Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir sohbetinizde, Hz. Ömer (r.a.) Müslüman olmadan önce "tertemiz bardakla" Efendimizin (s.a.v.) yanına geldiğini ve böylece imanın kalbine yerleştiğini söylemiştiniz. Bardak kirli olursa, içine temiz su koysan da o suya kir bulaşır demiştiniz. Peki, bardaktaki kiri nasıl temizleyeceğiz? Rabbim bana hakiki imanı vermesi için nasıl bir insan olmalıyım? Allah dilediğine hidayet verir; O'nun bana hidayet vermesi için özel olarak dua ediyorum. Ancak, duanın yanında hidayete layık bir kul olmak için neler yapmalıyım?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bir nimetin içinde bulunan o nimetin kıymetini, aynı nimetin mahrumu olarak yıllarca yaşadıktan sonra ona kavuşanlar kadar bilmeyebilirler. Bu normaldir. Böyle bir idraki anlatması bakımından Ömer bin Hattab radıyallahu anhtan nakledilen bir söz size ışık tutacaktır. Diyor ki: 'Cahiliyeyi tanımayan İslam'ın kıymetini bilemez.' Mevcut, sizin de şikâyet ettiğiniz durum bundan kaynaklanmaktadır. Ezanı elli yaşında duyanlarla, kulağına ezan okunarak hayata başlayanlar arasında bu heyecan farkı vardır. Hiçbir şekilde böyle bir durum Allah katında heyecansızlığın özrü olamaz elbette. Burada bir miktar da, din öğreten hocalarımızın kabahati vardır. Dini, genellikle ibadetler düzeyine daraltıp, cihattan, şeytanla savaşı meydana yığmaktan pratikleme yapmadıkları için heyecansızlaştırmaktadırlar.Netice ne olursa olsun, siz bu eksikliği hissetti iseniz en azından siz bir kişilik bir konvoy da olsa yola çıkın, yürüyün, arkanızdan kimse gelmese bile melekler sizi izleyeceklerdir. Allah'a emanet olun, heyecanınız gür olsun.
Tarihte yaygınlığı açısından bir benzeri görüldüğünü zannetmediğimiz büyük ve yaygın bir bela ile yüz yüzeyiz. Sonrası ne olacağı da belli değildir. Bir kira meselesini konuşuyoruz ama biiznillah afetin sağlık bölümü düzeldikten sonra ekonomik ve sosyal olarak ortaya çıkacak muhtemel afet neler getirecek, altından nasıl çıkılacak bilemiyoruz. Büyük uluslararası oluşumlar hatta devletler çökebilir, yeni bir dünya düzenine gidilebilir. Dileriz Rabbimizden ümmetimizin hayrına olan sonuçlara yürümüş olalım. Bu borçlar konusunda, devletin üreteceği çözümün şart olduğu kanaatindeyiz. Şahıslar olarak çözüm üretmemiz zor gibi durmaktadır. Devlet bir kural belirler, o kurala herkes razı olur. İdeal olan budur. Borç konusu bu olaydan önce de gevşek tutulan bir konuydu. Bankalardan başka kimsenin alacağını vaktinde tahsil edebildiği söylenemezdi. Şimdiki durum ise ödeyebilecek olanların durumunu dahi riske atmış görünmektedir. Biz şunu bilir ve söyleriz: Ahirete iman edenler için bir insana borçlu olmak ve ahirete gitmek büyük bir risktir. Kişi mezara konsa bile borcuna karşı rehin kalacağını bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz haber vermiştir. O kadar ki, önüne getirilen cenazelerin borcu olup olmadığını sorarak cenaze namazlarını kılmıştır. Borcu bulunduğunu öğrendiği cenazenin namazını kılmayıp “arkadaşınızın namazını kılın” dediği olmuştur. Borç bizim için bu kadar önemli bir sorundur. Elbette bugün yaşanan bu büyük afet üzerinden bir değerlendirme yapılacaktır ama herkesin yine de kalbine danışması gerekir. Ortada bir ahiret endişesi vardır. Borç vermek, bilhassa böyle zamanlarda insanların ihtiyaçlarına borçla da olsa yardım etmek büyük bir fazilettir. Dinimizin ibadet dediği şeylerdendir. Bu da unutulmamalıdır. Öte yandan, alacaklının zora düşmüş borçluya kolaylık sağlaması, süresini uzatması dinimizin bize “sevap kazanma yollarından” biri olarak gösterdiği bir ibadettir. Herkes imanı kadar bu yolu yürüyecektir şüphesiz. Malın insandan değerli olduğu bir dünyada bunu gerçekleştirmek ancak Allah’ın lütfettiği kullarından olabilenlerin işi olsa gerek. Durum ne olursa olsun, borç bir haktır. Nakit alınan borç, bir ticaretin bedeli olan borç veya kira gibi anlaşmalardan kaynaklanan borç hangisi olursa olsun borç dinimizin boynumuzdaki en ağır yüklerden biri olarak bize gösterdiği bir sorumluluktur. Bu bir iman testine dönüşürse herkes imanı kadar başaracak demektir. Bir yandan da borçluların mevcut durumu suiistimal etmeleri gerçeği vardır ki, iyinin kötüden ayırt edilmesi çok zor bir karışıklık olacak bu. Allah’a sığınır ve akıbetimizin hayır olmasını dileriz.
Evet, ashabı kiram (Allah onlardan razı olsun) melekler değildiler, bizim gibi insandılar. Hata etmiş olabilirler, ettiler de. Buna rağmen biz onları bizim gibi görmüyoruz. Zaten onların değeri, o hatalı durumlara rağmen kulluk merdivenlerini başarı ile tırmanmalarıdır. Sizin belirttiğiniz durum ise bambaşka bir durumdur. Bin yıl önceki BATINİYE hareketini şeytan yeniden canlandırdı, dinimizi içinden kemirmek istiyor. Bilim kılığı ile ashabı dillerine dolayanlar sadece İblis’in işini kolaylaştırmak istiyorlar. Çare yok, Allah imanını koruyan kulları ile bir konferansta eriyip giden cılız imanlı kullarını görecek, melekler buna şahit olacak! Hiçbir çaresi yoktur bunun. Bu bir imtihandır. O aklı kıtlar böyle konuşup gidecekler. Din biiznillah olduğu gibi kalacak. İmanını birilerine göre şekillendirmekte sakınca görmeyenler de nedametleri ile baş başa kalacaklar. Zaman dik durma ve binlerce dalgaya karşı yıkılmama zamanıdır. Sabret, diren ve erime.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Kuluz; kulluk yapacağız. Mü'miniz, imanımızın gereğini yapacağız; Allah’tan başkasını Rab bilmeyeceğiz. İbadet ederek yaratılış gayemizi gerçekleştireceğiz: Haramlardan uzak durarak, farzları yerine getirerek, nafilelerden de yapabildiğimiz kadar yaparak ibadet yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz. Bütün bunlar için de: - Asla umutsuz olmayacağız ve şımarmayacağız. - Çevremizi nasıl olmak istiyorsak onlar gibilerden oluşturacağız. - Midemize haram girmemesine dikkat edeceğiz. - Zamanı çok iyi değerlendireceğiz. - Sabır silahını hiç eksik etmeyeceğiz. - Çok dua edeceğiz. - Muhakkak bir iş sahibi olacağız. - Kabiliyetimiz olan işi yapacağız. - Aile sahibi olmanın en büyük hareket olduğunu bilecek ve aileyi cihadımız bileceğiz. - Allah için nafile olarak yapacak bir iş muhakkak bulup onu yapacağız. - Ve yılmayacak, yorulmayacak hayatımızı Allah’ın lütfettiği kadar yaşamaya bakacağız. - Allah’a güvenimizi hiç sarsmayacağız ki şeytan bize çengel atmasın.
Malın ve mal kaynağının git gide daha güçlü bir puta dönüştüğü, kitlelerin imtihan kaybettiği bir nokta olduğu ne yazık ki gerçektir. Kıyamete doğru yaklaşıldıkça geneline DÜNYEVİLEŞME dediğimiz bu imtihanın mü'min nesli daha derinden kuşatacağı kolaylıkla anlaşılmaktadır. Allah Teâlâ’dan imanımızı muhafaza buyurmasını niyaz ederiz. Şüphesiz rızık/geçim meselesi iman ekseninde duran meselelerdendir. Biz, Allah’ı yaratıcımız bildiğimiz gibi rızkımızı veren olarak da biliriz. Sadece biz değil bütün canlıların rızkı ondandır. Ve biz ayağımızı toprağa basmadan önce o bizim rızkımızı yazmıştır. Ne yazdı ise o bizi bulmaktadır. İnsanın Allah’a imanı, dünya hayatına bakışı hayattaki her şeyini direkt etkiler. İman zayıfladıkça dünyaya tutunma artabilir. İman arttıkça da biiznillah ahirete umut güçlenir. Bu da azla bile yetinebilmek ve malı tapınılır olmaktan çıkarmak demektir. Biz kul olarak rızkı elde etmek için üzerimize düşeni yerine getirmekle yükümlüyüz. Cimrilikle müsriflik arasında dengeli bir yaşam tarzı oluşturmak gerekir. Ele geçenin bereketi kaybolmasın diye haramlardan uzak kalınmalıdır. Her haram insanın geçimine vurulmuş bir darbe gibidir. Maddi sebeplerin yanında manevi sebeplere de önem verilmelidir. Takvalı bir hayat, namazın hakkının verilmesi, Allah’a tevekkül, çokça istiğfar, sılayırahim, umutlu yaşama sanatını becerebilmek önemli ve etkili manevi sebeplerdendir. Allah yardımcımız olsun.
dua konusundaki diğer fetvalar
Belirttiğiniz duayı her namazın selamından öncesinde okuyabilirsiniz. Kuşluk namazını da yaklaşık kırk dakika kalana kadar kılabilirsiniz. Allah mübarek etsin.
Bahsettiğiniz lafızlarla bir hadis bulamadım. Fakat salavatın faziletiyle ilgili buna delalet eden birçok hadis vardır. Dualarınızın başında ve sonunda salavat getirir ve ortasında da Allah'tan istediklerinizi dile getirirseniz hem salavat getirmiş hem de Allah'a taleplerinizi sunmuş olursunuz.
Evet, böyle bir hadis kitaplarımızda vardır ama bu hadis sahih değildir yani bir konuda bağlayıcı nitelikte değildir. Bir çeşit kültürel bilgi niteliğindedir. Evliliğin kaderle olduğu kesindir asla tartışılabilir yönü yoktur. Hayatımızın her alanında olduğu gibi evlilikte de kader yürür. Biz ise kaderi bilmediğimizden kendimiz arar bulur evleniriz. Kaderimize tesadüf edinceye kadar aramamız devam eder. Sonunda geçerli olacak olan kaderimizdir. Biz buna rağmen kendimiz arayıp buluruz. Kaderimiz ne olursa olsun biz, aramak ve gerçekleştirmek zorundayız. Meseleyi böyle anlayabiliriz.
Müslüman hatırladığı günahlara özel olarak pişmanlığını ifade ederek tevbe etmelidir. Hatırlamadıklarına da "bütün günahlarımı" veya "unuttuğum ve tevbe etmediğim günahlarımı/kusurlarımı affet" şeklinde tevbesini dile getirmelidir.
Vefat etmiş salih bir zatın hürmetine Allah'tan yardım dilemek âlimlerin tartıştığı bir konudur. Özellikle imanımızı ilgilendiren ihtilaflı hususlarda tedbirli olmanın daha doğru olduğunu; böyle söyleyen bir Müslümanı da küfürle itham etmenin de aşırılık olduğunu düşünüyorum. https://fetvameclisi.com/fetva/tevessul-nedir
Allah gönlünüzde ulaşmak istediğiniz arzuladığınızı lütfetsin.