Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir hadiste Peygamber Efendimiz “Âdemoğlu midesinden daha şerli bir kap doldurmamıştır, Âdemoğluna birkaç lokma yemek yeter.” diyor. Bu hadisi şerife bugün nasıl bir uygulama izleyerek uymamız gerekiyor? Her sofraya oturduğumuzda üç beş lokma yiyip kalkmamız mı gerek? Ağır işlerde çalışan bir işçiye veya dersleriyle fazla meşgul olup beyin yoran bir üniversite talebesine yeterli olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Sözünü ettiğiniz hadis Peygamber aleyhisselam efendimize ait olduğu kesin olan bir hadistir. Göbekli olmak da yerilmiş değildir. Yaratılıştan göbeği olan birisi yerilmemiştir. Yeme içme kültürü nedeniyle ‘kilolu’ denecek sınıfa giren ve göbeği büyümüş olan yerilmektedir. Yani Müslüman’ın yemek kültürünün sonucu olarak göbekli olması yerilmiştir. Bir başka husus da şudur: Bu hadisteki göbekli olma durumu şehvetlerin peşinde koşup dünyaya meyletmiş ve ahireti ötelemiş bir hayat yaşamak yerilmiştir. Nitekim yaşadığımız asırda bu ayrıntı çok dikkat çekmektedir. İnsanlar günlük yemek öğünleri arasında atıştırmalar yapmayı, kahvesinden diğer içeceklerine kadar mide dolduran şeyleri sürekli içmeleri bir yaşam tarzı olmuştur. Bu yaşam tarzının sonucu olarak da afete dönüşmüş bir ‘fazla kilo’ gerçeği ortaya çıkmıştır. Yakın zamanlara kadar kilolu olmak tek tük izlenen bir durum iken artık sıradanlaşmış belki de milyonları ölümle yüz yüze getirecek hastalığa dönüşmüştür. Sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizin meşhur hadisi insanlığı asırlar öncesinden bu afete karşı uyarmıştı. Buyuruyor ki: ‘Ademoğlu midesi gibi dertli bir kap doldurmamıştır. Ademoğluna bedenini ayakta tutacağı birkaç lokma yiyecek olarak yeter. Muhakkak yiyecekse üçte birini yiyeceğe, üçte birini içeceğe ve üçte birini de nefesine hayırsın.’ Hadis net bir şekilde şu mesajı veriyor: Yemeğin kendisi peşinde koşulacak bir gaye değildir. Yemek sadece yaşamak için Allah’ın yarattığı bir sebeptir. Gaye mideyi doldurmak değil ayakta durmak olmalıdır. Yemek de zorunlu olan, yeterli olan ve fazla olan diye üçe ayrılmalıdır. Yemek konusunda tıbbın geliştirdiği tavsiyelere uyulması dini bir sorumluluk olarak kabul edilmelidir.
Selamünaleyküm. Böyle bir ticarette ticaret olarak sakınca yoktur fakat bu tür gıda tüketimi vahşi batı kültürünün ürünüdür. Neslimizin bu vahşetten uzak tutulmasını tercih etmeliyiz.
Yatak odası ilişkisinde kadın ve erkek aynı durumdadırlar. Toplumumuzda yaygın olan anlayış, erkeğin kadını talep ettiği, kadının ise kendisini böyle bir ihtiyaç içinde hissetmediği şeklindedir. Bu, kesinlikle doğru değildir. Doğru olan ise şudur: 1- Kadın erkeğe göre daha geç hareketlenir, erkek bir iki bakmakla, dokunmakla hareketlenirken kadın, daha uzun sürede devreye giren bir enerji sahibidir ama en az erkek kadar o da ihtiyaç sahibidir. Kadınları, erkeğin ihtiyacını gören ama kendi ihtiyacı olmayan biri olarak görmek zulümdür. Ne yazık ki kadınlar da kendilerini böyle göstermeyi uygun görüyorlar. 2- Genelde erkek devreye girdiği için erkeğin hareketlenmesi kadının da ihtiyacının görülmesini doğurduğundan kadın böyle bir talepte bulunmayabilir. Eğer durum böyle olmuyorsa mesela erkek bir ihtiyaç hissetmeden kadın rahatlama ihtiyacı hissediyorsa erkeğin buna cevap vermesi gerekmektedir. Aksi takdirde erkek sorumlu duruma düşer. 3- Kullanılan gıdalar, alınan ilaçlar ve günlük ilişkilerin etkisi ile erkek veya kadın cinsellik bakımından hareketlenebilir. Hangisi hareketlendi ise diğerini beraberliğe davet etmesi hakkıdır. Bu davetin sadece erkekten gelmesini beklemek yanlıştır. Bu hareketlenme nedeni mesela erkek veya kadının, bulundukları ortamdaki konuşmalar ve arkadaştan etkilenme olabilir. 4- Kur'an'ımızın ve Sünnet'in çizdiği çizgi, gösterdiği yol budur. Erkek ve kadın nasıl sofraya oturup beraber yiyorlarsa yatak odasını da aynı mantıkla kullanmalıdırlar. Sofrada erkeğin lokmaları farklı, kadınınki farklı olabileceği gibi yatak odasını kullanma tarzı da farklı olabilir ama ihtiyaç ihtiyaçtır. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Bu hadisler, Peygamber aleyhisselama ait olmaları bakımından söz götürebilirler. Bu nedenle, hadis olmalarından çok muhtevalarını anlamamıza yardım edecek şu hususu bilmeliyiz: Din, Allah için yaşanır. Dini öğrenmek ve öğretmek de Allah için olmalıdır. Allah için olacak bir işi dünyevi bir gaye için yapan hata yapmıştır. Özellikle dini insanlara öğretmek için görev alanların böyle bir hatası büyük bir vebal getirecektir. Burada dine hizmet edenerin dine hizmetlerinin ücretsiz olması gerektiği gibi bir sonuç çıkmaz. Zira dünyada maişet temin etmek de bir ihtiyaçtır. Ancak cennetin yerine dünyalığa razı olmak enayiliktir. Din hizmeti görenler bu ince çizgiyi izlemelidirler. İnce çizgi dediğimiz çizginin en belirgin noktası, dünyevi bir çıkar uğruna dinden taviz vermektir. Bu olmadıktan sonra din hizmeti gören birinin maaş almasında bir sakınca yoktur.
Sorun çok yerinde, çağımızın hem nefsî hem sosyal bir imtihanına temas ediyorsun. Bu sorunu birkaç başlık halinde cevaplamaya çalışayım. 1. Beslenme, dinin kendisi değil vasıtasıdır. Evet, yediğimiz şeyler hem vücudumuzu hem de ruhumuzu etkiler. Ama din, gıda takıntısı değildir. Kur’an bize “helal ve temiz olanı” yemeyi emreder (Bakara sûresi 168. âyet). Ama bu, şu maddeyi yiyen cennete giremez, bu karbonhidratı tüketen asi olur gibi bir anlayışa asla dönüşmez. Dinimizde haram olan yiyecekler bellidir: domuz, kan, leş, sarhoş eden her şey. Onun dışında şeker, un, gluten gibi şeyler “zaruret yoksa terk edilmesi tavsiye edilebilir” ama “dini bir vecibe hâline getirilemez.” 2. Sağlık için dikkatli olmak güzel, takıntıya dönüştürmek hastalıktır. Evet, bu çağda çok fazla katkı maddesi, GDO, şeker vs. tüketiliyor. Uzmanların dikkat çektiği şeyler boş değil. Ama mesele dengeyle yaşamak meselesidir. Peygamber Efendimiz sallalahü aleyhi vesellem nasıl yaşamış? Aşırıya kaçmamış. Sofrasında israf ve lüks olmamış. Ama bal da yemiş, et de yemiş, hurma da yemiş. Arada tatlı da ikram etmiş, hepsini helal ölçülerle ve ölçülü yaşamış. Bugün bazı kimseler, gıdayı âdeta dinleştiriyor. “Sıfır glütensiz yaşamak farzdır” der gibi konuşuyor. Bu bâtıl bir anlayıştır. Din, Allah’ın dinidir. Sağlıklı yaşam tavsiyesini İslam’ın yerine geçiremezsin. 3. Müslümana düşen nedir? Helal ve tayyib (temiz) gıdayı tercih etmek. Vücuda zararlı olanı olabildiğince azaltmak, ama haramlaştırmamak. İsraf etmemek. İmkânı ölçüsünde organik, doğal, katkısız ürünler bulmaya çalışmak. Bunu başkalarına da dayatmadan, kibirlenmeden yapmak. 4. Pratik hayatta nasıl yaşamalı? Elinden geldiğince temiz gıda yemeye çalış. Evde pişirmeye ağırlık ver, dışarıda yediklerini azalt. Beyaz şeker ve un gibi şeyleri azalt ama haramlaştırma. “Yediğim helal mi?” sorusu kalbini kuşatmasın, çünkü vesvese başlar. Bu alanda paylaşım yapanları da filtrele, her söyleyeni alim zannetme. Özetle, dengeli ol, sapma. Az ye, öz ye, şükret. Bu ümmetin şiarı budur. Yani Müslüman ne şeker bağımlısıdır ne de gıdaya farklı kutsallıklar atfedecek şekilde takıntılıdır. Müslüman dengededir. Ağzını olduğu kadar kalbini de beslemeye bakan insandır. Allah senin de gönlünü ferah, sofranı bereketli, hayatını da itidalli eylesin.
Selamünaleyküm. Hadis okumayı bir gıda tüketimi gibi kabul edin; her lokma aslında size kan ve nefes olduğu hâlde siz onu hissedemezsiniz. Hadis de samimi bir niyetle okunduğunda iz bırakır, akılda kalması şart değildir. Hadisin kendisini ezberlemekten önce verdiği mesajı almak gerekiyor. O hadiste yasaklanan bir şey varsa hemen terk etmeye azmederiz, emredilen bir şey varsa onu da yapabildiğimiz kadarı ile yapmaya gayret ederiz. Gerisi zamanla oluşacaktır. Hadislerin zayıf görülmesi amel edilmesine mani değildir. Ahkâm konularında hadisin sahih olması şarttır.