Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Hacer-i Esved’in selamlanması ve öpülmesinin hikmeti nedir? Bunların yapılmaması ibadete halel getirir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
‘Hacerulesved’ bu ümmete ait mukaddesattandır. Kâbe gibi değerli, nasla sabit simgelerimizdendir. Hürmet edilmesi, selamlanması sünnettir. Hacerulesved hakkındaki bilgi kaynaklarımız da tarihi değerler değildir. Sahih hadislere dayanan bir bilgiyle onu selamlamaktayız. Bu sahih hadisleri izleyerek Hacerulesved için şu tespitleri yapabiliriz: 1- Hacerulesved cennetten indirilmiştir. 2- Hacerulesved, zamanında sütten daha beyazdı; insanların günahları yüzünden siyah hale geldi. 3- Hacerulesved, kıyamet günü, onu hakkıyla selamlayanlar için şahit olarak gelecektir. 4- Kâbe’nin etrafında tavaf etmek isteyen önce onu öperek veya selam vererek tavafına başlar. 5- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onu öpmüş, ümmeti de o zamandan beri onu öpmüştür. 6- Onu öpmeye imkân bulamayanın, onu uzaktan selamlayıp tekbir getirmesi de öpme yerine geçer. Onu öpmek sünnet olduğu için, öpme uğruna kul hakkına girerek, insanlara eziyet edip öpmek ise caiz değildir. Böyle bir durumda uzaktan selam verilir. 7- Onu öpmenin günahların bağışlanmasına vesile olan amellerden olduğu hadislerle sabittir.
Selamünaleyküm. Bir ibadet mantığıyla el öpme yoktur. Ashab ise sevgilerinden ve hürmetlerinden ötürü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin elini öpmüşlerdir. Ulemanın elini öpmek de vardır. O zatın neden öyle dediğini ona sormalısınız.
Hz. Peygamber (s.a.s.), “Kim Allah için hacceder de (Allah’ın rızasına uymayan) kötü söz ve davranışlardan ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, annesinden doğduğu günkü gibi (günahlarından arınmış olarak hacdan) döner.” (Buhârî, Hac, 4 [1521]; Müslim, Hac, 438 [1350]) buyurmaktadır. Bu hadis, muteber hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bu ve benzeri hadisleri gerçek anlamında anlamak mümkün olduğu gibi hac ibadetinin önem ve faziletini vurgulamak ve bu vecibeyi ifaya teşvik olarak değerlendirmek de mümkündür. Bir başka hadiste; “Hacılar ve umre yapanlar Allah’ın (evinin) ziyaretçileridir. Kendisine dua ederlerse dualarına icabet eder, O’ndan bağışlanma dilerlerse onları bağışlar.” (İbn Mâce, Menâsik, 5 [2892]) buyrulmaktadır. Benzer ifadeler başka ibadetlerle ilgili olarak da kullanılmıştır. Mesela “Beş vakit namaz, cumadan cumaya (kılınan cuma namazı), Ramazan’dan Ramazan’a (tutulan Ramazan orucu), büyük günahlardan uzak kalındığı sürece, arada işlenen küçük günahların bağışlanmasına vesiledir.” (Müslim, Tahâret, 16 [233]); “Her kim Ramazan’ı (farz olduğuna) inanarak ve ecrini de umarak oruçla geçirirse daha önce işlediği günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân, 28 [38]; Savm, 6 [1901]; Fazlü leyleti’l-Kadr, 1 [2014]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 175 [760]) buyrulmuştur. Bu hadislerden anlaşılması gereken; -namaz, oruç, zekât gibi farzları terk etmek; içki, kumar, zina, hırsızlık, adam öldürme gibi haramları işlemek anlamına gelen büyük günahlardan uzak kalındığı sürece- küçük günahların belirtilen iyi ameller vesilesiyle affedileceğidir. Kişilerin namaz, oruç, zekât borçlarını kazâ etmeden, kul haklarını ödemeden veya helalleşmeden bir hac yapmakla tamamen günahsız olacağını düşünmek, çok da doğru görünmemektedir. Ayrıca büyük günahlar ancak tövbe ve istiğfarla bağışlanabilir.
Evet, hac ibadetinde kadın ile erkek arasında bazı farklar vardır. Bunların bazıları farz düzeyindedir, bazıları da müstahap düzeyindedir. Kadının, farz olmayan bir hacca gidecekse eşinden izin istemesi en azından müstahaptır. Farz bir hacca gidecekse izin şartı aranmaz. Kadın hacca giderken seferi bir mesafeye gitmiş olacağı için beraberinde mahremi olması şarttır. Mahremi olmadan hac yapacak olsa o hac, hac ibadetini yerine getirmek bakımından kabul olsa da sünnete aykırı hareket edildiği için hata edilmiş olur. Kadın ihramlı iken erkekler gibi kıyafetlerini çıkarmaz. Dikişli elbiselerini giyer, ayakkabılarını normal olarak giyer. Yüzünü örtmesi (peçe kullanması) ise caiz değildir. Kadının ihramı yüzünü açmakla yeterli sayılmaktadır. Kıyafet olarak belli bir renk veya şekil giyinmesi şart değildir, gerekli de değildir. Telbiye getirirken kadın sesini yükseltmez. Erkekler ise sesli telbiye getirir. Erkekler tavaf esnasında ihramlı iseler sağ omuzlarını açarlar. Bu sünnettir. Kadınlarda ise böyle bir sünnet yoktur. Erkekler sa’yin bir bölümünde hervele yaparlar, (koşar gibi sık adımlarla yürürler.) kadınlar ise bunu yapmazlar. Şeytan taşlamada kadınlar kalabalık sebebiyle başkasına vekalet verebilirler. Erkekler ise bir özürden dolayı vekalet verebilirler. Erkeğin kesecekse hac kurbanını kendisinin kesmesi müstahaptır, kadın için ise kendisinin kesmesi müstahap değildir, başkasına kestirir. İhramdan çıkarken erkeklerin saçlarını tamamen tıraş etmesi daha efdaldir. Kadın ise saçını sadece kısaltır, tamamen tıraş etmesi mekruhtur. Kadın hacda iken özel günlerine tesadüf ederse bütün hac ibadetlerini yerine getirir. Sadece İFADA tavafını Harem’e girip yapacağı için, o haliyle de Harem’e girmesi mümkün olmayacağı için normal olarak yapamaz. Beklemesi gerekir. Beklemesi konaklama, geri dönme gibi sebepler yüzünden sıkıntıya sebep olacaksa hayızlı ilen bile olsa tavafını yapar. Sonra da bir inek kurban eder veya bedelini sadaka olarak verir. Kadınla erkeğin hacta ayrıldığı temel başlıklar bunlardır.
Kişi, sağlığında malları üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Mallarını yoksullara veya hayır kurumlarına bağışlayabilir. Vakfın sahih olması için vakfeden kişinin akıllı ve ergenlik çağına erişmiş olması ve vakfın ebedî olması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Fedek ve Hayber arazilerindeki hisselerini Müslümanların yararına vakfetmiştir. (Buhârî, Vesâyâ, 1 [2739]; Ferâiz, 3 [6725]; Müslim, Cihâd, 52-54 [1759]) İbn Ömer’den rivâyet edildiğine göre; Hz. Ömer’in payına Hayber’den bir arazi isabet etmiş, Hz. Ömer de (r.a.) Hz. Peygamber’e (s.a.s.), “Ya Resûlallah, Hayber’den elime öyle bir toprak parçası geçti ki şimdiye kadar bundan daha değerli bir mala sahip olmamıştım. Bana neyi tavsiye buyurursunuz?” demişti. Hz. Peygamber de (s.a.s.); “İstersen aslını (kendine) bırakır, menfaatini tasadduk edersin.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer, satılmamak, hibe edilmemek, mirasçılara intikal etmemek üzere; fakirler, akraba, köleler, misafirler ve yolcular için tasadduk etti. Onu idare edenin mülküne bir şey geçirmeksizin, normal ölçüler içinde yemesi ve yedirmesinin serbest olduğunu belirtti. (Buhârî, Şurût, 19 [2737]; Vesâyâ, 22, 28-29 [2764, 2772-2773]; Müslim, Vasıyyet, 15 [1632]) Hz. Osman da Medine’deki Rûme kuyusunu satın alıp bütün Müslümanların yararına tahsis etmiştir. (Tirmizî, Menâkıb, 19 [3699, 3703]; Nesâî, Cihâd, 44 [3182]) Ancak kişi malını vakfederken, mirasçıların mağdur olmamasına dikkat etmesi uygun olur.
Selamünaleyküm. Düzeltme gayreti içinde olduğunuz sürece namazınızda bir sakınca yoktur. Siz bilerek yapmıyorsunuz bu hataları, kılmaya devam edin, öğrenmeye de devam edin.
HAC ve UMRE konusundaki diğer fetvalar
Akabe cemresini taşlamanın zamanı, Hanefî mezhebine göre bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan itibaren başlar, ikinci gün fecr-i sâdıka kadar devam eder. Buna göre fecr-i sâdıktan önce yapılan taşlama geçerli olmayıp vakti içerisinde iadesi gerekir. Taşlar bu zaman diliminde atılmazsa dem (koyun veya keçi kesmek) gerekir. İmam Ebû Yûsuf ile İmam Muhammed’e göre vaktinde atılamayan taşlar, bayram sonuna kadar kazâ olarak atılabilir ve bundan dolayı ceza da gerekmez. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise Akabe cemresine taş atma, arefe gününü bayramın birinci gününe bağlayan gece yarısından itibaren başlar, aynı gün güneşin batışına kadar devam eder. Bu zaman diliminde atılması gereken taşlar bayramın dördüncü günü güneş batıncaya kadar atılsa geçerli olur ve herhangi bir ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/307-308) Günümüzde organizasyon gereklilikleri, yaşanan izdiham ve diğer zorluklar sebebi ile bu görüşle amel edilebilir.
Sa‘yi abdestli olarak yapmak, sa‘yin sünnetlerindendir. Bilerek abdestsiz yapmak ise mekruhtur. Bununla birlikte tavafı abdestli olarak yaptıktan sonra sa‘y esnasında abdesti bozulan kişinin bu hâliyle sa‘yini tamamlaması durumunda sa‘yi geçerli olur. (el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/247)
Hanefî ve Mâlikî mezheplerine göre, gücü yeten kimsenin tavafı ve sa‘yi yürüyerek yapması vaciptir. Buna göre gücü yettiği hâlde tavaf ve sa‘yi tekerlekli sandalye ile yapmak, dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Hasta, yürüyemeyecek kadar yaşlı ve özürlü olanlar, tekerlekli sandalye ile tavaf ve sa‘y yapabilirler. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/468, 469) Şâfiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise tavaf ve sa‘yi yürüyerek yapmak sünnettir. Gücü yettiği hâlde tavaf ve sa‘yi tekerlekli sandalye ile yapmak mekruh ise de ceza gerekmez. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/75)
Şeytan taşlamada, her günün taşının kendi vakti içinde atılması esastır. Ancak herhangi bir sebeple vaktinde atılmayan taşların taş atma süresi içinde kazâ edilmesi vaciptir. Taş atma süresi, bayramın dördüncü günü, güneşin batması ile son bulur. İmam Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre vaktinde atılmayan taşlar, şeytan taşlama günleri içinde kazâ edilse bile cezası düşmez. Mazeretsiz olarak şeytan taşlamayı tamamen terk etmek veya bir günde atılması gereken taşların yarıdan çoğunu atmamak, İmam Ebû Hanîfe’ye göre dem (koyun veya keçi kesmek) gerektirir. Bir veya daha çok günün taşının atılması terk edilse bile hepsi için bir dem yeterlidir. Her gün için atılması gereken taşların yarıdan fazlası atılmış ise eksik bırakılan her bir taş için sadaka gerekir. İmam Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre taş atma süresi içinde kazâ edildiği takdirde cezası düşer. (Serahsî, el-Mebsût, 4/64-65) Şâfiî ve Hanbelîlere göre ise vaktinde atılmayan taşlar, bayramın dördüncü günü güneş batmadan önce atıldığı takdirde kazâ değil edâ sayılır. Bu gecikmeden dolayı ceza da gerekmez. (Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 3/307-308)
Hastalık, yaşlılık, kötürüm olmak, çok zayıf olup izdihamdan zarar görecek durumda olmak gibi mazereti nedeniyle şeytan taşlamayı tamamlamadan Mekke’den ayrılmak mecburiyetinde olmak ve benzeri durumlar meşru mazerettir. Bu tür mazereti olan kimseler taşlarını vekâleten başkalarına attırabilirler. Vekil olanlar, önce kendi taşlarını, daha sonra vekil olduğu kimselerin taşlarını atarlar. (Nevevî, el-Mecmû‘, 8/243-245)
Sa’y müstakil bir ibadet değildir. Muteber bir tavaftan sonra yapılmalıdır. Bu itibarla, sa’yin geçerli olmaması durumunda geçerli bir tavaftan sonra yeniden yapılması gerekir (el-Fetâva’l-Hindiyye, I, 250; Maverdî, el-Hâvî, IV, 157).