Fetva Meclisi
Soru
Göbekli olmayı yeren bir hadis duydum. Boyumuz ve benzeri özelliklerimiz gibi göbeğimizi de Allah yaratıyor. Neden yeriliyor ki? Ve ben ne yapabilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
O hadisi şerif insanlığın bugün en çok muhtaç olduğu yönlendirmelerden biri olarak mucizelerden bir mucizedir. Elhamdülillah, Peygamber aleyhisselam efendimizin bütün sözlerini o makamda görüyoruz ama bugün GIDA ÇILDIRMASI yaşayan nesil olarak bu hadisi temel yaşam kılavuzu gibi almayı kurtuluş biliriz. Hadiste belirtilen düzey YAŞAMAK İÇİN YETERLİ OLAN düzeydir. Bunun bir de ortalaması vardır. O ortalama ise tıbbın tavsiye ettiği düzeydir. Bunun için de bir diyetisyen ile görüşüldüğünde alınacak cevap muteberdir. Zira kişiden kişiye ihtiyaç farklı olabilir. Allah yardımcımız olsun.
Evet, hadis kitaplarımızda böyle bir hadis grubu vardır. Birden fazla lafızla rivayet edilmiştir. Size bu hususta şunları özetleyebiliriz: a- Bu konudaki hadisler, hadis âlimlerinin olduğu gibi kabullendiği hadislerden değildir. Bu hadislerin bir kısmı için ‘olabilir’ diye bakanlar bulunduğu gibi bunları kökten yok kabul edenler de vardır. b- Bu tür kulların varlığını bu hadislere binaen kabul ettiğimizde hiç tereddüt etmeden şunu söylememiz gerekir: Bunlar yüzde yüz kuran ve Sünnet üzere yaşayan mü'minlerden oluşmuştur. Zira bizim VELİ olarak bildiklerimiz şu mü'mindir: Takva üzere yaşayan, Allah’ı seven ve kendini onun dinine hizmete adayan, Şeriat’ı yaşama mücadelesi yapan mü'mindir. Farklılığı ve kabiliyeti ne olursa olsan neticede o da Allah’ın bir kuludur. Kulluk sınırlarını zorlama gibi bir meyli yoktur. Veli olma yolu da farzları hakkıyla yerine getirmek ve nafile ibadetlerde yorulmadan koşuşturmaktır. c- Filan şehirde filanlar o kullardır şeklinde bir özelleştirme yapmamız da mümkün değildir. Bu anlama gelecek şekilde filancaların hastaları iyi ettiği veya yapılamaz işleri isteğinde yapabildiği şeklinde bir itikat açısından aşırılığı da kimseye mal edemeyiz. d- Bu konuları, ümmetimizin mevcut haline bakıp dururken gündem yapmayı da en azından uygunsuz bir iş olarak görmek zorundayız.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Sorun çok yerinde, çağımızın hem nefsî hem sosyal bir imtihanına temas ediyorsun. Bu sorunu birkaç başlık halinde cevaplamaya çalışayım. 1. Beslenme, dinin kendisi değil vasıtasıdır. Evet, yediğimiz şeyler hem vücudumuzu hem de ruhumuzu etkiler. Ama din, gıda takıntısı değildir. Kur’an bize “helal ve temiz olanı” yemeyi emreder (Bakara sûresi 168. âyet). Ama bu, şu maddeyi yiyen cennete giremez, bu karbonhidratı tüketen asi olur gibi bir anlayışa asla dönüşmez. Dinimizde haram olan yiyecekler bellidir: domuz, kan, leş, sarhoş eden her şey. Onun dışında şeker, un, gluten gibi şeyler “zaruret yoksa terk edilmesi tavsiye edilebilir” ama “dini bir vecibe hâline getirilemez.” 2. Sağlık için dikkatli olmak güzel, takıntıya dönüştürmek hastalıktır. Evet, bu çağda çok fazla katkı maddesi, GDO, şeker vs. tüketiliyor. Uzmanların dikkat çektiği şeyler boş değil. Ama mesele dengeyle yaşamak meselesidir. Peygamber Efendimiz sallalahü aleyhi vesellem nasıl yaşamış? Aşırıya kaçmamış. Sofrasında israf ve lüks olmamış. Ama bal da yemiş, et de yemiş, hurma da yemiş. Arada tatlı da ikram etmiş, hepsini helal ölçülerle ve ölçülü yaşamış. Bugün bazı kimseler, gıdayı âdeta dinleştiriyor. “Sıfır glütensiz yaşamak farzdır” der gibi konuşuyor. Bu bâtıl bir anlayıştır. Din, Allah’ın dinidir. Sağlıklı yaşam tavsiyesini İslam’ın yerine geçiremezsin. 3. Müslümana düşen nedir? Helal ve tayyib (temiz) gıdayı tercih etmek. Vücuda zararlı olanı olabildiğince azaltmak, ama haramlaştırmamak. İsraf etmemek. İmkânı ölçüsünde organik, doğal, katkısız ürünler bulmaya çalışmak. Bunu başkalarına da dayatmadan, kibirlenmeden yapmak. 4. Pratik hayatta nasıl yaşamalı? Elinden geldiğince temiz gıda yemeye çalış. Evde pişirmeye ağırlık ver, dışarıda yediklerini azalt. Beyaz şeker ve un gibi şeyleri azalt ama haramlaştırma. “Yediğim helal mi?” sorusu kalbini kuşatmasın, çünkü vesvese başlar. Bu alanda paylaşım yapanları da filtrele, her söyleyeni alim zannetme. Özetle, dengeli ol, sapma. Az ye, öz ye, şükret. Bu ümmetin şiarı budur. Yani Müslüman ne şeker bağımlısıdır ne de gıdaya farklı kutsallıklar atfedecek şekilde takıntılıdır. Müslüman dengededir. Ağzını olduğu kadar kalbini de beslemeye bakan insandır. Allah senin de gönlünü ferah, sofranı bereketli, hayatını da itidalli eylesin.
Evet, gıda konusunda iki uç noktada gezindiğimizi inkâr edemeyiz. Bir kısmımız her ne satılıyorsa bakkalda onu yemekte sakınca bulmazken bir kısmımız da her şeyi şüpheli veya yasak gözüyle görebilmektedir. Konunun hassasiyetini tartışmaya gerek yoktur, gıda hassastır. Zira gıda sağlıktır ve dindir. İnsan, dünya toprağına yerleştiği zamandan beri bir gıda mücadelesi içindedir. Dinimiz bize, “cesedinin de sende hakkı vardır” diye ikaz etmiştir. İnsan, toprağı işleyebildiği kadar yaşama zevki bulmuştur. Medeniyetler toprağın kullanılabildiği yani ziraat yapılabilen yerlerde oluşmuştur. Dinimiz insanlara: -Çalışmalarını, -Helal ve temizi bulmalarını, -Tüketimde itidalli olmalarını, -Savurganlık ve israftan kaçınmalarını temel kurallar olarak belirlemiştir. Şu da bilinmelidir ki, insanın gücünü aşan hususlarda dinimizin bir zaruretler ortamı oluşturduğu da unutulmamalıdır. Böyle bir ortamın oluşmasına örnek olabilecek şu ilkeleri zikredebiliriz: 1- Gıda konusunda hassas olmamız kadar mü'min olmamızın gereği olacak ne olabilir? Kesinlikle dikkat edeceğiz gıdamıza. Allah’a kulluk için ayakta tuttuğumuz bedenler gıda ile aktif olabiliyor. İnsan olarak kaderimiz gıdaya mahkûm olmaya dayalıdır. Hastalıkların önemli bir bölümü gıda kaynaklıdır. İbadetlerin kabulü açısından da gıdanın etkisi yüksektir. “Temiz ve Helal” gıda tüketmek Allah’ın emridir. Gıda canlı hayatın temelidir. Ölmüş hayvan, kan, domuz, leş yiyen hayvanlar gibi belli gıda çeşitlerinin yasaklanması insan sağlığı ile esastan alakalıdır. 2- Mü'min birey ve mü'min aile güçlü olmalıdır. Bu güç için de gıda gereklidir. Bizim güçten anladığımız sadece bedensel sağlık ve güç değildir. Düşüncede, akılda, psikolojide, duygusallıkta, sosyal yapıda ve bedensel yapıda güçlü mü'min olmak gerekir. Sadece beden gücü yeterli bir güç değildir. Allah, bütün bunlarda güçlü olan kullarını daha çok sevmektedir. 3- Kur'an’ımız, iman ehli olmayanların gücü ellerine aldıklarında tarımı berbat edeceklerini özellikle bize bildirmiştir. (Bakara suresi 205.ayet) Bu bir anlamda şuna işaret etmektedir: Mü'minlerin bu hayatı İslamlaştırma mücadelesi bir noktada da tarımın yani gıdanın mü'min ellerde ve mü'mince oluşturulması gerekir. Bugün gelişen teknoloji ile beraber genetik mühendisliği ile bitkilerin yapısı ile oynanmış ve herkesin geçici memnuniyetini sağlayan ama uzun sürede insan neslini çürümeye sevk eden bir sonuca gelinmiştir. Çevre bitkiler ve insan açısından kirlenmiştir. Yeni yeni zararlı böcekler, haşerat üremiştir. İnsanın oburluğunu ve doyumsuzluğunu yansıtan bir gösterge olarak bitki ve ürünü daha çok elde etmek için takviye ilaçlara yüklenilmiştir. Bu ilaçların insanı ve canlıları hangi akıbete sürüklediği ciddi bir şekilde konuşulmamaktadır bile. Gıdayı saklama süresini uzatmak için geliştirilen katkı maddelerinin sonucu bilinmemektedir, bilinse de elden bir şey gelmez gerekçesi ile avunulmaktadır. Renklendiriciler, ambalajlama taktikleri ise ayrı bir sorun olarak durmakta ve çözümsüz izlenimi vermektedir. Bu ambalajlardaki kimyasal etkileşim, uzun süreli beklemenin oluşturduğu risk sadece tartışılmakta ve sonunda herkes tarafından ihmal edilmektedir. Bütün bunlardan en başta yöneticiler sorumludurlar. İhmalkâr üretici ve dikkatsiz tüketici de kendi çapında sorumluluk taşımaktadır. 4- İnsanın maslahatı neyi gerektiriyorsa din onu emreder. Esas olan gıdanın mübah olmasıdır. Zarar ortaya çıkınca da yasak devreye girer. Bunun için domuz, kan, yırtıcı hayvanlar, pislik yiyenler haram kılınmıştır. 5- Bu konuda şu fıkıh ilkelerini dikkatten kaçırmamalıyız: İnsana zarar veren her şey yasaktır. Bir zararı o zararın aynısı ile gideremeyiz. Zararı önlemek bir fayda sağlamaktan daha önemlidir. Helal ve haram bir araya gelince önce haram konusuna bakarız. Daraldığımızda ve çare üretemediğimizde en az zararlıyı tercih ederiz. 6- Abdest için seçtiğimiz suda belli vasıflar aradığımız gibi tükettiğimiz gıdada da bazı vasıflar arayabilir olmalıyız. Yeni nesil bu ölçülerle eğitilmelidir. Siyasetçilerimiz seçim zamanlarında en azından önümüze geldiklerinde gıda konusunda onlara hesap sormasını bilmeliyiz. “Aldatan bizden değildir” kuralını unutan yanmıştır. Buna ziraat erbabından en uçtaki bakkala kadar herkes dâhildir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Müslüman olarak kilo vermek zorunda değiliz, sağlığımızı korumak zorundayız. Beden yapımıza ve sıhhat dengelerimize bakarak kilo vermek zorunda olup olmadığımızı belirleyebiliriz. Ne şişman kul ne de zayıf kul iyi veya kötü değildir. Kim daha takva ile yaşıyorsa iyi kul odur. Çağımızda yaygın hastalıklardan biri de kilo hastalığıdır. Artık ölüm nedenleri arasında ilk sıralara yükselmiş olması elbette bütün mü'minler için dikkat edilmesi gereken bir sorun durumuna getirmiştir kiloyu. İbadet hayatımızı, sağlıklı bir hayatı rahatsız eden fazla kilolar giderilmelidir. Kilo fazlalığı hakkında şu kuralları bilmemiz gerekir: Bir insanın kilo fazlası olup olmadığını ya da ne kadar olduğunu uzman bir doktor ya da diyetisyen kararlaştırmalıdır. Kişilerin kendi bilgileri ve tahminlerine ya da çevreden aldıkları tepkilere göre az/fazla kararı vermeleri yanlıştır. Fazla kilo söz konusu ise onun giderilmesi de kesinlikle yine uzman tarafından planlanmalıdır. Kilo verme yöntemleri kilo alma kadar risk taşıyabilmektedir. Uzman desteği yanında bilinmesi gereken bir incelik de şudur: Kilo alırken de verirken de insanın nefsini disiplin altında tutup tutamamasına göre sonuçlar değişir. Mesele nefsin salınmaması meselesidir. Yemek ve zevkler konusunda Müslümanca yaşayabilmek yani disiplin sahibi olmak uzman tavsiyelerini işe yarar duruma getirecektir. Hiç yemeyerek, kulaktan dolma bilgilerle bir yeme programı yaparak yağlar eritilmiş olabilir ama karakter düzelmezse kâr ile zarar karıştırılmış olabilir. Çağımızda tüketilen yiyecekler adeta zehir karıştırılmış tuzak yiyecekler gibidir ancak uzmanların tavsiyelerine dikkat edilerek kaliteli bir gıda politikası izlenebilir. Buna diyet uygulamaları da dâhildir. Uzmanların tavsiye ettiği sporlar yapılmalıdır. Her bedenin spor ihtiyacının veya kaldırabileceği şeklinin farklı olacağını bilmek gerekir. Ve camiye cemaate gitmenin mükemmel bir spor yerine geçebileceğini unutmayalım. En azından bir bölümünü karşılayacaktır. Hadis kitaplarında geçiyor diye şu bitki veya gıdanın diyet konusu yapılması yanlıştır. Coğrafyanın ve kişilerin farklı etkileşimlerini dikkatimizden kaçıramayız. En büyük nimet olan su bile gelişigüzel tüketilemez bir nimettir. Yağ eritme veya mide aldırma gibi cerrahi uygulamalara geçmeden önce muhakkak bir fıkıh uzmanına danışılmalıdır. Ameliyat sürecinin başlaması için doktorun olur vermesi yeterli değildir, muhakkak fıkıh desteği de alınmalıdır. Ameliyatsız bütün alternatifler bitirilmeden ve sağlık için ciddi bir tehlike yokken ameliyatlı zayıflama yöntemlerine başvurulamaz. Şu unutulmamalıdır ki, bugünkü bu kilo problemimiz sünnetten uzak yaşadığımızın sonuçlarındandır. Tekrar sünnetli bir hayata dönerek işimizi kolaylaştırabiliriz.