İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

“Ey peygamber hanımları! Siz (diğer) kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer takva sahibi iseniz artık sözü yumuşak söylemeyin (erkeklerle çekici bir şekilde konuşmayın). O taktirde kalbinde maraz (nifak, fitne, şehvet) bulunan kimse tamah eder (arzu duyar). Ve maruf (ciddî) söz söyleyin. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab suresi 32 ve 33. ayet) Ayette geçen ‘peygamber hanımları’ ifadesi, mümin kadınların tamamını kapsayan diğer itikadi meselelerden bahseden ayetlerde kullanılmamışken Allah Teâlâ'nın bu ayette özellikle bu hitabı kullanması bize yorum şansı veya açık bir kapı bırakmış mıdır? Hitap açık değil midir ki 'bu ayet aslında bunu söylemek istiyor' demeye lüzum kalmıştır? Hassasiyet ve fıtrat hususunda tüm kadınlar için gerekli olabilecek bu meselenin yalnızca fıkıh çerçevesindeki hükmü nedir?

Cevap

Bu dünyada 'Ey peygamber hanımları!' hitap edilebilecek insan sayısı mahduttur ve sadece o zamana mahsustur. Bu sebeple ayetin muhtevasının direkt hitap edilen kesim olarak onlara ait olması da normal olmalıdır. Aynı muhtevadan bütün dünya mümin kadınlarının kendilerine ders çıkaracak şeyler bulmaları ise zaten olması gerekendir. Neler çıkarabilecekleri ve çıkarımların uygunluğu ise fıkıh ve tefsir erbabının işi olmalıdır. Allah'a emanet olunuz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Güzel olanı sevme ve güzel görünmeye çalışma duygusu da insanın fıtratında olan doğal bir durumdur. Dolayısıyla dinimiz duygularımızı köreltmek değil kontrol altına almamızı ister. Çünkü güzellik ve güzel görünme arzusu kadın için doğal bir durum olduğu gibi aynı zamanda mü’min hanımefendinin imtihan noktasıdır. Süslenmenin fıtrata uygun olanı normaldir ama bunun için belli şartlar gerekmektedir. Kadınların güzellik ve çekiciliklerini uygun olmayan yerlerde sergilemeleri, süs ve eylemleriyle dikkat ve ilgi çekmeleri haram olan bir husustur. Bu da kadının fıtrattan olan şeyi uygun ortamda kullanmaması sebebiyle anormal bir hal almaktadır. Buna Kuranımızın dilinde “teberrüc” denmektedir. Ahzab Suresi 32-33. Ayet kerimede: “…daha önce Cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın…” ayetleriyle kadının koruması gereken alanların kapsamının neler olduğu daha net anlaşılmaktadır. O halde bu kapsam sadece makyaj yapmak değildir. Teberrüc: Müslüman kadının kendi bedenini ve Müslümanlık değerlerini yabancı erkeklere karşı teşhir etmesidir. Büyük günahlardandır. Aileyi sarsmak, şehvet ortamını kışkırtmak gibi tehlikeleri de beraberinde getirebilmektedir. Bu yüzden kadının sakınması gereken önemli bir husustur. Yine Nur Suresi 31. Ayeti kerimede: “(Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. …kimseye süslerini göstermesinler...” Kadının mahremiyeti ile ilgili hususlar bu ayeti kerimede de uzunca belirtilmektedir. Yani teberrüc kapsamına giren şey; bazen makyaj da olabilir. Bazen yürüyüş, bazen dikkat çekici konuşma, bazen kendisine baktırtan bir çanta, ayakkabı, bazen de takı… Tesettür adı altında bol bir kıyafet dahi dikkat çekici ve kadını daha şık ve bakılır yapıyorsa bu da teberrüc kapsamına dâhil edilebilir. Kadının fıtratında olan doğal süslenme ihtiyacı, “sadece ve nasıl olursa olsun” tatmini arayacak ve süslenip teşhir etmesine sebebiyet verecekse artık helâl sınırı aşılmıştır ve haramın da sınırı yoktur. Bu yüzden eğer dikkat çekici takı, yüzük, bileklik vb. tekrar tekrar bakılmasına sebebiyet verecekse bunlar da haramdır. Dolayısıyla sorduğunuz sorudaki gibi makyaj yapmak gibi takı takmak teberrüc kapsamına giriyorsa arasında bir fark yok demektir. Tedbirli olmak adına eğer kişiyi tehlikeye götürecekse, kendisini fitneye sürükleyecekse tedbirli olmasında fayda vardır. Ayrıca nişan, evlilik yüzüğü gibi takılar dikkat çekici olmadığı takdirde takılabilir elbette. Kadının göstermesi caiz olmayan bölgeye dışarıdan koyduğu ziynet eşyası o bölgenin hükmünü taşır. Mesela parmağı açık olabileceği için yüzüğü de açıkta olabilir. Bilezik bölgesi haram bölge olduğu için bileziği açıkta olmaz. Evet, bilezik bölgesinin haramlığı ile bileziğin açıkta olmasının haramlığı aynı değildir ama bu bir algı ve teslimiyet meselesi olarak kabul edilmelidir.

Hocam, ben dışarı çıkarken makyaj yapmanın günah olduğunu biliyorum. Ancak ele g
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. 1- Diyanetin takvimi şu anda daha güvenli, daha ciddidir. 2- Kadının farzı ayın olan ilimleri tahsil etmek için eşinden izin almadan bile evinden çıkması mümkündür. Kültür denebilecek bölüm için ise eşinin izni şarttır. Vakıf, cami veya başka bir yer değişmez. 3- Kadın veya erkek herkesin bir önceliklileri bir de önemlileri vardır/olmalıdır. Önce ÖNCELİKLİ olanlar sonra da ÖNEMLİ olanlar dikkate alınmalıdır. Kadının farz ilimlerden sonra en öncelikli işi eşine ve çocuklarına karşı sorumluluklarıdır. Eşini ihmal edeceği veya çocuklarını erteleyeceği bir iş için kadın CİHAT ADIYLA DA OLSA evini terk edemez. Zira bütün cihat meydanları, ancak kadınların evlerindeki görevlerini hakkıyla yapmasıyla doldurulabilir. En büyük cihat kadının cihadıdır. Kadın da öncelikli cihadını bırakarak önemli denebilecek bir cihada çıkamaz. 4- Herkesin cihat görevi, imkânlarıyla sınırlıdır. Bu imkân, bilgi, kapasite, çevre ve benzeri şartlardan oluşur. 5- Zekâtı verildikten sonra para biriktirmenin günahı yoktur. Bu bir itimatsızlık da değildir. Sadaka vermek bir fazilettir, herkes fazilet sahibi olmayabilir. Allah'a emanet olun, sa'yiniz meşkûr olsun.

Selamünaleyküm. Hocam ezan vakitlerini takvimden öğreniyoruz lakin diyanetin tak
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bayanların peçe kullanması konusunda fıkhî hüküm, ‘peçeli bulunma’ yönünde daha ağırdır. Bariz bir fitne bulunmadığında da ‘peçesiz bulunmaya ruhsat’ vardır. Özet olarak böyle anlayabilirsiniz. Her iki taraf için de yani bu iki görüşün her biri için de yeterli delil vardır. Sizin buna takılmanız için gerekli bir neden yoktur. İlim öğrenmeye bakın. Bir konuya daralıp kalmayın, gerisini tıkatırsınız. Allah yardımcınız olsun.

Tesettürlü bir bayanım fakat rastladığım bir hüccetle birlikte kafa karışıklığın
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

‘Kadın evde oturmalıdır’ diye bir kuralı, ‘evden çıkmasın, çalışmasın, çalışması hiç mümkün değildir’ diye demiyoruz. Mevcut çalışma şartlarının kadını evinden çıkarırken kimliğinden de çıkardığına dikkat çekmek istiyoruz. Elbette kadın da yeri gelir çalışabilir, hele hele dinine hizmette mesafe kat edebilir; neden olmasın? Ama nerede ve nasıl sorularının cevabına dikkat etmek gerekir. Sözünü ettiğiniz iyi niyetler kolay konuşuluyor da uygulamaya gelince göremiyoruz maalesef. Herkesin kalbi ile Rabbi arasında bir köprü vardır. O köprüye başkası müdahale edemez. Kadınlık ve annelik ruhu zedelenmiyorsa, iş esnasında bir haram işlenmiyorsa neden çalışmasın kadın? Kadının evinden dışarı çıkmasında eşinin izni temel ilkedir. Anne baba ziyareti, mesela ayda bir ziyaret ise eşin bunu engellemesi hakkı değildir. Üç günde bir yatıya gitme gibi bir ziyareti engeller, bu eşin hakkıdır. Durumu şu şekilde anlamamız gerekiyor. ‘Kadın, nikâh akdinden sonra kendi başına değildir, eşinin emretme hakkını bilmelidir.’ 4-Kadın çalışıyorsa, kazandığı üzerinde eşinin tasarruf hakkı yoktur. Bu konuda erkek, kadına müdahalede bulunamaz. Kadın, zekâtını verir, kurbanını keser, dilediği gibi harcama yapar. Bütçesinin sorumlusu kendisidir.

Kıblegâh Evler, Mü'min Ev ve Hani Din Hepimizindi kitaplarınızı okudum. Rabbim k
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Elbette söz edilebilir; Müslüman nerede ise akidesi oradadır. Akidemizin çizdiği çizgileri camide koruduğumuz kadar evlerimizde ve iş yerlerimizde de koruruz. Kesinlikle bizim evimiz akidemizi yansıtır. Duvarlarımız, banyomuz, koltuğumuz her şeyimiz farklıdır. Eğer, başkalarıyla benzeştiğimiz bir nokta varsa o, bizim ayrıcalıklı olmamızı gerektirmeyen nokta olduğu için öyledir. Her ne kadar evin tapusu bizim üzerimizde veya kirasını biz veriyor isek de nihayetinde evlerimizin ve evlerimizde barındırdıklarımızın emanetçileriyiz. Evlerimizin fiziki şekli ötesinde, ev kültürümüzün bu zamanda zedelenen bölümlerine şöyle işaret edebiliriz: - Evlerimize girişler ve evlerde oturmalar mahremiyet esası üzerine olmalıdır. Evde erkek yokken, kim olursa olsun namahrem biri eve girmemelidir. Evde ailece veya başka tür oturumlarda kesinlikle kadınlar ayrı mecliste, erkekler ayrı mecliste oturmalıdırlar. Evlerimizin yapısı bu hususa dikkat edilerek oluşturulmalıdır. Karma oturumların bilhassa kadınlar açısından oluşturacağı sakıncalara dikkat edilmesi şarttır. İnsanların ‘iyi niyet ve güven’ perdesine saklanmaları yanlıştır. - Müthiş bir fitne olarak televizyon ve bilgisayara karşı uyanık olmak gerekir. Her iki cihazın da kökten atılması bir çare olmayabilir. Aile büyüklerinin ittifak ederek oluşturacakları bir siyasetle bu iki fitneye karşı iyi bir siyaset güdülmelidir. Bu ikili fitneye telefonu da dâhil etmemiz mümkündür. - Evde namazı geciktirmeye neden olan ne varsa ona karşı gerekli tedbir alınmalıdır. - Kâfirlerin akidesini, onlara ait kültürü yansıtan şeyler de evlerimizde yer bulamamalıdır. - Canlı resmi evlerimizin duvarlarında bulunmamalıdır. - Sigara ve kola gibi bize ait olmayan hatta bizi eritmek için şeytanın içimizde yaydığı sakıncalılar listesi sürekli kolladığımız bir liste olarak önümüzde bulunmalıdır. - Evlerimizde zaruri olanı dışında köpek beslenmemelidir. - Evlerimizin müzeye dönüşmesi sakıncalıdır. Anormal süslemeler, gerekli gereksiz eşya, lüks addedilenler, dünyaya meyli temsil ettiği için sakıncalıdır. Duvardan duvara dünyaya meyli yansıtan görüntü, sabah namazına engel olan mantığı yerleştirir. Dikkatli olmak şarttır.

Hocam, Müslüman bir insanın evi için muhakkak bulunması gereken kurallardan söz
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Erkek, eşi üzerinde bir otoriteye sahiptir ancak bu otorite sevgi, şefkat ve adaletle uygulanmalıdır. Baskıcı, aşağılayıcı, hakaret içeren bir tavır İslam ahlakıyla bağdaşmaz. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), hanımlarına karşı son derece nazik, anlayışlı ve merhametliydi. Onları incitmekten kaçınır, ihtiyaçlarını gözetirdi. Erkeğin rızasını kazanmak, kadının onunla iyi geçinmesi ve ona karşı hürmetkâr olması anlamına gelir. Ama bu, erkeğin kadına zulmetmesine, hakaret etmesine veya onu baskı altına almasına izin vermez. Peygamberimiz, kadınların haklarını defalarca vurgulamış ve şunu söylemiştir: "Kadınlar hakkında Allah’tan korkun. Çünkü siz onları Allah’ın emanetiyle aldınız." (Müslim, Hac, 147) Dinimizde kadın, eşinin rızasını kazanma yükümlülüğü taşısa da bu durum kadını bir köle gibi her konuda izne tabi kılmaz. Kadın, evin sorumluluğunu taşır ve çocuğuyla ilgili kararlar alabilir. Peygamber Efendimiz, kadınların annelik ve ev içerisindeki sorumluluklarını överek, kadını "evinin ve çocuklarının çobanı" olarak tanımlamıştır. (Buhari, Cuma, 11) Evinizle ilgili harcamalar konusunda size bu kadar baskı yapılması da ahlaklı bir Müslüman’a yakışmaz. Erkeğin, eşine ve çocuğuna nafaka vermesi farzdır ve bu, kadını rencide edecek bir şekilde yapılmamalıdır. Bu bilgileri hatırlattıktan sonra şunları çözüm olarak sunabilirim. Yaşadığınız zorluklara karşı sabırla Allah’a yönelin ve çözüm için dua edin. Allah, kulunu haksızlık karşısında yalnız bırakmaz. Eşinizle sakin bir zamanda konuşmayı deneyin. Ona hissettiklerinizi, size yaptığı davranışların ne kadar yıpratıcı olduğunu anlatın. Onun davranışlarının Müslüman ahlakına uymadığını uygun bir dille ifade edin. Durumu tek başınıza çözmekte zorlanıyorsanız, güvenilir bir aile büyüğünden veya bir arabulucudan destek isteyebilirsiniz.

Hocam benim sorum, erkeğin rızasıyla ilgili hadislerin kapsamı konusunda olacak.

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.