Fetva Meclisi
Soru
Hacıların Mekke’de tavaf ederken öptükleri ‘Hacerulesved’in tarihi nedir, cennetten geldiği doğru mudur? Hacıların onu öpmek için birbirlerini ezmeleri yanlış değil midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Hacer-i Esved’i selâmlama ve öpmenin meşruiyeti, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ve ashâb-ı kirâmın uygulamalarıyla sabittir. (Buhârî, Hac, 60 [1610-1611]; Müslim, Hac, 249-250 [1270]) Fıkıh âlimleri, bu uygulamalara dayanarak tavaf sırasında Hacer-i Esved’i sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin (istilâm), ona el ile dokunup öpmenin sünnet olduğu konusunda görüş birliği içindedirler. (İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 2/107; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erbe‘a, 1/592) Hacer-i Esved’i istilâm ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile müstehap sayılmıştır. (Buhârî, Hac, 62 [1613]) Tavaf esnasında Hacer-i Esved’e dokunulması ve onun öpülmesi yönündeki rivayetlerden, bu taşın kutsallığı sonucunu çıkararak bu uygulamayı bizzat Hacer-i Esved’e karşı bir saygı ifadesi olarak görmek doğru değildir. Hac ibadetindeki birçok şekil ve merasim gibi bunun da Hz. İbrâhim’in (a.s.) ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.s.) hatırasını canlandırma, haccı önemsemeyi ve Allah’ın bu konudaki emrine boyun eğmeyi vurgulama, kulluk ve itaat gibi ruhî ve derunî hâlleri, zahirî bazı davranışlarla ifade etme gibi sembolik ve taabbüdî bir anlam taşıdığı söylenebilir. Hacer-i Esved’le ilgili olarak Hz. Ömer’in (r.a.) “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resûlullah’ı (s.a.s.) seni istilâm ediyor görmeseydim ben de seni istilâm etmezdim.” (Buhârî, Hac, 57 [1605]; Müslim, Hac, 248-251 [1270]) şeklindeki sözü de bu yaklaşımı desteklemektedir. Tavaf mahalli tenha olur ve Hacer-i Esved’e yaklaşmak mümkünse öpülür; öpme imkânı bulunamaması hâlinde bu sünnet uzaktan eller kaldırılıp “Bismillâhi Allāhü ekber” denilerek selâmlamakla yerine getirilmiş olur. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/493) İzdiham olması hâlinde Hacer-i Esved’i öpmek için başkalarına eziyet etmek, kadın erkek sıkışık hâlde bulunmak caiz değildir. Hacer-i Esved’e dokunamamak hiçbir surette tavafta bir eksikliğe sebep olmaz.
Selamünaleyküm. Bir ibadet mantığıyla el öpme yoktur. Ashab ise sevgilerinden ve hürmetlerinden ötürü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin elini öpmüşlerdir. Ulemanın elini öpmek de vardır. O zatın neden öyle dediğini ona sormalısınız.
Aleykümselam. a- Sözünü ettiğiniz hadisin daha sahih kaynağı Buhari'dir. Hadiste sahihlik açısından bir sıkıntı yoktur. b- Hadisin gösterdiği işaretlerden biri fesatçıların gıybetinin caiz olmasıdır. Sözü edilen kişi Uyeyne bin Hısn veya başka biri, kabilesinin önde gelenlerinden ama şerli bir kişi idi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem iyi bir mü'min olma umudu ile ona hak etmediği halde hoş davranmıştır. c- Hadisin ortaya çıkardığı ikinci netice mü'min tavrı olarak MÜDARAT'tır. Müdarat, din veya dünya işlerinden biri için dünyalıktan feda etmektir. Aynı şey dünyalık bir şey uğruna dinden feda etmek şeklinde olursa buna MÜDAHANE denir ki o makbul değildir. Netice olarak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem o kişinin hem herkesçe bilinmesini sağlamış hem de şerrinden emin olunacak şekilde ona tatlı bir dil kullanmıştır. Olmayan bir şeyi var göstermesi de söz konusu değildir.
Selamünaleyküm. Ahlaken sormadan yapmanız uygun olmaz.
Sorduğun konu, ulemanın ihtilaf ettiği meselelerden biridir. Bu yüzden meseleye ne “kesinlikle yapılmaz” ne de “şartsız, kayıtsız sünnettir” denilerek yaklaşmak doğru olmaz. Resûlullah Efendimiz ﷺ’in kabir başında doğrudan Kur’an okuduğuna dair sahih bir hadis elimizde yok. Ziyaret ettiğinde selam verir, dua ederdi. Sahabiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. Ancak bu, Kur’an okunamaz anlamına gelmez. Çünkü Kur’an okumak başlı başına bir ibadettir. Kabirde değil evde bile okunsa ruhlara bağışlanabileceği pek çok fakihe göre caizdir. Özellikle Hanefî, Şafii ve Hanbelî fakihlerinden bu yönde görüşler vardır. Hatta bazıları özellikle Yâsîn Suresi’nin okunmasının hem ölmek üzere olana hem de kabirdekine faydalı olacağını belirtmiştir. Bu konuda Hazreti Peygamber’den gelen “Yâsîn okuyunuz” hadisi vardır ama kabirde değil, ölüm anındaki kişiye okunmasına dairdir. Günümüzde kabirde Kur’an okunmasını “bidattir” diye toptan reddedenler varsa da bu işi sırf ibadet niyetiyle, sevabını ölüye bağışlamak niyetiyle yapanları da yadırgamak doğru değildir. Kimse bunu dinin değişmez bir parçası gibi görmüyor, sadece Kur’an’ın rahmetiyle meyyite fayda ulaşsın ümidiyle hareket ediyor. Bu durumda mesele niyete dayanır. Riya, gösteriş, bidatleşmiş toplu uygulamalar, hele hele Kur’an’ı ticarete dökmek gibi yanlışlara bulaşmadan, sessizce okunursa bunda bir sakınca yoktur. Sonuç olarak, Peygamberimiz ﷺ bunu yapmamış olabilir ama bu, yapana günahkâr dememizi gerektirmez. Selef-i Sâlihîn’den bazı âlimler buna cevaz vermiştir. “Bu işi sünnettir.” diye değil, “Rabbim belki kabul eder.” diyerek yapanların hâlini Allah bilir. Yeter ki kimseyi itham etmeyelim, Kur’an’a da saygıda kusur etmeyelim.
Bu manayı farklı şekillerde ifade eden hadis sahihtir. Hadisin mesajı şudur: Allah Teâlâ, her insanın yaşadığı hayatı nasıl değerlendireceğini bilmektedir. O bildiğini de önceden yazmıştır. Kul, Allah Teâlâ yazmış olduğu için yapmaz yaptığını. Onun ne yapacağını önceden bildiği için yazmıştır Allah o kaderi. Dolayısıyla herkes yazılmışa doğru yürür. Bu ise, sorumluluğun kul üzerinde kalmasını gerektirdiği için kulun çalışıp gayret etmesi gerekir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Elbette söz edilebilir; Müslüman nerede ise akidesi oradadır. Akidemizin çizdiği çizgileri camide koruduğumuz kadar evlerimizde ve iş yerlerimizde de koruruz. Kesinlikle bizim evimiz akidemizi yansıtır. Duvarlarımız, banyomuz, koltuğumuz her şeyimiz farklıdır. Eğer, başkalarıyla benzeştiğimiz bir nokta varsa o, bizim ayrıcalıklı olmamızı gerektirmeyen nokta olduğu için öyledir. Her ne kadar evin tapusu bizim üzerimizde veya kirasını biz veriyor isek de nihayetinde evlerimizin ve evlerimizde barındırdıklarımızın emanetçileriyiz. Evlerimizin fiziki şekli ötesinde, ev kültürümüzün bu zamanda zedelenen bölümlerine şöyle işaret edebiliriz: - Evlerimize girişler ve evlerde oturmalar mahremiyet esası üzerine olmalıdır. Evde erkek yokken, kim olursa olsun namahrem biri eve girmemelidir. Evde ailece veya başka tür oturumlarda kesinlikle kadınlar ayrı mecliste, erkekler ayrı mecliste oturmalıdırlar. Evlerimizin yapısı bu hususa dikkat edilerek oluşturulmalıdır. Karma oturumların bilhassa kadınlar açısından oluşturacağı sakıncalara dikkat edilmesi şarttır. İnsanların ‘iyi niyet ve güven’ perdesine saklanmaları yanlıştır. - Müthiş bir fitne olarak televizyon ve bilgisayara karşı uyanık olmak gerekir. Her iki cihazın da kökten atılması bir çare olmayabilir. Aile büyüklerinin ittifak ederek oluşturacakları bir siyasetle bu iki fitneye karşı iyi bir siyaset güdülmelidir. Bu ikili fitneye telefonu da dâhil etmemiz mümkündür. - Evde namazı geciktirmeye neden olan ne varsa ona karşı gerekli tedbir alınmalıdır. - Kâfirlerin akidesini, onlara ait kültürü yansıtan şeyler de evlerimizde yer bulamamalıdır. - Canlı resmi evlerimizin duvarlarında bulunmamalıdır. - Sigara ve kola gibi bize ait olmayan hatta bizi eritmek için şeytanın içimizde yaydığı sakıncalılar listesi sürekli kolladığımız bir liste olarak önümüzde bulunmalıdır. - Evlerimizde zaruri olanı dışında köpek beslenmemelidir. - Evlerimizin müzeye dönüşmesi sakıncalıdır. Anormal süslemeler, gerekli gereksiz eşya, lüks addedilenler, dünyaya meyli temsil ettiği için sakıncalıdır. Duvardan duvara dünyaya meyli yansıtan görüntü, sabah namazına engel olan mantığı yerleştirir. Dikkatli olmak şarttır.
Hilal’in İslamî simge olması, sahabe ve tabiin dönemine ait değildir. Büyük bir ihtimalle, Avrupa’ya fethe açılan İslam ordularının, kiliselerdeki haç simgesine karşı ortaya koydukları bir uygulama olmalıdır. Ayet veya hadise dayanmamaktadır. İslam’ın simgesi ahde vefa, doğruluk, ahiret düşüncesi gibi meziyetlerdir. Böyle bir teamülün bulunmasının da bir sakıncası yoktur inşaallah.
Gece ibadeti nafile ibadetlerden biridir. Özellikle bilmeniz gerekir ki, genç veya ihtiyar mü'minin öncelikle hedefi haramlardan korunmak ve farzları eda etmektir. Nafileler ise adeta bir yarış pisti gibidir. Ne kadar nafile yapabilirsek o kadar ecrimiz olacaktır. Gece teheccüdü en mühim nafilelerden biridir. Keşke her mü'min kaçırmasa diyebileceğimiz bir ibadettir. Sizin bir genç mü'min olarak kıvamında bir mü'min olmanız ise teheccüd ibadetinden daha önemlidir. Sağlıklı yaşamanız, dik durabilmeniz teheccüdden önemlidir. Teheccüdün önemli olması diğer bir önemliyi ihmal etme nedeni olmamalıdır. İtidalli bir kulluk hayatı yaşamalıyız. Şöyle yapmanızı tavsiye ederiz: a- Yedi saat uyku uyumanız normaldir. Yedi saat uyuyamıyorsanız öğlen üzeri bir nebze dinlenebilirsiniz. Bu da ayrı bir sünnet olur. Sabah namazından sonra da dinlenmeye devam edebilirsiniz. b- Uykunuzu sağlıklı bir uykuya dönüştürebilmek için yeme düzeninizi iyi ayarlamalısınız. Yedi saat ve sağlıklı bir uyku hedefiniz olsun. c- Uzun kış gecelerinde veya günlük programınızın uygun olduğu zamanlarda teheccüde kalkın. Teheccüd sizi günlük zorunlu işlerinizden alıkoyacak veya pasif duruma getirecekse şimdilik teheccüdü erteleyin. Önceliğiniz haramlardan korunmak, farzları eda etmek ve mü'min kimliğinizle ayakta durmak olsun.
Bu söz, temel hadis kitaplarından birine ait değildir. Evet, Arapça kaynaklar arasında bu şekilde geçmektedir ama farz/haram sonucu oluşturabilecek ağırlığı yoktur. Tıbben sakıncalı olduğuna dair bir bilgi sahibi oluncaya kadar yenmesinde sakınca olmaz.
Ömer Hayyam, astronomi dalında söz sahibi biridir. Matematikte de iyi bir seviyede olduğu söylenir. Yaşadığı dönemde de, ölümünden sonra da kimliği üzerinde tartışmaların yoğunlaştığı biridir. Akideye ters sözlerine bakılırsa maalesef Müslüman olmadığı söylenecek bir durumdadır. Alkol düşkünlüğü gibi hastalıklarından kurtulamamıştır. Hindistan İngilizler tarafından işgal edildiğinde, Ömer Hayyam kültürünü özellikle canlandırmak istemişlerdi. Ülkemizde de şiirleri şarapçılar arasında şöhret bulmuş biridir. İman etmiş, istiğfar etmiş olarak Rabbine kavuşmuş olmasını temenni ederiz.
Bizim kanaatimize göre böyle bir kurban kesiminde en azından ağır bir kerahet vardır.