kanından sayılır. Kadınların âdet günleri, Hanefî mezhebine göre en az üç, en çok on gündür. İki âdet arasındaki temizlik süresi ise en az on beş gündür. (Merğînânî, el-Hidâye, 1/34; Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/29) Âdet geciktirici ilaçlar, her zaman etkili olmayabilir. Dolayısıyla ilaç kullanılmasına rağmen âdet görmek mümkündür. Buna göre bir kadın, âdet geciktirici ilaç kullandığı hâlde bu ilaç tesirsiz kalmış ve bir önceki âdetinin bitiminden itibaren on beş gün geçtikten sonra âdet kanı renginde bir kanama gelmiş ve bu kanama en az üç gün devam etmişse âdetli sayılır. Bu durumda namaz kılınamaz, oruç tutulamaz ve umre veya ziyaret tavafı yapılamaz. Ancak söz konusu kanama on günden fazla devam etmişse mûtat olan âdetinden sonrası istihâze (özür) sayılacağından kılmadığı namazlarını ve tutamadığı oruçlarını kazâ eder, şayet tavaf yapmışsa bu tavafı geçerli olur. Diğer yandan uzmanların ifadesine göre bu tarz ilaçların yan etkisi olarak bazen âdet dönemi dışında âdet kanaması niteliğinde olmayan lekeler görülebilmektedir. Bu durumda söz konusu lekelenmeler, fıkhen istihâze (özür) hükmünde kabul edilip buna göre hareket edilir. Özür kanı gören bir kadın ise namazını kılar, orucunu tutar. Şu kadar var ki kadınların âdet görmesi, sağlıklı olduklarını gösteren doğal bir durumdur. Dolayısıyla herhangi bir zaruret olmadıkça ibadet gerekçesiyle de olsa bu doğallığa müdahale edilmemelidir.