Fetva Meclisi
Soru
Hocam sahabe Peygamberin tükürdüğünü üzerine mi sürerdi? Bu doğruysa hikmeti nedir? Böyle şeyler devamlı gündem oluyor, meselenin doğrusu nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashabı yani ilk Müslüman olan nesil elbette bizimle aynı imanı, aynı Kur'an’ı ve aynı davayı paylaşmaktadırlar. Daha da isabetli olan ise şudur: Biz elbette onlarla aynı iddiaları ve yolu sürdürdüğümüzü söylüyoruz. Buraya kadar bir sorun yoktur. Ne var ki, onlar hakkındaki kararı bizzat Allah Teâlâ verdi ve onların kimliğini onayladı. Biz ise henüz iddia sürecindeyiz. Bizim yapmayı ideal ve iddia ettiğimiz şeyler onların başarıp bitirdiği şeyler oldu. Başta Kur'an’ımız olmak üzere onları bizzat Peygamber aleyhisselam efendimiz övdü ve takdir etti. Tarih onları öne çıkardı. Bu sebeple kâğıt üzerinde bir aynı olma söz konusu olur ama pratikte aynı olmayı ispat edemeyiz. Onlar hakkında ana hatları ile şu malumatı tespit etmemiz gerekir: Sahabiler Allah onlardan razı olsun, Peygamber aleyhisselamın talebeleri ve ilk neslidir. İmanla dolu kalpleri, ispat edilmiş Allah ve Peygamber sevgisi, konuştuklarına ve sözlerine sadakatleri, ortaya koydukları fedakârlıkları ve benzeri ayrıcalıklarıyla onlar bu ümmetin en üstünleri oldular. Onlardan daha imanlı, daha ahlâklı, daha iyi ibadet yapan olmadı, olmayacak da. Kur'an’ımız onları böyle övdü. O kadar ki bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem onları sevmeyi imandan, onlara buğz etmeyi de nifaktan saydı. Kıyamete kadar mü'min olarak yaşamak isteyen ve Rabbine imanla gitmek isteyen herkes böyle bilmek ve bunu kabul etmek zorundadır. Hiçbir zaman ve hiçbir kavram onları eskitemeyecektir.
Allah onlardan razı olsun, sahabiler iman ettikten sonra da hatalar yaptılar ve o hatalardan da sıyrılıp Rablerinin rızasını kazandılar. Biz de iman ehli olduğumuz halde hata edebiliriz, onlara açık olan kapı bize de açıktır. Önümüzde nefislerimizin hantallığından başka bir engel de yoktur.
Böyle bir soru samimi değil. Müslüman’ın şaşmaz ve değişmez örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Allah Teâlâ onu bütün hatalardan korumuştur. Sahabeler ise bizim gibi hataya karşı korunmuşluğu olmayan insanlardır. Allah onlardan razı olsun. En mükemmel denebilecek bir din yaşadılar ama insan olarak düştükleri oldu. Düştükleri yerden de kalkmayı becerdiler. Allah Teâlâ da onlardan o halleriyle razı oldu. Biz onların iyi yaptığı işleri taklit ederiz, hata ettikleri noktalarda da onları tevbeleri ve ihlasları ile baş başa bırakırız. Onların bir iki hatasından söz edilebilir belki ama milyonlarca güzellikleri yanında o hataları ile ilgilenmek veya onların örnekliğine sığınmak samimiyetsizliktir, şeytana alet olmaktır.
Aleykümselam. Peygamber aleyhisselam ve ashabı bir ibadet kararlaştırıp bize yaptırma gibi bir durum olamaz. Din Allah'tan. Allah emreder, Peygamber aleyhisselam da ashabı da biz de yaparız.
Yaşadığımız zamanın ahlak zafiyetleri ile o zamanın zafiyetlerini kıyaslayarak gerçeği anlayabilirsin. İnsanlık bugün nerelerde o gün nerelerde idi? Soğuklar arttıkça daha fazla ısınmak gerekmiyor mu?
Bakın, “içermiş” ifadesi gayet yersiz bir ifadedir. “Bir kere fark etmeden içmişi” o şekilde anlayabilir miyiz? Ortada bilmeden yapılan bir iş var, onun da onlarca kere tekrarı yoktur. Bu pencereden bakmaya çalışınız.
ashab konusundaki diğer fetvalar
Bu konuda dua etmenizde bir sakınca yoktur. Yeter ki "benden başka kim olacaktı zaten" gibi kibirli düşüncelere kapılmayın. Ve yeter ki bu konuya kendinizi kaptırmayın. Çünkü yüz yıllar sonra da gelebilirler. Bu konudaki dualarınız günlük yaşantınızda gündeminizi çok yoğun meşgul etmesin. İşlerinizi, yakınlarınızı, sorumluluklarınızı aksatmanıza sebep olmasın. Allah'a emanet olun.
Kur'an okunup anlaşılmak ve anlaşılanla amel etmek içindir. Bu anlama ve amel etmede ise ölçü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Ashabına çizdiği çizgi olmalıdır. Bu çizgi, hayatı anlamsız duruma getirecek veya dünya ahiret dengesini bozacak bir noktaya kayarsa aşırılık var demektir. Men edilen budur.
Ashab-ı Kiramın bugünkü gibi bir tesbih kullandıklarına dair bilgimiz yoktur ama aynı içeriği oluşturacak şeyleri tesbihi saymak için kullandılar. Bu nedenle tesbih kullanmak bidattir sözü isabetli değildir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem teravih kılmıştır, ashabı da ona uyarak kılmışlardır. Yalnız bu namaz farz namazlar gibi camide cemaatle kılınması zorunlu bir namaz değildir. Bu nedenle de Peygamber aleyhisselam efendimiz camide cemaatle kılmayı artırmamıştır. Ondan sonraki halife Ebu Bekir radıyallahu anh dönemindeki yoğun savaş şartlarından dolayı bu tür meselelere el atılmamıştı. İkinci halife Ömer radıyallahu anh zamanındaki uygulamalardan biri de teravih namazının camide cemaatle kılınmasının sağlanması olmuştur ama yine de mecburiyet getirilmemiştir. Adına Şii denen kimseler sahabeye, genelde Ömer radıyallahu anha da özellikle kin besledikleri için olsa gerek sadece bu kinlerinden dolayı teravih ibadetini yok kabul etmişlerdir. Allah Teâlâ hidayetimizi daim ve sabit kılsın. Aklımızı muhafaza buyursun.
Değerli kardeşim, bu belirttiğiniz özelliğe ÎSAR denir. Îsar, insanın başkasını kendisine tercih etmesidir, ben yemeyeyim o yesin gibi düşünmektir. Bu da Allah’ın en çok razı olduğu amellerden biridir. Allah onlardan razı olsun ashabın ensarı bu işi, Kur'an’ımızın beğenisi ile en üstün derecede yaptılar. Bu bir mü'min karakteridir. Yalnız şu bilinmelidir: Îsar/mü'min kardeşini kendine tercih etme işi ibadetlerde olmaz. Bu, dünyevi ihtiyaçlar, lezzetlerde olur. Şöyle örneklendirebiliriz: Mü'min bir insan, tek kişinin yiyebileceği kadar az olan bir yemeği “kardeşim doysun” diyerek diğer mü'min kardeşine verirse bu bir îsar/başkasını kendine tercih etme işidir, Allah’ın en çok razı olduğu nafile amellerden biridir. Aynı kişi mesela camide ön safta daha çok sevap kazanılıyor diye mü'min kardeşine oturduğu ön saftaki yeri vermesi böyle bir fazilet değildir. Ön safta sevap kazanmak bir manada kulun Allah ile olan ibadet bağlantısıdır. O bağlantıya bir başkası tercih edilemez. Zira bu durumda verirken kişi, kendisinden bir şey vermiş olmuyor, verdiği Allah’ın kulu üzerindeki ibadet hakkıdır. Allah’ın hakkından vererek fazilet işlenmiş olmaz. Bu çizgide diyebiliriz ki, ibadetlerde “kardeşim yapsın” mantığı olmaz. Aksine ibadetlerde yarış ve öne geçme vardır. Bunun en güzel örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin camide ön safta namaz kılma hâlini izah eden hadisidir. “Ön saftaki kazancı bilse idiniz orada namaz kılabilmek için kura çekmek zorunda kalırdınız…”
HAVARİ yardım eden demektir. İsa aleyhisselamın iman edip ona yardım eden ashabına verilen bir isimdir. Peygamberlerine yardım edip onun yanında kalarak üstün meziyetlere sahip oldular. Onlar için bizim peygamberimizin sahabilerine benziyor denebileceği gibi sahabiler için de havariler denebilir. Yalnız ahsab her durumda onlardan daha faziletlidir.