İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Biz mü'min kardeşimize iyilik yapmak konusunda Ashab-ı Kiram’ı örnek alıyoruz. Onlar kendilerine eziyet ettiler ama kardeşlerini tercih ettiler deniyor. Bunun bir ölçüsü yok mudur? Her şeyimizi mi kardeşimize vermek durumundayız? Mesela ben hacca gitmek istiyorum, tek kişilik imkânım var. Bir kardeşime o gitsin demem sevap olur mu?

Cevap

Değerli kardeşim, bu belirttiğiniz özelliğe ÎSAR denir. Îsar, insanın başkasını kendisine tercih etmesidir, ben yemeyeyim o yesin gibi düşünmektir. Bu da Allah’ın en çok razı olduğu amellerden biridir. Allah onlardan razı olsun ashabın ensarı bu işi, Kur'an’ımızın beğenisi ile en üstün derecede yaptılar. Bu bir mü'min karakteridir. Yalnız şu bilinmelidir: Îsar/mü'min kardeşini kendine tercih etme işi ibadetlerde olmaz. Bu, dünyevi ihtiyaçlar, lezzetlerde olur. Şöyle örneklendirebiliriz: Mü'min bir insan, tek kişinin yiyebileceği kadar az olan bir yemeği “kardeşim doysun” diyerek diğer mü'min kardeşine verirse bu bir îsar/başkasını kendine tercih etme işidir, Allah’ın en çok razı olduğu nafile amellerden biridir. Aynı kişi mesela camide ön safta daha çok sevap kazanılıyor diye mü'min kardeşine oturduğu ön saftaki yeri vermesi böyle bir fazilet değildir. Ön safta sevap kazanmak bir manada kulun Allah ile olan ibadet bağlantısıdır. O bağlantıya bir başkası tercih edilemez. Zira bu durumda verirken kişi, kendisinden bir şey vermiş olmuyor, verdiği Allah’ın kulu üzerindeki ibadet hakkıdır. Allah’ın hakkından vererek fazilet işlenmiş olmaz. Bu çizgide diyebiliriz ki, ibadetlerde “kardeşim yapsın” mantığı olmaz. Aksine ibadetlerde yarış ve öne geçme vardır. Bunun en güzel örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin camide ön safta namaz kılma hâlini izah eden hadisidir. “Ön saftaki kazancı bilse idiniz orada namaz kılabilmek için kura çekmek zorunda kalırdınız…”
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Dinimizde ÎSAR kelimesi ile anlatılan fedakârlık/diğerkâmlık önemli bir ahlâk ilkesidir. Müslüman’ın îsar sahibi (menfaatini başka insanlar lehine kullanabilen, başkasını kendisine tercih eden) kimse olması Allah’ın rızasını celbeden işlerdendir. Elbette bu da hayata ait bütün işlerimizde olduğu gibi belli bir kurallar dizisi ile sınırlandırılmıştır. Bu kuralları şu şekilde özetleyebiliriz: Allah rızası için yapılan ibadet mantıklı işlerde îsar yani başkasını tercih etmek mekruhtur. Bu da şu anlama gelir: Mesela namazda birinci safa geçmek Allah’ın rızasını celp eden bir ibadettir. Başkasını “sen buyur” diye oraya geçirmek mekruh olur. Zira îsar/başkasını tercih etmek dünyevi menfaatler için tavsiye edilmiş bir iştir. Kişinin karsındakinin lehine olacak bir tercihte bulunması bir teberrudur. Her teberru gibi bu da bir sadakadır. Mü'mince bir davranıştır. Îsar/menfaatini başkasının lehine feda etme bir teberru olduğuna göre ancak gönül rızası ile yapılır, karşıdakinin de kabul etmesi ile gerçekleşir. Daha da önemlisi bu bir sadaka yani ibadet içerikli iş olduğuna göre niyet ile yapıldığında değerli olur. Niyet etmeden yapılan bir iş olduğunda bundan sevap oluşmaz. Niyet gerektiren bir iş olunca da riya ve gösterişten uzak tutulması gerekir. Böyle bir tercih/fedakârlık yapan biri daha sonra verdiğinde/yaptığında gözü kalıyorsa bunun da ibadet değeri yoktur ve bunu yapması müstehap olmaz. Başkasının lehine fedakârlık yapmak beraberinde bir sakınca getirmemelidir. Hatta ortaya çıkan sakıncaya göre diğerkâmlık mekruh veya haram bile olabilir. Mesela aracını genç ve tecrübesiz birine verip kendisi toplu taşıma ile evine giden birisi normalde îsar denen fiili işlemiştir ama bu îsar aracını verdiği kimselerin kaza yapmasına sebep olacak nitelikte ise yapılan iş mekruh veya haram iş olur. Bu nedenle yapılan iş iyi niyetli bir iş de olsa maslahatı gözetmek gerekir. Kendisini, ailesinden birini tehlikeye atarak başkalarına iyilik yapmak da yoktur. Bu konuda esasen Müslüman/Müslüman olmayan ayrımı da yoktur. Zillete sebep olmamak kaydı ile Müslüman, Müslüman olmayana da diğerkâmlık yapabilir. Şeriatımızın bir emrini veya yasağını ezerek diğerkâmlık/fedakârlık/îsar yapılamaz. Îsar/diğerkâmlık/fedakârlık bir ibadettir. Her ibadet gibi ücrete ve menfaate karşılık yapılınca ibadet değeri olmaz. Îsar, malla, bedenle, sözle ve menfaat getiren her şey ile yapılır. İnsan, kendisine ait bir menfaatte fedakârlık yapar, başkasının menfaatinden fedakârlık olmaz.

Hocam, fedakârlık iyi bir şeydir ama bunun bir ölçüsü yok mudur? Kendini aç bıra
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

‘Allah filan insandan razıdır.’ şeklinde kesin bir kanaat kullanmak mümkün değildir. Böyle bir bilginin vahye dayanması gerekir. Vahiy yolu da kapanmıştır. Lakin bütün zamanlar için geçerli olacak bazı işaretlere bakılarak, Allah Teâlâ’nın kulundan razı olduğu, amellerini kabul ettiği ihtimali değerlendirilebilir. Ne var ki böyle bir şey sadece ihtimal dairesi içindedir. Belki de iyi bir umuttur. -İstikamet üzere bir hayat yaşamak, sıkıntılar ve imtihanlar karşısında yalpalamamak, sebat göstermek, -Allah’ın emrettiği şeyleri yapmak, haramlarından şiddetle kaçınmak, harama düşmeyi ateşe düşmek gibi görmek, -Nafile düşkünü olmak, doyasıya Kur’an okumak, Kur'an’ı bir şifa kaynağı olarak görmek, -Bir ibadeti yapmaya muvaffak olmaya sevinmek, hataya karşı eseflenmek, -Hayırda yarışmak, dine hizmetten sınırsız denecek bir haz almak, Allah için her çeşidi ile cihad etmek, -Kâfirlere karşı izzetli ve zorlu davranmak, müminlere karşı alçak gönüllü olmak, -Allah yolunda iken kimsenin ayıplamasından korkmamak, -Güzel ahlaklı olmak, -Göz, kulak ve diğer organları haramlardan korumak, -Kadere teslimiyet; üzerine düşeni ifa ettikten sonra başa gelen musibete gönülden teslim olabilmek, -Allah’ın sevdiğini sevmek, sevmediğini sevmemek, -Peygamber aleyhisselam efendimizin izinden gitmeye gayret etmek, -Allah’ın salih kulları arasında sevilen birisi olmak… Tüm bunlar Allah Teala tarafından sevilen ve amelleri kabul gören bir kul olmanın işaretlerinden sayılabilir. Biz kul olarak Rabbimizin rızasını kazanmayı en üstün, en büyük kazanç olarak görürüz. Durum böyle olunca da O’nun rızasını elde etmek uğruna her türlü fedakârlığı yapmaya gayret eder, inancımızda samimi olmaya çalışırız. Yoksa sözde kalan, amelle desteklenmeyen veya bir görülüp bir kaybolan sevgi değerli bir sevgi değildir. Sevmekten çok seviliyor olmaya dikkat ederiz. Yukarıda bir kısım örnekleri verilen işaretler ve diğerlerinin ana ham maddesi ‘Haşyetullah’tır. Haşyetullah, Allah korkusudur. O korkuyu sürekli hissetmektir. ‘Ben görmüyorsam da O beni görüyor ya!’ şuuruna sahip olmaktır. Mü'minin mü'minler arasında sevilen biri olması ciddi bir göstergedir; özenle elde edilmesi ve korunması gerekir. Mü'min bir toplumdaki durumumuza bakarak Allah katındaki değerimizi de tahmin edebiliriz.

Rabbimin beni sevip sevmediğini, yaptığım ibadetleri kabul edip etmediğini bileb
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ashab-ı Kiramı sevmek, onları savunmak dini zorunluluklarımızdan biridir. Elimizdeki Kur'an’ımızı, Peygamber aleyhisselamın sünnetini onlardan aldık. Onlara uzatılan diller sonuç olarak Kur'an ve sünnete uzanmış gibi olabilir. İslam dininin en net uygulandığı asır onların asrıdır. Onlar tartışılırsa İslam’ın uygulanışı da tartışılır. Bu da dinimizi çürütmek isteyenlerin işine yarar. Bunu ancak hakikatleri bilmeyen bir cahil yapabilir. Bu nedenle onlara bilinçli bir şekilde sövmek, hakaret etmek bazı âlimlerin beyanı ile dinden çıkmak olarak görülmüştür. Ashab-ı Kiramı abartmadan, kul olduklarını masum sayılamayacaklarını unutmadan müdafaa etmek gerekir. Bu ölçüye göre onları müdafaa etmemiz dini bir zorunluluktur.

Hocam, bazı insanlar sahabelere hakaret ediyor ya da hepsini aynı seviyede değer
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam.Allah'ın dinine davet etmek, dinin yaşanması için gayret etmek elbette görevlerimizdendir. Ne var ki, öncelikli ve şartsız görevimiz kendimizi ateşten korumak olmalıdır. Yanarak yanmaktan kurtarmak olmaz. Bu bir hatadır. Ashabı kiramdan daha büyük hizmet ehli olmak, onlardan daha iyisini yapmak mümkün müdür? Bir zaman sonra da, başkalarının namaz kılabilmesi için namazı terk etmek, birilerinin oruç tutması için oruç tutmamak gibi bir safsata çıkabilir önümüze. Örneğimizi günümüzün Müslümanlarından alamayız. Ashabı kiram bizim örneğimizdir. Kendinizi yaşıtlarınızla kıyaslamayın. Başarıyı da rakamlarla ve görüntülerle ölçmeyin. Allah'ın rızasına ölçün ölçtüğünüzü. Peygamber aleyhisselamın Sünnet'ine uyabildiğimiz kadar, ashabı kirama benzeyebildiğimiz kadar iyi yoldayız demektir. Medyanın şirin gösterdiğine imrenirsek aldanmış olabiliriz. Doğru olan az olabilir. Az olması doğruluğunu değiştirmez. Altın azdır demir çoktur ama demir hep demirdir.

Selamünaleyküm hocam.Müslümanlar olarak biz Allah'ın emirleri doğrultusunda dini
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bir isteme ve istekte samimi olma meselesidir bu. Herkes cennet ister ama bedeli olmayan bir cennet isterler. Ashab-ı Kiram bedeli olan cenneti istedikleri için o bedel, her ne ise onu ödediler. Yani önce zihinlerde bir istediğini bilme hali oluştu. Belki de onlar ağır bir cahiliye dönemi yaşadıkları için bu ödemeyi anında yaptılar. Biz ezanla müziğin karıştığı bir hayatın içinden geldiğimizden bizim böyle bir ödeme yapmamız zor olabiliyor. Onların bir gün içinde yaptıkları biz bir ömre yaymak zorunda kalabiliyoruz. Sabrederek ve yılmayarak bir ömür bu mücadeleyi yapmaya becerebildiğimizde ise onların yaptığı kendi çapımızda yapmış oluruz biiznillah. Bunun gerçekleşmesi için: Uzun soluklu bir eğitim ve dönüşüm programı yapmak zorundayız. Gerekiyorsa her gün bir harf öğrenerek bir ömür eğitime devam edebilirsek istekte samimiliğimizi ispat etmiş oluruz. Çevre çok önemlidir. Onlar iman ettikleri gün hicret ettiler; sevdiklerinden ve şehirlerinden hicret ettiler. Aynı şey bizim için de geçerlidir. Gerekiyorsa bir sokak öteye ama yerimizden ve zevklerimizden ayrılmaya razı olup hicret edebilmeliyiz. Bizim gibi düşünen bir çevre bulmalıyız, yoksa bulana kadar aramaya devam etmeliyiz. Sayıya, şekle takılmadan "ana gaye Allah’ın rızasıdır" diyerek yola devam edeceğiz. Kaç kişi olduğumuz değil ihlasta ne durumda olduğumuz önemli görülmelidir. İbadet takviyesi olmadan süreklilik sağlayamayız. Farzlardan eksiğimiz olmamalıdır. Nafileleri de yapabildiğimiz kadarı ile önemsemeliyiz. Haramlardan kaçınmayı nefes almak gibi göreceğiz. "Bir haram bir hayat bitirebilir" mantığı ile yol alacağız. Çok ve yoğun dua ile isteğimizde samimiyetimizi ispat etmeye çalışacağız. Allah yardımcımız olsun, işimizi kolay etsin.

Hocam bir sohbetinizde, Hz. Ömer (r.a.) Müslüman olmadan önce "tertemiz bardakla
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. İnsanların ne dediğine bakmayın, delirirsiniz. Babanıza hürmetkâr olun, kazanın.

Selamünaleyküm Hocam. Ben Münih’ten yazıyorum, sizin bana bu mailde cevap yazman

ashab konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

HAVARİ yardım eden demektir. İsa aleyhisselamın iman edip ona yardım eden ashabına verilen bir isimdir. Peygamberlerine yardım edip onun yanında kalarak üstün meziyetlere sahip oldular. Onlar için bizim peygamberimizin sahabilerine benziyor denebileceği gibi sahabiler için de havariler denebilir. Yalnız ahsab her durumda onlardan daha faziletlidir.

Havariler kimlerdir? Onların da bizim peygamberimizin sahabileri gibi İsa peygam
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem teravih kılmıştır, ashabı da ona uyarak kılmışlardır. Yalnız bu namaz farz namazlar gibi camide cemaatle kılınması zorunlu bir namaz değildir. Bu nedenle de Peygamber aleyhisselam efendimiz camide cemaatle kılmayı artırmamıştır. Ondan sonraki halife Ebu Bekir radıyallahu anh dönemindeki yoğun savaş şartlarından dolayı bu tür meselelere el atılmamıştı. İkinci halife Ömer radıyallahu anh zamanındaki uygulamalardan biri de teravih namazının camide cemaatle kılınmasının sağlanması olmuştur ama yine de mecburiyet getirilmemiştir. Adına Şii denen kimseler sahabeye, genelde Ömer radıyallahu anha da özellikle kin besledikleri için olsa gerek sadece bu kinlerinden dolayı teravih ibadetini yok kabul etmişlerdir. Allah Teâlâ hidayetimizi daim ve sabit kılsın. Aklımızı muhafaza buyursun.

Benim Şii olduklarını söyleyen komşularım var. Ramazan ayında teravih kılmıyorla
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Ashab-ı Kiramın bugünkü gibi bir tesbih kullandıklarına dair bilgimiz yoktur ama aynı içeriği oluşturacak şeyleri tesbihi saymak için kullandılar. Bu nedenle tesbih kullanmak bidattir sözü isabetli değildir.

Tesbih çekerken elimizde kullandığımız boncuklardan yapılmış tesbihe bidat diyor
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, ashabı kiram (Allah onlardan razı olsun) melekler değildiler, bizim gibi insandılar. Hata etmiş olabilirler, ettiler de. Buna rağmen biz onları bizim gibi görmüyoruz. Zaten onların değeri, o hatalı durumlara rağmen kulluk merdivenlerini başarı ile tırmanmalarıdır. Sizin belirttiğiniz durum ise bambaşka bir durumdur. Bin yıl önceki BATINİYE hareketini şeytan yeniden canlandırdı, dinimizi içinden kemirmek istiyor. Bilim kılığı ile ashabı dillerine dolayanlar sadece İblis’in işini kolaylaştırmak istiyorlar. Çare yok, Allah imanını koruyan kulları ile bir konferansta eriyip giden cılız imanlı kullarını görecek, melekler buna şahit olacak! Hiçbir çaresi yoktur bunun. Bu bir imtihandır. O aklı kıtlar böyle konuşup gidecekler. Din biiznillah olduğu gibi kalacak. İmanını birilerine göre şekillendirmekte sakınca görmeyenler de nedametleri ile baş başa kalacaklar. Zaman dik durma ve binlerce dalgaya karşı yıkılmama zamanıdır. Sabret, diren ve erime.

Selamünaleyküm hocam ben İslami İlimler Fakültesinde okuyorum. Bu sene İslam Tar
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an okunup anlaşılmak ve anlaşılanla amel etmek içindir. Bu anlama ve amel etmede ise ölçü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Ashabına çizdiği çizgi olmalıdır. Bu çizgi, hayatı anlamsız duruma getirecek veya dünya ahiret dengesini bozacak bir noktaya kayarsa aşırılık var demektir. Men edilen budur.

Hocam Taberânî'nin Mu’cemu’l-Kebîr ve İmam Ahmed’in Müsned’inde geçen bir hadist
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir sünnet, uygulama, vazife yoktu olamazdı da. Bu anlamı çağrıştıracak anlık durumlar ise olmuştur. Bu örnekler üzerinde de bir ibadet yoktur. Sahabiler ise sevgi ve bağlılıklarının doğal sonucu olan refleksler göstermişler, yaptıkları da onları Allah'a ve peygamberine yaklaştırmıştır. Bize ise aynı şeylerin yapılması emredilmemiştir. Biz onların yaptıklarını Peygamber aleyhisselama bağlılığın güzel bir örneği olarak görüp anlamalıyız.

Hocam sahabe Peygamberin tükürdüğünü üzerine mi sürerdi? Bu doğruysa hikmeti ned

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.