Fetva Meclisi
Soru
Benim Şii olduklarını söyleyen komşularım var. Ramazan ayında teravih kılmıyorlar. Dinimizde teravih yoktur diyorlar. Kafam karıştı ne demek isterler?
Cevap
Benzer fetvalar
Nâfile namazların tek başına kılınması daha faziletli olduğu hâlde, teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamasıyla sabittir. Nitekim Hz. Peygamber teravih namazını birkaç defa cemaate kıldırmış, ancak daha sonra farz olur düşüncesiyle cemaate kıldırmaktan vazgeçmiştir (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2012]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 177-178 [761]). Hz. Ömer (r.a.) halife olunca, halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldıklarını görüp, tekrar cemaatle kılınmasının daha uygun olacağını düşünmüş ve sahabeyle istişare ederek bu namazın yeniden cemaatle kılınması uygulamasını başlatmıştır. Halkın vecd içinde bu namazı kıldıklarını görünce, “Ne güzel bir âdet oldu” diyerek memnuniyetini belirtmiştir (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2010]). Hz. Ali (r.a.), bu uygulama sebebiyle “Ömer mescitlerimizi teravihin feyziyle nurlandırdığı gibi Allah da Ömer’in kabrini öyle nurlandırsın.” (İbn Asâkir, Târîhu medîneti Dımaşk, 44/280 [9808]) diye dua etmiştir.
Camide cemaatle kılınması ehemmiyet arz eden farz namazlardır. Yatsı namazının camide kılınması önemlidir. Teravihi evde de kılabilirsiniz. Bahsettiğiniz huzurlu namazı evde buluyorsanız evde kılın, böyle bir gerekçe ile evde kıldığınızda biiznillah eksiğiniz olmaz. Nafile namazların iki rekât olarak kılınabilirliği genel bir kaide gibidir. Allah kabul buyursun.
Teravih namazı esasen bir EV NAMAZIDIR. Evde kılınır, mescitte kılınır. Kalabalık mü'minlerle kılındığında ecrin daha fazla olacağı umudu ile camilerde kılınmakta idi. Şimdiki durumda herkesin teravihi evinde ev halkı ile cemaat yaparak kılması mümkündür ve güzeldir. Evde cemaat yapma durumu yoksa herkes tek başına da kılabilir. Ramazan gecelerini huşu içerisinde ve Rabbimize yönelmiş olarak geçirmek için pek güzel bir fırsat olur bu. Aceleye getirmeden, ibadet lezzeti ile kılınmalıdır. Küçükleri de katılabildikleri kadar cemaate katın. Bilhassa küçüklere çok dua ettirin. Onların günahla kirlenmemiş ağızları bizimkilerden daha yakındır göklere. Tesbihatları da ihmal etmeyin. Teravih kıldırmak için müftüden onay almanız gerekmez. Kendisi iki rekât namaz kılabilen herkes imamlık yapabilir. Özellikle de teravih nafile bir ibadettir, çok rahat imamlık yapılır. Bir ilmihal kitabından bu bölümü okuyun, herkes bir kere daha öğrenmiş olsun. Bir de ilim bereketi katmış olursunuz evinize. Erkekler önde kadınlar arkada melekler tepenizden göklere kadar yükselmiş olarak namaz kılın, dualar edin, Bakara suresinin son iki ayetini de mushafa bakarak okuyun. Sonra da huzur içinde yatın. Sahura kalkın. Afetten rahmet çıkardığınız bir Ramazan yaşamış olun. Rabbim kabul etsin, tamamını yaşamayı nasip etsin. Bizi de duada unutmayınız.
Teravih namazının Ömer radıyallahu anha ait olduğunun söylenmesi gayet cahilce bir söz olur. Teravih namazını Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem emretti ve kıldı. Şu kadar ki bugünkü gibi camide yatsı namazına benzer bir cemaatle kıldırmadı. İnsanlar mescitte tek başına veya gruplar halinde kılıyorlardı. Ömer radıyallahu anh insanları tek bir imamın arkasında teravih kılmaya yönlendirdi. Hicretin on dördüncü senesinden itibaren de Medine dışındaki şehirlere de böyle yapmaları için talimat gönderdi. Kadınlar için de özel bir teravih imamı belirlediği şeklinde bilgi vardır. Übey bin Ka’b ve Muaz bin Haris el-Ensarî’nin erkeklere teravih imamı olarak tayin edildiği rivayet edilir. Temim bin Evse d-arî, Süleyman bin Ebi Hesme de kadınlara imam olarak tayin edilmişti. O günden sonra teravih namazı farz olmayan ama bu ümmetin özellikleri arasında bilinen bir sünnet olarak kılına geldi. Şia eksenli kesimlerin uydurduğu “Ömer bidatidir” tezi asla doğru değildir. Nitekim Şia kaynaklı bir ekol olan Fatimiler döneminde hâkim oldukları şehirlerde teravih namazı kıldırtmamışlardır. Tefsir ilminin büyük imamı Taberi’nin mescitlerde teravih kıldırdığı bildirilmektedir. İbni Teymiye’nin de teravih imamlığı yaptığı söylenir. Teravih namazı bazı meşhur hafızlar tarafından hergün bir cüz okuyarak hatimle de kılınmıştır. Bazı özel kabiliyetli âlimlerin ise her gece bir hatim yapacak şekilde teravih kıldıkları söylenmektedir. Bunun yanında yine meşhurlarımızdan bazılarının teravihi evlerinde eda ettikleri de nakledilir. Teravih ile alakalı bugün anlam verilemeyen ve yorumlanması zor olan uygulamalardan biri olarak Mekke’de haremi şerifte dört mezhep için dört ayrı teravih kılınıyor olunmasıdır. Daha sonra bu uygulama Mescid-i Aksa’da da yapılmıştır. Teravih namazına ait tarihte görülmüş özelliklerden biri de yeni hafız olmuş çocukların teravih imamı olarak görevlendirilmesi olmuştur. Meşhur hadis âlimi İbni Hacer’in on iki yaşında iken Mekke hareminde teravih imamlığı yaptığı nakledilir. Teravih namazının rekâtı konusunda ise yirmi rekât en çok zikredilen rakamdır. Sekiz, on ve daha fazlası şeklinde de rivayetler vardır. Zira bu bir nafile ibadettir. Azı veya fazlası konusunda farz namazlar gibi kati bir ölçü yoktur.
Mümeyyiz olmayan çocukları camilere götürmenin riskini dikkate almak gerekir. Uyarıyı anlamayan, idrar sıkıntısını ayarlayamayan çocuk mümeyyiz değildir. Genelde bu yaş altı ile sekiz yaşı arasında değişebilir. Çocuklarımızın camilere alışmaları oldukça önemli bir görevdir. Ancak camilerin huzurlu bir ibadet yeri olmaları da önemlidir. Teravih gibi uzun namazlara çocukların götürülmeleri bir yandan cemaat açısından rahatsızlık verirken bir yandan da çocukta namazın ağır bir iş olarak görülmesi gibi sonuca götürebilir. Dikkat etmek lazım. Kaş yaparken göz çıkarma durumuna düşmeyelim. Çocuğun, namaz kılanlara eziyet etmesi elbette bir haktır. Ama siz daha dikkatli davranarak bu hakkın oluşmamasına gayret edin. Allah yardımcınız olsun. Sizi de çocuklarınızı da namaz ehli, ilim ehli, cihad erbabı mü'minlerden kılsın.
Aleykümselam. Teravihi evde de kılabilirsiniz.
ashab konusundaki diğer fetvalar
Ashab-ı Kiramın bugünkü gibi bir tesbih kullandıklarına dair bilgimiz yoktur ama aynı içeriği oluşturacak şeyleri tesbihi saymak için kullandılar. Bu nedenle tesbih kullanmak bidattir sözü isabetli değildir.
Değerli kardeşim, bu belirttiğiniz özelliğe ÎSAR denir. Îsar, insanın başkasını kendisine tercih etmesidir, ben yemeyeyim o yesin gibi düşünmektir. Bu da Allah’ın en çok razı olduğu amellerden biridir. Allah onlardan razı olsun ashabın ensarı bu işi, Kur'an’ımızın beğenisi ile en üstün derecede yaptılar. Bu bir mü'min karakteridir. Yalnız şu bilinmelidir: Îsar/mü'min kardeşini kendine tercih etme işi ibadetlerde olmaz. Bu, dünyevi ihtiyaçlar, lezzetlerde olur. Şöyle örneklendirebiliriz: Mü'min bir insan, tek kişinin yiyebileceği kadar az olan bir yemeği “kardeşim doysun” diyerek diğer mü'min kardeşine verirse bu bir îsar/başkasını kendine tercih etme işidir, Allah’ın en çok razı olduğu nafile amellerden biridir. Aynı kişi mesela camide ön safta daha çok sevap kazanılıyor diye mü'min kardeşine oturduğu ön saftaki yeri vermesi böyle bir fazilet değildir. Ön safta sevap kazanmak bir manada kulun Allah ile olan ibadet bağlantısıdır. O bağlantıya bir başkası tercih edilemez. Zira bu durumda verirken kişi, kendisinden bir şey vermiş olmuyor, verdiği Allah’ın kulu üzerindeki ibadet hakkıdır. Allah’ın hakkından vererek fazilet işlenmiş olmaz. Bu çizgide diyebiliriz ki, ibadetlerde “kardeşim yapsın” mantığı olmaz. Aksine ibadetlerde yarış ve öne geçme vardır. Bunun en güzel örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin camide ön safta namaz kılma hâlini izah eden hadisidir. “Ön saftaki kazancı bilse idiniz orada namaz kılabilmek için kura çekmek zorunda kalırdınız…”
HAVARİ yardım eden demektir. İsa aleyhisselamın iman edip ona yardım eden ashabına verilen bir isimdir. Peygamberlerine yardım edip onun yanında kalarak üstün meziyetlere sahip oldular. Onlar için bizim peygamberimizin sahabilerine benziyor denebileceği gibi sahabiler için de havariler denebilir. Yalnız ahsab her durumda onlardan daha faziletlidir.
Evet, ashabı kiram (Allah onlardan razı olsun) melekler değildiler, bizim gibi insandılar. Hata etmiş olabilirler, ettiler de. Buna rağmen biz onları bizim gibi görmüyoruz. Zaten onların değeri, o hatalı durumlara rağmen kulluk merdivenlerini başarı ile tırmanmalarıdır. Sizin belirttiğiniz durum ise bambaşka bir durumdur. Bin yıl önceki BATINİYE hareketini şeytan yeniden canlandırdı, dinimizi içinden kemirmek istiyor. Bilim kılığı ile ashabı dillerine dolayanlar sadece İblis’in işini kolaylaştırmak istiyorlar. Çare yok, Allah imanını koruyan kulları ile bir konferansta eriyip giden cılız imanlı kullarını görecek, melekler buna şahit olacak! Hiçbir çaresi yoktur bunun. Bu bir imtihandır. O aklı kıtlar böyle konuşup gidecekler. Din biiznillah olduğu gibi kalacak. İmanını birilerine göre şekillendirmekte sakınca görmeyenler de nedametleri ile baş başa kalacaklar. Zaman dik durma ve binlerce dalgaya karşı yıkılmama zamanıdır. Sabret, diren ve erime.
Kur'an okunup anlaşılmak ve anlaşılanla amel etmek içindir. Bu anlama ve amel etmede ise ölçü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Ashabına çizdiği çizgi olmalıdır. Bu çizgi, hayatı anlamsız duruma getirecek veya dünya ahiret dengesini bozacak bir noktaya kayarsa aşırılık var demektir. Men edilen budur.
Böyle bir sünnet, uygulama, vazife yoktu olamazdı da. Bu anlamı çağrıştıracak anlık durumlar ise olmuştur. Bu örnekler üzerinde de bir ibadet yoktur. Sahabiler ise sevgi ve bağlılıklarının doğal sonucu olan refleksler göstermişler, yaptıkları da onları Allah'a ve peygamberine yaklaştırmıştır. Bize ise aynı şeylerin yapılması emredilmemiştir. Biz onların yaptıklarını Peygamber aleyhisselama bağlılığın güzel bir örneği olarak görüp anlamalıyız.