İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

İhtiyarlarda da gençlerde de KİLO VERME diye bir endişe var. Ben de kiloluyum. Dinimize göre kilolu olmak günah mıdır, kilo verip zayıflamak zorunda mıyız?

Cevap

Müslüman olarak kilo vermek zorunda değiliz, sağlığımızı korumak zorundayız. Beden yapımıza ve sıhhat dengelerimize bakarak kilo vermek zorunda olup olmadığımızı belirleyebiliriz. Ne şişman kul ne de zayıf kul iyi veya kötü değildir. Kim daha takva ile yaşıyorsa iyi kul odur. Çağımızda yaygın hastalıklardan biri de kilo hastalığıdır. Artık ölüm nedenleri arasında ilk sıralara yükselmiş olması elbette bütün mü'minler için dikkat edilmesi gereken bir sorun durumuna getirmiştir kiloyu. İbadet hayatımızı, sağlıklı bir hayatı rahatsız eden fazla kilolar giderilmelidir. Kilo fazlalığı hakkında şu kuralları bilmemiz gerekir: Bir insanın kilo fazlası olup olmadığını ya da ne kadar olduğunu uzman bir doktor ya da diyetisyen kararlaştırmalıdır. Kişilerin kendi bilgileri ve tahminlerine ya da çevreden aldıkları tepkilere göre az/fazla kararı vermeleri yanlıştır. Fazla kilo söz konusu ise onun giderilmesi de kesinlikle yine uzman tarafından planlanmalıdır. Kilo verme yöntemleri kilo alma kadar risk taşıyabilmektedir. Uzman desteği yanında bilinmesi gereken bir incelik de şudur: Kilo alırken de verirken de insanın nefsini disiplin altında tutup tutamamasına göre sonuçlar değişir. Mesele nefsin salınmaması meselesidir. Yemek ve zevkler konusunda Müslümanca yaşayabilmek yani disiplin sahibi olmak uzman tavsiyelerini işe yarar duruma getirecektir. Hiç yemeyerek, kulaktan dolma bilgilerle bir yeme programı yaparak yağlar eritilmiş olabilir ama karakter düzelmezse kâr ile zarar karıştırılmış olabilir. Çağımızda tüketilen yiyecekler adeta zehir karıştırılmış tuzak yiyecekler gibidir ancak uzmanların tavsiyelerine dikkat edilerek kaliteli bir gıda politikası izlenebilir. Buna diyet uygulamaları da dâhildir. Uzmanların tavsiye ettiği sporlar yapılmalıdır. Her bedenin spor ihtiyacının veya kaldırabileceği şeklinin farklı olacağını bilmek gerekir. Ve camiye cemaate gitmenin mükemmel bir spor yerine geçebileceğini unutmayalım. En azından bir bölümünü karşılayacaktır. Hadis kitaplarında geçiyor diye şu bitki veya gıdanın diyet konusu yapılması yanlıştır. Coğrafyanın ve kişilerin farklı etkileşimlerini dikkatimizden kaçıramayız. En büyük nimet olan su bile gelişigüzel tüketilemez bir nimettir. Yağ eritme veya mide aldırma gibi cerrahi uygulamalara geçmeden önce muhakkak bir fıkıh uzmanına danışılmalıdır. Ameliyat sürecinin başlaması için doktorun olur vermesi yeterli değildir, muhakkak fıkıh desteği de alınmalıdır. Ameliyatsız bütün alternatifler bitirilmeden ve sağlık için ciddi bir tehlike yokken ameliyatlı zayıflama yöntemlerine başvurulamaz. Şu unutulmamalıdır ki, bugünkü bu kilo problemimiz sünnetten uzak yaşadığımızın sonuçlarındandır. Tekrar sünnetli bir hayata dönerek işimizi kolaylaştırabiliriz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hiçbir şeyin aşırılığı iyi değildir. Çok yememek iyidir, az konuşmak iyidir ama aşırıya kaçtığında mesela haftada beş kilo eriyecek kadar yememek bir aşırılıktır ve doğru değildir. Zayıf düşerek şeytana daha iyi bir lokma hâline gelmektense, dengeyi koruyup çok ibadet ederek kalmak daha iyidir. Normal yiyin için. İnsanlardan kopmayın, onların içinde eriyerek de yok olmayın. Geçmiş hatanızla uğraşacak yerde daha güzel işler yaparak 'kötülüğü iyilikle temizleme' siyaseti güdün. Allah kolaylıklar versin.

Hocam, yaptığım bir hata sebebiyle kendime adeta yememe cezası verdim. Bu yüzden
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sözünü ettiğiniz hadis Peygamber aleyhisselam efendimize ait olduğu kesin olan bir hadistir. Göbekli olmak da yerilmiş değildir. Yaratılıştan göbeği olan birisi yerilmemiştir. Yeme içme kültürü nedeniyle ‘kilolu’ denecek sınıfa giren ve göbeği büyümüş olan yerilmektedir. Yani Müslüman’ın yemek kültürünün sonucu olarak göbekli olması yerilmiştir. Bir başka husus da şudur: Bu hadisteki göbekli olma durumu şehvetlerin peşinde koşup dünyaya meyletmiş ve ahireti ötelemiş bir hayat yaşamak yerilmiştir. Nitekim yaşadığımız asırda bu ayrıntı çok dikkat çekmektedir. İnsanlar günlük yemek öğünleri arasında atıştırmalar yapmayı, kahvesinden diğer içeceklerine kadar mide dolduran şeyleri sürekli içmeleri bir yaşam tarzı olmuştur. Bu yaşam tarzının sonucu olarak da afete dönüşmüş bir ‘fazla kilo’ gerçeği ortaya çıkmıştır. Yakın zamanlara kadar kilolu olmak tek tük izlenen bir durum iken artık sıradanlaşmış belki de milyonları ölümle yüz yüze getirecek hastalığa dönüşmüştür. Sevgili Peygamber aleyhisselam efendimizin meşhur hadisi insanlığı asırlar öncesinden bu afete karşı uyarmıştı. Buyuruyor ki: ‘Ademoğlu midesi gibi dertli bir kap doldurmamıştır. Ademoğluna bedenini ayakta tutacağı birkaç lokma yiyecek olarak yeter. Muhakkak yiyecekse üçte birini yiyeceğe, üçte birini içeceğe ve üçte birini de nefesine hayırsın.’ Hadis net bir şekilde şu mesajı veriyor: Yemeğin kendisi peşinde koşulacak bir gaye değildir. Yemek sadece yaşamak için Allah’ın yarattığı bir sebeptir. Gaye mideyi doldurmak değil ayakta durmak olmalıdır. Yemek de zorunlu olan, yeterli olan ve fazla olan diye üçe ayrılmalıdır. Yemek konusunda tıbbın geliştirdiği tavsiyelere uyulması dini bir sorumluluk olarak kabul edilmelidir.

Göbekli olmayı yeren bir hadis duydum. Boyumuz ve benzeri özelliklerimiz gibi gö
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bugün yaşanan hayatın akışı içerisinde maalesef, babadan devralınmış, inceliklerine inilmeyen bir din yaşayışı hâkimdir. O kadar ki, daha titiz bir din yaşamaya çalışan veya sünnetlere dikkat ederek yaşamak isteyenler, Müslümanların arasında bile istihza konusu olabilmektedirler. İbadetler neredeyse şartlarımıza uygun olanlar ve olmayanlar şeklinde tasnif edilecek hale geldi. İş maksadını aştı, mecrasını değiştirdi de diyebiliriz. Biz böyle bir gidişatı kökten değiştirmeye muktedir olamayabiliriz. Ancak iki şeyi yapmazsak Allah katındaki sorumluluğumuzdan kurtulamayız. Birincisi, böyle bir gidişatı değiştirme gayret ve samimiyeti içinde olmaktır. İkincisi de, hiç olmazsa kendi eksenimizdeki alanda daha samimi ve aslına uygun bir dini hayatı hâkim kılma gayretidir. Bu değerlendirmeden sonra mevcut şartlarımıza göre, yeni başlayanı ile yenilenmek isteyeni ile hepimiz için ibadetleri ve kulluğu şekillendirecek bir program çizebiliriz. Herkesin kendi şartlarını da dikkate alarak uygulayabileceği kalıcı ve bıktırmayan, feyizli bir ibadet programı tavsiyesi şudur: 1- Önce haramlardan arınma ve haramsız bir hayat yaşama samimiyeti göstermeliyiz. Haram bünyeye girdikten sonra feyiz kalkar. En önemli haram çeşitlerinden biri olarak da kul haklarına dikkat edilmelidir. 2- İbadetin kabul edilmesinin iki ana şartı vardır: İhlâs ve Peygamber aleyhisselama uygunluk. Yaptığımız iş riyasız olmalı ve bidat olmamalıdır. 3- Adım adım yürümek zorundayız. Bulunduğumuz ortamı ve bizim özel şartlarımızı tamamen yok saymak gibi bir hataya düşersek ibadetlerden erken bıkar ve kulluğu terk ederiz. Elbette tembelliğe ve baştan savmaya kaymayacağız. Ancak, şartları gözetmekle, şartlardan ötürü kaytarmak arasındaki dengede Rabbimizin bizi imtihan ettiğini bilip ona göre davranacağız. Başımızı kuma sokmakla elde edebileceğimiz bir şey yoktur. 4- En önemli silah olarak sabrı kuşanmak mecburiyetindeyiz. Sabırsız alınabilecek bir karış yol yoktur. Sabrın sınırını da biz belirlemeyeceğiz. Sabrın kendisi bir sabır konusu olacak kadar sabra aşina olmalıyız. Ne elde edeceksek o muhakkak sabrın sonunda olacaktır. Allah’ın yardımı da sabredenleredir. Bu direncimiz, yılmadan, usanmadan ayakta kalışımız bizim sebatımızdır. 5- İbadet ve kulluk ortamının oluşmasına dikkat etmeliyiz. Salih bir cemaatin varlığı, aynı düşünen kardeşler arasında bulunmak büyük bir nasiptir. Eğer böyle bir ortamı yakalayamadı isek tırmanacağımız yokuş dikleşmiş demektir. Ortam oluşturmanın bir başka yolu da bilgi edinmektir. Taşımalı bilgilerle kulluk daha zor ve pürüzlüdür. Fıkıh, hadis ve benzeri bilgileri mezara kadar sürecek bir programda almaya devam etmeliyiz. 6- Allah’ın salih kullarına ait örnekleri, abartmadan ve uydurmadan incelemek bizim için iyi bir heyecan oluşturur. 7- Şeytanın en önemli taktiklerinden olan, kendini yetersiz ve değersiz görme bataklığına batmadan düşünmek ve çalışmak şarttır. Evet. Zayıfız, âciziz, Rabbimizin huzurunda boynu büküğüz; ama himmetimiz büyüktür. O’nun yardımı ile biz de Ebubekir, Ömer olabiliriz. 8- En mükemmelini yapmayı isteriz; ama ona takılıp kalmayız. 9- Yalnızlığı tehlikeli görmeliyiz. Bir şeyh, ağabey, hoca, mürşid… biri önümüzde ve yanımızda durmalıdır. Ama önümüzde dururken Allah ve Nebi’si ile aramızda durmadan önümüzde olmalıdır. 10- Sürekli olan az, ara sıra olan çoktan hayırlıdır. 11- Kur'an okumayı vazgeçilmez nafile bir ibadet görüp devam etmeliyiz. Kur'an bizim hızımız, aşkımız, enerjimizdir. Belirli bir Kur'an hatmi takvimini hiç aksatmadan sürdürmek zorundayız. Hava ve su gibi sürekli Kur'an’a muhtacız. 12- Namazı kılmayı Müslüman olmanın gereği, hatta olmazsa olmazı görmeliyiz. Önce farzlar, ardından nafileler amellerimiz arasında yerini almalıdır. 13- Zikir dilimizin suyu olsun. 14- İstişaresiz hayat eksiktir. Kimsenin aklı tek başına yeterli olmaz. Bilhassa din konusunda ehlini bulup danışmak kulluk için elzemdir.

İslami yaşayışa yeni başlayan biri için neler tavsiye edilebilir, öncelikle nele
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Değerli kardeşim, bu belirttiğiniz özelliğe ÎSAR denir. Îsar, insanın başkasını kendisine tercih etmesidir, ben yemeyeyim o yesin gibi düşünmektir. Bu da Allah’ın en çok razı olduğu amellerden biridir. Allah onlardan razı olsun ashabın ensarı bu işi, Kur'an’ımızın beğenisi ile en üstün derecede yaptılar. Bu bir mü'min karakteridir. Yalnız şu bilinmelidir: Îsar/mü'min kardeşini kendine tercih etme işi ibadetlerde olmaz. Bu, dünyevi ihtiyaçlar, lezzetlerde olur. Şöyle örneklendirebiliriz: Mü'min bir insan, tek kişinin yiyebileceği kadar az olan bir yemeği “kardeşim doysun” diyerek diğer mü'min kardeşine verirse bu bir îsar/başkasını kendine tercih etme işidir, Allah’ın en çok razı olduğu nafile amellerden biridir. Aynı kişi mesela camide ön safta daha çok sevap kazanılıyor diye mü'min kardeşine oturduğu ön saftaki yeri vermesi böyle bir fazilet değildir. Ön safta sevap kazanmak bir manada kulun Allah ile olan ibadet bağlantısıdır. O bağlantıya bir başkası tercih edilemez. Zira bu durumda verirken kişi, kendisinden bir şey vermiş olmuyor, verdiği Allah’ın kulu üzerindeki ibadet hakkıdır. Allah’ın hakkından vererek fazilet işlenmiş olmaz. Bu çizgide diyebiliriz ki, ibadetlerde “kardeşim yapsın” mantığı olmaz. Aksine ibadetlerde yarış ve öne geçme vardır. Bunun en güzel örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin camide ön safta namaz kılma hâlini izah eden hadisidir. “Ön saftaki kazancı bilse idiniz orada namaz kılabilmek için kura çekmek zorunda kalırdınız…”

Biz mü'min kardeşimize iyilik yapmak konusunda Ashab-ı Kiram’ı örnek alıyoruz. O
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, gıda konusunda iki uç noktada gezindiğimizi inkâr edemeyiz. Bir kısmımız her ne satılıyorsa bakkalda onu yemekte sakınca bulmazken bir kısmımız da her şeyi şüpheli veya yasak gözüyle görebilmektedir. Konunun hassasiyetini tartışmaya gerek yoktur, gıda hassastır. Zira gıda sağlıktır ve dindir. İnsan, dünya toprağına yerleştiği zamandan beri bir gıda mücadelesi içindedir. Dinimiz bize, “cesedinin de sende hakkı vardır” diye ikaz etmiştir. İnsan, toprağı işleyebildiği kadar yaşama zevki bulmuştur. Medeniyetler toprağın kullanılabildiği yani ziraat yapılabilen yerlerde oluşmuştur. Dinimiz insanlara: -Çalışmalarını, -Helal ve temizi bulmalarını, -Tüketimde itidalli olmalarını, -Savurganlık ve israftan kaçınmalarını temel kurallar olarak belirlemiştir. Şu da bilinmelidir ki, insanın gücünü aşan hususlarda dinimizin bir zaruretler ortamı oluşturduğu da unutulmamalıdır. Böyle bir ortamın oluşmasına örnek olabilecek şu ilkeleri zikredebiliriz: 1- Gıda konusunda hassas olmamız kadar mü'min olmamızın gereği olacak ne olabilir? Kesinlikle dikkat edeceğiz gıdamıza. Allah’a kulluk için ayakta tuttuğumuz bedenler gıda ile aktif olabiliyor. İnsan olarak kaderimiz gıdaya mahkûm olmaya dayalıdır. Hastalıkların önemli bir bölümü gıda kaynaklıdır. İbadetlerin kabulü açısından da gıdanın etkisi yüksektir. “Temiz ve Helal” gıda tüketmek Allah’ın emridir. Gıda canlı hayatın temelidir. Ölmüş hayvan, kan, domuz, leş yiyen hayvanlar gibi belli gıda çeşitlerinin yasaklanması insan sağlığı ile esastan alakalıdır. 2- Mü'min birey ve mü'min aile güçlü olmalıdır. Bu güç için de gıda gereklidir. Bizim güçten anladığımız sadece bedensel sağlık ve güç değildir. Düşüncede, akılda, psikolojide, duygusallıkta, sosyal yapıda ve bedensel yapıda güçlü mü'min olmak gerekir. Sadece beden gücü yeterli bir güç değildir. Allah, bütün bunlarda güçlü olan kullarını daha çok sevmektedir. 3- Kur'an’ımız, iman ehli olmayanların gücü ellerine aldıklarında tarımı berbat edeceklerini özellikle bize bildirmiştir. (Bakara suresi 205.ayet) Bu bir anlamda şuna işaret etmektedir: Mü'minlerin bu hayatı İslamlaştırma mücadelesi bir noktada da tarımın yani gıdanın mü'min ellerde ve mü'mince oluşturulması gerekir. Bugün gelişen teknoloji ile beraber genetik mühendisliği ile bitkilerin yapısı ile oynanmış ve herkesin geçici memnuniyetini sağlayan ama uzun sürede insan neslini çürümeye sevk eden bir sonuca gelinmiştir. Çevre bitkiler ve insan açısından kirlenmiştir. Yeni yeni zararlı böcekler, haşerat üremiştir. İnsanın oburluğunu ve doyumsuzluğunu yansıtan bir gösterge olarak bitki ve ürünü daha çok elde etmek için takviye ilaçlara yüklenilmiştir. Bu ilaçların insanı ve canlıları hangi akıbete sürüklediği ciddi bir şekilde konuşulmamaktadır bile. Gıdayı saklama süresini uzatmak için geliştirilen katkı maddelerinin sonucu bilinmemektedir, bilinse de elden bir şey gelmez gerekçesi ile avunulmaktadır. Renklendiriciler, ambalajlama taktikleri ise ayrı bir sorun olarak durmakta ve çözümsüz izlenimi vermektedir. Bu ambalajlardaki kimyasal etkileşim, uzun süreli beklemenin oluşturduğu risk sadece tartışılmakta ve sonunda herkes tarafından ihmal edilmektedir. Bütün bunlardan en başta yöneticiler sorumludurlar. İhmalkâr üretici ve dikkatsiz tüketici de kendi çapında sorumluluk taşımaktadır. 4- İnsanın maslahatı neyi gerektiriyorsa din onu emreder. Esas olan gıdanın mübah olmasıdır. Zarar ortaya çıkınca da yasak devreye girer. Bunun için domuz, kan, yırtıcı hayvanlar, pislik yiyenler haram kılınmıştır. 5- Bu konuda şu fıkıh ilkelerini dikkatten kaçırmamalıyız: İnsana zarar veren her şey yasaktır. Bir zararı o zararın aynısı ile gideremeyiz. Zararı önlemek bir fayda sağlamaktan daha önemlidir. Helal ve haram bir araya gelince önce haram konusuna bakarız. Daraldığımızda ve çare üretemediğimizde en az zararlıyı tercih ederiz. 6- Abdest için seçtiğimiz suda belli vasıflar aradığımız gibi tükettiğimiz gıdada da bazı vasıflar arayabilir olmalıyız. Yeni nesil bu ölçülerle eğitilmelidir. Siyasetçilerimiz seçim zamanlarında en azından önümüze geldiklerinde gıda konusunda onlara hesap sormasını bilmeliyiz. “Aldatan bizden değildir” kuralını unutan yanmıştır. Buna ziraat erbabından en uçtaki bakkala kadar herkes dâhildir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.

Şöyle bir durum var hocam: Bazı Müslüman kardeşlerimiz gıda konusunda aşırı hass
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. 'Üzerinde görmek' ifadesini, verdiği nimetleri kullanması olarak anlamalıyız. Allah Teâlâ bir kuluna mal vermiş ise o kul, o malı kullanabilir, kullanmalıdır da. Elindeki mala rağmen fakir yaşaması doğru olmaz. İfade budur. Sizin örneğinizdeki durum ise yapılabilir bir şeydir. Kul, riyaya kaçmadıkça öyle bir hayat yaşayabilir ama bunu dengeli yapmak gerekir. Dengeyi nasıl oluşturacağı hususunda ise ehli ile istişareler eder.

Zengin Kim adlı konuşmanızı izledim. Bu konuşmada “Allah verdiği nimeti kulunun

ameliyat konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir bayan doktora muayene olun. Doktor size “bir evlilik hayatı için bu yeterli değil” derse ameliyat yaptırabilirsiniz. Aksi takdirde hiçbir şekilde caiz olmaz. Harama bulaşarak ortada olmayan evliliğinizi henüz oluşmadan harama bulaştırmış olursunuz maazallah.

Hocam, evleneceğim nasipse fakat bir derdim var. Estetik yaptırmanın caiz olmadı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namazı ayakta kılmanın şart olduğu bilinen bir gerçektir. Bu şartın yerine getirilmemesi ise ancak bir hastalık nedeniyle caiz olabilir. Özellikle farz namazlar için genel kural budur. Nafile namazlarda durum biraz daha hafif ele alınabilir. Ayakta kılmamak için genel olarak ölçü şu şekilde belirlenir: Ayakta duramamak, Durursa zarar görmek, Durması durumunda hastalığının artması veya iyileşmenin gecikmesi, Baş dönmesi, Ayakta idrar kaçırmanın artması genel engeller olarak görülebilir. Bu durumdaki biri namaza oturarak başlayabilir. Namaz içinde durumu fark ederse oturarak devam edebilir. Ayakta kılamayan biri oturma veya kılabildiği şekilde kılma ruhsatı aldıktan sonra rükû ve secdede hangisini yapabiliyorsa onu yapar, gerisini ima ile yani başını eğerek yapar. Tıbbi ifadelerle bakıldığında ise ayakta kılamama veya secdeye gidememe özürleri ise şu durumlar değerlendirilebilir: Secdeye gidememeye ait tıbbi örnekler Temel olarak iki durum söz konusu Secdeye gidilmesi halinde mevcut hastalığın ilerlemesi, İlgili organlardan birinde fonksiyon kaybı (eklem hareket açıklığının azalması gibi) ya da ağrı nedeniyle secde yapmak için gerekli hareketlerden birinin yapılamaması gibi. Genel olarak her türlü hastalığın nekahet döneminde özellikle cerrahi branşlarda (kaza, travma ya da ameliyat sonrası) hastanın kendisini iyi hissedene kadar (geçici bir süre) ani tansiyon düşüklüğü gibi durumlara karşı secde etmemesi tavsiye edilebilir. ORTOPEDİ: Diz ve kalçada kireçlenme varsa secde etmek hastalığın ilerlemesine sebep olabilir. Menisküs: Secdede ısrar mevcut yırtığın ilerlemesine ve ameliyatın daha zor olmasına neden olur. Diğer ortopedik hastalıklarda; hasta secde edebiliyorsa yapsın denebilir. BEYİN CERRAHİSİ: Bel eklemi eğilmeye müsaade edebiliyorsa, fıtığın artmasına neden olmayacak şekilde (hekim tarafından tarif edilir) secde eder. CİLDİYE: Sedef benzeri hastalıklar eklem çevrelerini özellikle sık tutar. Hastalığın atak dönemlerinde dizlerin (yaraların) üzerine basınç uygulanması şikâyetleri artırabilir, iyileşmeyi olumsuz etkiler Mikrobik bir hastalık, cerrahi ya da dâhili bir hastalığa eşlik eden yaralar, basınca maruziyet nedeniyle diz çevresinde daha sık görülebilir. “Açık yara” tabir edilen durumlarda sargı üzerinden bile olsa yaranın basınca maruz kalması iyileşmeyi olumsuz etkileyebilir. GÖZ: Vitrektomi gibi bazı göz ameliyatlarından sonra birkaç hafta secde edilmez. Göz içi basıncı artıran durumlarda uzun süre secde etmek mahsurlu, üç tesbih okunacak miktar secdede problem olmuyor. KBB: Baş dönmesi yapan hastalıklarda ne kadar yavaş hareket edilse de kulak kristallerinin hareketi kulak çınlaması ve baş dönmesini artırır. Şikâyet artar ancak hastalığın gidişatını etkilemez. DÂHİLİYE: Tansiyon düşüklüğü olan hastaların secde etmesi çok sıkıntı olmaz ancak kalkarken hızlı hareket edilmesi “ortostatik hipotansiyon” (pozisyonel tansiyon düşüklüğü) nedeniyle bayılmaya neden olabilir. Ciddi kansızlıkta bu tabloya neden olabilir ancak böyle durumlarda gerekli müdahale ile kısa dönemde iyileşme sağlanır. CERRAHİ BRANŞLAR: Ameliyat sonrası yara iyileşme problemi ve “anastomoz” ameliyatlarında, müdahale hattında gerilme, iyileşmeyi olumsuz etkileyeceği için Üroloji ve karın ameliyatları sonrası hekim tavsiye ettiği kadar (2-3 hafta) secde edilmemesi uygundur. Bütün bu örneklerde hekim kendisi namaz kılan birisi ise zararın olup olmayacağını yani temel ölçümüz olan iyileşmeyi geciktirme bile olsa sonuç ruhsat verebilir. Bu konuda namaz kılan bir doktor adeta müftü durumundadır.

Namazda ayakta değil de oturarak kılmaya izin verdirecek durumlar nelerdir? Ben
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Geçmiş olsun. Allah Teâlâ afiyetinizi ihsan etsin. Namazı, iyileşmenize engel olmayacak şekilde nasıl kılabiliyorsanız öyle kılabilirsiniz. Buna yatarak kılmak da dâhildir.

Hocam ben kıl dönmesi ameliyatı olmayı düşünüyorum. Namaz kılarken eğilip oturma
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Emzirmeye engel olan veya emzirdiği için bozulan göğüs düzeltilebilir. Bunu bozulan şeyi düzeltmek caizdir şeklinde de anlayabilirsiniz. Böyle değil de eşiniz daha güzel görsün diye göğüsle oynamak olmaz.

Hocam göğüs estetiği yaptırmak istiyorum. Göğüslerimin biri diğerinden farklı, b
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Özellikle kadınlar açısından yüz güzelliği ile ilgilenmek insan fıtratı ile alakalı bir durumdur. Bu nedenle dinimiz penceresinden bakıldığında yüz güzelliği ile ilgili uygulamalar için esastan “sakıncalı/caiz değil” denmesi isabetli değildir. Tamamen her şeyin mübah görülebileceği bir esneklik de yoktur. Caiz olanı caiz olmayanı vardır. Umumiyetle “Allah’ın yarattığını değiştirmek” olarak başlıklandırılabilecek uygulamalar için sakıncalı denmektedir. Ameliyatla veya iple yüz germe, göz kapağını germe, çene düzeltme, burun değiştirme veya düzeltme, yarık dudak ameliyatı yaptırma gibi uygulamalar ve bunların lazer, iğne gibi farklı bir yöntemle yapılması için bu genel kural zikredilebilir. Söz konusu uygulamaları bazı örnekler üzerinden gerekçeleri ile ele alabiliriz. HIFU uygulaması caiz görülmüştür. Çünkü bu uygulamada Allah’ın yarattığını ameliyatla değiştirme ve karşı tarafı aldatma durumu bariz bir şekilde yoktur. Microblading (kaşları daha gür gösterecek bir uygulama) yöntemi ile kaş yaptırmak dövmeye benzediği için caiz görülmez. Dövme hadisle sabit bir haramdır. Krem ve benzeri kimyasallar kullanarak dudak yarığını kapatmak veya yüz derisini germek sakıncalı görülmemiştir. Çünkü bu uygulama kökten değişiklik yapan bir ameliyat benzeri değildir. Netice olarak şu bilinmelidir: Allah’ın yarattığı tipi değiştirmek, insanları aldatacak bir görüntüye kavuşmak gibi maksat ve sonuçlara götüren uygulamalar caiz olmaz. Her ne olursa olsun sağlığı uzun vadede de olsa etkileyen mesela kansere neden olan uygulamalar caiz olmaz.

Yüz estetiği yaptırmak ne derecede olursa caiz olur, ne kadarı da olmaz günahtır
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, takma saçla alakalı bir yasak vardır. Annenizin durumu gibi tedavi maksatlı bir peruk kullanımına cevaz veren bazı âlimler vardır. Gusül için çıkarıp başını yıkamak ve abdest için de mesh için gerekli olanı kadarını çıkarıp mesh etmek şartı ile bu cevazdan istifade edilerek kullanabilir diye düşünürüz.

Hocam, benim annem beyin ameliyatı geçirmişti ve bu sebepten dolayı saçları dökü

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.