Fetva Meclisi
Soru
Hocam, Müslüman bir insanın evi için muhakkak bulunması gereken kurallardan söz edebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu bakış ve düşünce tarzı doğru değildir. Müslümanların birbirine bakışı hüsnüzan esasına dayanmalıdır. Bir Müslüman’ın aksi bilinmedikçe iyi olduğuna inanmak zorundayız. Bilhassa bidat gibi kişinin imanına zarar verecek kadar hassas bir konuda karar vermek ve verilen kararı uygulamak hatadır, böyle düşünmemelisiniz. Elimizde o kişinin açık bir itirafı veya açık bir uygulaması olmadıkça bir Müslüman için böyle diyemeyiz. Bir başka nokta da bidat tek çeşit değildir. Kişiyi imansız denebilecek bir bataklığa çekebilecek bidat var, o derece olmayan mekruh denebilecek düzeyde bidat var. Üçüncü bir nokta da şudur: Camiler imamların değil Allah’ın evleridir. O iyi bu kötü diye seçmeye kalkarsak tek bir camimiz bile olmayabilir. Kendimizi evliya makamında görüp imamları tenkit ederek bir yere gidemeyiz. Camiye devam edeceğiz. İmamlardaki eksiklikleri birbirimize nasihat mantığı ile gidermeye çalışacağız. Gerekirse resmi makamları yani imamların üstlerini devreye sokacağız ama camiyi terk etmeyeceğiz. Cami üzerinden fitne, fitnelerin en yıkıcısı olabilir maazallah. Şeytana el kaptırmaya karşı dikkatli olalım.
Kelimenin tam anlamı ile bir fitne zamanında yaşıyoruz. Kadın için de erkek için de zaman fitne zamanıdır. İmanımızı ve iffetimizi korumak asıl cihadımız olmuştur. Ne yazık ki asıl vazifemizi unutmuş gibi bir hayat yaşamaktayız. Bu nedenle İstanbul veya başka bir şehirde ya da köyde yaşayan mü'min insan bu hassasiyeti koruyarak yaşamak zorunda olduğunu bilecektir. Bunun için: Gereksiz yere gezmeyi, çarşı pazarda dolaşmayı risk almak olarak göreceğiz ama Allah’ın nimetlerinden kendimizi mahrum etmemizin de gereği yoktur. Kıyafetimizi ve diğer bize görev olarak düşen tedbirleri alacağız. Mesela kadın, sadece tesettürlü olmayı yeterli bulmayacak, aynı zamanda ilgi çekici olmamayı da önemseyecek. Her türlü tedbiri aldıktan sonra dışarı çıkacağız. Kendimize göre alacağımız tedbirler muhakkak vardır: Sokakta sakız çiğnemeyebiliriz. Dış alanda dondurma yalama rehaveti göstermeyebiliriz. Fotoğraf çekme bahanesi ile gevşemeyebiliriz. Kahkaha ile gülmekten vazgeçebiliriz. Arkadaşlarımızla el şakası yapmayabiliriz. Bindiğimiz vasıtalara dikkat edebiliriz… Yaşadığımız ülkede yasal haklarımızı ve yasal zorunlulukları iyi bilecek ve basiretli mü'min olacağız. Eti yenmeyen kuşlardan olmamız gerekiyor. Tek kalmamaya, bir mü'min arkadaş çevresi ile bulunmaya dikkat edeceğiz. Tek kalmanın şeytana yem olmaya daha yakın durduğunu bileceğiz. İbadetlerimizi ihmal etmeyeceğiz. Planlamalarımız mesela namaza göre olacak. Günlük Kur'an tilaveti ve zikir gibi takviyeleri alacağız. Bu bizim, bir nevi antibiyotik kullanmamız gibidir. Her şeye rağmen Rabbimizin açtığı tevbe ve istiğfar kapısından geri kalmayacağız.
İnsanız, yaşıyoruz. Yaşamamız için gereken şeylerden biri de başkaları ile zaman paylaştığımız anlarımızın olmasıdır. Bu da yemek gibi uyumak gibi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacımızı giderirken kesinlikle dinimizi bir kenara bırakamayız; dinimizi öne çıkardığımız bir oturum ortamı için de şunlara dikkat edilmelidir deriz: Yabancılar şeklinde veya akrabalar şeklinde bir araya geldiğimizde mahremiyete dikkat edeceğiz. Kadınlar ayrı erkekler ayrı oturacak. Birinci dereceden akrabalar hariç bu kuralı uygulayacağız. Uygun yerde oturacağız. Bizi haramla yüz yüze getirecek bir mekânda oturmayacağız. Selamla girilen selamla çıkılan bir mekân oluşturacağız. Oturduğumuz yerde kibre sebep olacak farklılıkları olan biri olmayacak yani herkesin mü'min şahsiyet olarak denk tutulduğu bir yer olacak. Belki âlim birinin ilmi gereği farklı olması buna istisna getirilebilir. Kıyamet günü onunla beraber olmaktan çekinmeyeceğimiz kimselerle oturacağız. Allah’ın adının anılmadığı bir yer bizim oturduğumuz yer olmayacak. Oturduğumuz yerde kulağımız ve gözümüz kontrol altında olacak. Dilimizi kontrol edemeyeceğimiz yerde oturmayacağız. Kimsenin özelini gıybet etmeyeceğiz. Dil ve nezaketimizden taviz vermeyeceğiz. Dinlemesini bilerek oturacağız. Cep telefonu gibi özel eşyamızla meşgul olmanın ayıp olacağını bileceğiz. Mütebessim, saygılı, seviyeli olacağız. Oturumumuz vakit israfına neden olmayacak. Abartılı ve incitici şaka yapılmayacak. Bulunduğumuz ortamın konusu bizde emanet olarak kalacak ve onu asla yaymayacağız. Oturum dağılırken oturumlara ait duayı okuyacağız: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
Müslüman bir erkek ya da hanım bulunduğu her yerde dinine göre yaşaması gerektiğini bilir. Arkadaşlık ya da dostluk ortamları da buna dâhildir. Beraberinde samimiyet ve rahatlık getiren yatılı olma durumunda ise buna daha çok dikkat edilmelidir. Çünkü insan, resmiyet kalktıkça gevşeyen ve ayarları kaçan bir varlıktır. Bu sebeple yatılı ortamlarda Müslümanca yaşamak için belli başlı hatırlatmalar yapmamızda fayda olacaktır: Herkes misafir olduğu bir yerde bulunduğu bilinci ile hareket etmelidir. Her an o mekândan ayrılacakmış gibi hazır, hep orada kalacakmış gibi olgun olmalıdır. Bu ikisi arasında dengede kalmalıdır. İkinci bir insanın olduğu her yerde kul hakkı söz konusu olacağı için ibadetten önce ahlak prensibi gözetilmelidir. Namaz kılarken ya da Kur’an tilavet ederken bile başkasının hukuku düşünülmelidir. İnsana saygı göstermek, kimseyi rahatsız etmemek kendi menfaatimizden önce gelmelidir. Mahremiyet konusu yatılı ortamların en hassas noktalarındandır. İnsanların özeline vakıf olmamaya gayret etmek, kazara gizli anlara tanık olunduğunda bunu saklamak hatta unutmak, Müslümanlığın gereğidir. Beden teşhiri ve avretin açılması gibi mevzularda gereken ihtimam gösterilmelidir. Ne kadar yakın ve samimi olunsa da şeytanın buradan beslendiği unutulmamalıdır. Abartılı sevgi ya da sınırsız nefret aşırılıktır. Kimse ile ebedi dost ya da düşman olunmamalıdır. Bir gün işin terse döneceği ihtimali hep akılda tutulmalıdır. Arkadaşlar arasında elbette farklı seviyelerde muhabbet oluşur. Herkes aynı olamaz şüphesiz. Fakat beraber yaşanan mekânlarda çevremizdeki her bir kardeşimizle iyi geçinmeye çalışılmalıdır. En azından kötü olmamaya gayret edilmelidir. Zira imanımız, geçinir ve geçinilir olmayı karakter haline getirmeyi öğretir. Bulunulan ortamda kurum yetkilisi isimler varsa onlara karşı tutumlarımız da yine mümin şahsiyetimizi gösterir. Üst pozisyondaki kişilere gerekli saygıyı göstermek ve kurallara uymak da yine kimliğimizle ilgilidir. Bir yerde yatılı olarak kaldığımız müddetçe arkadaşlarımıza örnek bir kişilik olarak kendimizi gösterme mecburiyetimiz de vardır. Çünkü İslam’ın mensubu olarak önce bizde İslam görülmelidir. Zamanla benimsenmiş halimizle o ortamda yapılan hatalara karşı söz söyleme ve yanlışı düzeltme gücümüzün de oluşacağını bilmek gerekir. Sonuç olarak kardeşlerimizi güzel bir dille uyarma ve onlara doğruyu öğretme vazifemiz olduğu da ortaya çıkacaktır. Tabi ki bunu bir öğretmen sıfatıyla değil, aynı seviyedeki kardeş pozisyonu ile yapmak gerekecektir. Bir süre sonra ayrıldığımız yatılı ortamlarda, adımızın kalacağı, kendimizden güzel hatıralarla bahsedileceği kaliteli bir mümin olarak anılmak hedefimiz olmalıdır. Rabbimizden tüm kardeşlerimiz için, mahşer günü sadece takvalı insanların dostluğunun işe yarayacağı şuuruyla arkadaşlık kurabilmeyi niyaz ederiz. Allah’a emanet olun.
Selamünaleyküm. Üniversiteler ve bilhassa özel olanları, bir Müslüman'ın bir saatlik ziyaretinde bile güvenli bir yer değildir. Şehvetin o denli kışkırtıldığı ve şeytanın ağlarının o kadar uzun salındığı kinci bir ortam belki de yoktur. Üniversite erkek veya bayan için sadece zorunlu branşlarda okunabilir. Vakti gelen hemen evlenmelidir. Mesele sadece erkeklerin kızlarla görüşmesi boyutunda değildir. Şehvetimiz kadar akidemiz de etki altında tutulmaktadır oralarda. Fikri bulanık bir nesil gelmekte, kapitalist, müsrif ve vurdumduymaz bir nesil için oralar iyi bir üreme merkezi gibidir. Şeytanın üniversiteleri nasıl kullandığını anlamak için son yıllarda üniversitelerin nasıl bir put durumuna getirildiğine bakmamız bile yeterlidir. Aç kal ama üniversite oku mantığı bunun eseridir. Ap açık bir fitne ile karşı karşıyayız. Allah korkusunu devrede tutmadıkça işimiz zordur.
Kural şöyledir: Erkek, eşine müstakil bir ev vermek zorundadır. Bu evin satın alınmış olması gerekmez. Kiralık bir ev de olsa anahtarı kadının elinde olacak ev vermek erkeğin vazifesidir. Kadının uygun bulmadığı hiç kimseyi erkek o evde kalıcı olarak tutamaz. Evden kastedilen de barınma odası ve temel ihtiyaçların karşılanacağı banyo mutfak gibi bölümlerdir. Hanefi fukahasından Kâsânî, erkeğin annesini ve kardeşlerini bile kadın istemedikçe eve yerleştiremeyeceğini belirtmektedir. Elbette bu meselede erkeğin anne babasına yakın olmak gibi gayet makul ve duygusal beklentileri de vardır ama kadının bu konudaki hakkı sabittir. Evlenmeden önce bu tür ayrıntılara iyi bakılmalı idi. Genel kural böyledir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Hilal’in İslamî simge olması, sahabe ve tabiin dönemine ait değildir. Büyük bir ihtimalle, Avrupa’ya fethe açılan İslam ordularının, kiliselerdeki haç simgesine karşı ortaya koydukları bir uygulama olmalıdır. Ayet veya hadise dayanmamaktadır. İslam’ın simgesi ahde vefa, doğruluk, ahiret düşüncesi gibi meziyetlerdir. Böyle bir teamülün bulunmasının da bir sakıncası yoktur inşaallah.
‘Hacerulesved’ bu ümmete ait mukaddesattandır. Kâbe gibi değerli, nasla sabit simgelerimizdendir. Hürmet edilmesi, selamlanması sünnettir. Hacerulesved hakkındaki bilgi kaynaklarımız da tarihi değerler değildir. Sahih hadislere dayanan bir bilgiyle onu selamlamaktayız. Bu sahih hadisleri izleyerek Hacerulesved için şu tespitleri yapabiliriz: 1- Hacerulesved cennetten indirilmiştir. 2- Hacerulesved, zamanında sütten daha beyazdı; insanların günahları yüzünden siyah hale geldi. 3- Hacerulesved, kıyamet günü, onu hakkıyla selamlayanlar için şahit olarak gelecektir. 4- Kâbe’nin etrafında tavaf etmek isteyen önce onu öperek veya selam vererek tavafına başlar. 5- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu öpmüş, ümmeti de o zamandan beri onu öpmüştür. 6- Onu öpmeye imkân bulamayanın, onu uzaktan selamlayıp tekbir getirmesi de öpme yerine geçer. Onu öpmek sünnet olduğu için, öpme uğruna kul hakkına girerek, insanlara eziyet edip öpmek ise caiz değildir. Böyle bir durumda uzaktan selam verilir. 7- Onu öpmenin günahların bağışlanmasına vesile olan amellerden olduğu hadislerle sabittir.
Ömer Hayyam, astronomi dalında söz sahibi biridir. Matematikte de iyi bir seviyede olduğu söylenir. Yaşadığı dönemde de, ölümünden sonra da kimliği üzerinde tartışmaların yoğunlaştığı biridir. Akideye ters sözlerine bakılırsa maalesef Müslüman olmadığı söylenecek bir durumdadır. Alkol düşkünlüğü gibi hastalıklarından kurtulamamıştır. Hindistan İngilizler tarafından işgal edildiğinde, Ömer Hayyam kültürünü özellikle canlandırmak istemişlerdi. Ülkemizde de şiirleri şarapçılar arasında şöhret bulmuş biridir. İman etmiş, istiğfar etmiş olarak Rabbine kavuşmuş olmasını temenni ederiz.
Gece ibadeti nafile ibadetlerden biridir. Özellikle bilmeniz gerekir ki, genç veya ihtiyar mü'minin öncelikle hedefi haramlardan korunmak ve farzları eda etmektir. Nafileler ise adeta bir yarış pisti gibidir. Ne kadar nafile yapabilirsek o kadar ecrimiz olacaktır. Gece teheccüdü en mühim nafilelerden biridir. Keşke her mü'min kaçırmasa diyebileceğimiz bir ibadettir. Sizin bir genç mü'min olarak kıvamında bir mü'min olmanız ise teheccüd ibadetinden daha önemlidir. Sağlıklı yaşamanız, dik durabilmeniz teheccüdden önemlidir. Teheccüdün önemli olması diğer bir önemliyi ihmal etme nedeni olmamalıdır. İtidalli bir kulluk hayatı yaşamalıyız. Şöyle yapmanızı tavsiye ederiz: a- Yedi saat uyku uyumanız normaldir. Yedi saat uyuyamıyorsanız öğlen üzeri bir nebze dinlenebilirsiniz. Bu da ayrı bir sünnet olur. Sabah namazından sonra da dinlenmeye devam edebilirsiniz. b- Uykunuzu sağlıklı bir uykuya dönüştürebilmek için yeme düzeninizi iyi ayarlamalısınız. Yedi saat ve sağlıklı bir uyku hedefiniz olsun. c- Uzun kış gecelerinde veya günlük programınızın uygun olduğu zamanlarda teheccüde kalkın. Teheccüd sizi günlük zorunlu işlerinizden alıkoyacak veya pasif duruma getirecekse şimdilik teheccüdü erteleyin. Önceliğiniz haramlardan korunmak, farzları eda etmek ve mü'min kimliğinizle ayakta durmak olsun.
Bizim kanaatimize göre böyle bir kurban kesiminde en azından ağır bir kerahet vardır.
Bu söz, temel hadis kitaplarından birine ait değildir. Evet, Arapça kaynaklar arasında bu şekilde geçmektedir ama farz/haram sonucu oluşturabilecek ağırlığı yoktur. Tıbben sakıncalı olduğuna dair bir bilgi sahibi oluncaya kadar yenmesinde sakınca olmaz.