Fetva Meclisi
Soru
Tesbih çekerken elimizde kullandığımız boncuklardan yapılmış tesbihe bidat diyorlar doğru mudur?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. O şekilde yapılması sünnet değildir ama yapılmasında da sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. O şekilde yapılması sünnet değildir ama yapılmasında da sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Akıldan çekebilecek durumda iseniz ne sakıncası olacak? Yalnız, onları saymakla meşgul olurken tesbihin tesbihliği kalır mı ona dikkat edin.
Fatiha'nın Kur'an ayetleri olarak okunması elbette mübarektir ama şu iş için şurada okunsun denmesi ancak nasla mümkün olur. O da yoktur. Buna rağmen, Kur'an'dan bir bölümün ihya edilmesi bakımından bir hasene olarak görüle gelmiştir. Camilerdeki toplu tesbihat için de ayın şeyleri söyleyebiliriz. Kökenini karıştırmamız, onun bid'at olmasından daha büyük bir risk getirecekse böyle şeyleri karıştırmamak ama doğru bildiğini yapmak evladır.
Allah lafzı zikrin aslıdır. Söylenmesi, tefekkür edilmesi bile ibadettir. Ne var ki, ilave aksesüarla ve melodili bir tarzla yani folklorik şekle büründürülmüş bir söyleme ve uygulama ise zikir olamaz. Ashabın yapmadığı bir iştir. Onların yapmadığında da hayır yoktur.
Selamünaleyküm. Biz, dinimizi ashabı kiramdan öğrendik; onların yapmadığını DİN OLARAK yapamayız. Ashabı kiramdan o şekilde bir zikir çeşidi nakledilmemiştir. Yapılan işin içeriğinin güzel olması ibadet şekli olmasını gerektirmez. Bir mecliste oturup fıkıh öğrenmek, tefsir öğrenmek daha bereketlidir.
ashab konusundaki diğer fetvalar
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem teravih kılmıştır, ashabı da ona uyarak kılmışlardır. Yalnız bu namaz farz namazlar gibi camide cemaatle kılınması zorunlu bir namaz değildir. Bu nedenle de Peygamber aleyhisselam efendimiz camide cemaatle kılmayı artırmamıştır. Ondan sonraki halife Ebu Bekir radıyallahu anh dönemindeki yoğun savaş şartlarından dolayı bu tür meselelere el atılmamıştı. İkinci halife Ömer radıyallahu anh zamanındaki uygulamalardan biri de teravih namazının camide cemaatle kılınmasının sağlanması olmuştur ama yine de mecburiyet getirilmemiştir. Adına Şii denen kimseler sahabeye, genelde Ömer radıyallahu anha da özellikle kin besledikleri için olsa gerek sadece bu kinlerinden dolayı teravih ibadetini yok kabul etmişlerdir. Allah Teâlâ hidayetimizi daim ve sabit kılsın. Aklımızı muhafaza buyursun.
Değerli kardeşim, bu belirttiğiniz özelliğe ÎSAR denir. Îsar, insanın başkasını kendisine tercih etmesidir, ben yemeyeyim o yesin gibi düşünmektir. Bu da Allah’ın en çok razı olduğu amellerden biridir. Allah onlardan razı olsun ashabın ensarı bu işi, Kur'an’ımızın beğenisi ile en üstün derecede yaptılar. Bu bir mü'min karakteridir. Yalnız şu bilinmelidir: Îsar/mü'min kardeşini kendine tercih etme işi ibadetlerde olmaz. Bu, dünyevi ihtiyaçlar, lezzetlerde olur. Şöyle örneklendirebiliriz: Mü'min bir insan, tek kişinin yiyebileceği kadar az olan bir yemeği “kardeşim doysun” diyerek diğer mü'min kardeşine verirse bu bir îsar/başkasını kendine tercih etme işidir, Allah’ın en çok razı olduğu nafile amellerden biridir. Aynı kişi mesela camide ön safta daha çok sevap kazanılıyor diye mü'min kardeşine oturduğu ön saftaki yeri vermesi böyle bir fazilet değildir. Ön safta sevap kazanmak bir manada kulun Allah ile olan ibadet bağlantısıdır. O bağlantıya bir başkası tercih edilemez. Zira bu durumda verirken kişi, kendisinden bir şey vermiş olmuyor, verdiği Allah’ın kulu üzerindeki ibadet hakkıdır. Allah’ın hakkından vererek fazilet işlenmiş olmaz. Bu çizgide diyebiliriz ki, ibadetlerde “kardeşim yapsın” mantığı olmaz. Aksine ibadetlerde yarış ve öne geçme vardır. Bunun en güzel örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin camide ön safta namaz kılma hâlini izah eden hadisidir. “Ön saftaki kazancı bilse idiniz orada namaz kılabilmek için kura çekmek zorunda kalırdınız…”
HAVARİ yardım eden demektir. İsa aleyhisselamın iman edip ona yardım eden ashabına verilen bir isimdir. Peygamberlerine yardım edip onun yanında kalarak üstün meziyetlere sahip oldular. Onlar için bizim peygamberimizin sahabilerine benziyor denebileceği gibi sahabiler için de havariler denebilir. Yalnız ahsab her durumda onlardan daha faziletlidir.
Evet, ashabı kiram (Allah onlardan razı olsun) melekler değildiler, bizim gibi insandılar. Hata etmiş olabilirler, ettiler de. Buna rağmen biz onları bizim gibi görmüyoruz. Zaten onların değeri, o hatalı durumlara rağmen kulluk merdivenlerini başarı ile tırmanmalarıdır. Sizin belirttiğiniz durum ise bambaşka bir durumdur. Bin yıl önceki BATINİYE hareketini şeytan yeniden canlandırdı, dinimizi içinden kemirmek istiyor. Bilim kılığı ile ashabı dillerine dolayanlar sadece İblis’in işini kolaylaştırmak istiyorlar. Çare yok, Allah imanını koruyan kulları ile bir konferansta eriyip giden cılız imanlı kullarını görecek, melekler buna şahit olacak! Hiçbir çaresi yoktur bunun. Bu bir imtihandır. O aklı kıtlar böyle konuşup gidecekler. Din biiznillah olduğu gibi kalacak. İmanını birilerine göre şekillendirmekte sakınca görmeyenler de nedametleri ile baş başa kalacaklar. Zaman dik durma ve binlerce dalgaya karşı yıkılmama zamanıdır. Sabret, diren ve erime.
Kur'an okunup anlaşılmak ve anlaşılanla amel etmek içindir. Bu anlama ve amel etmede ise ölçü Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Ashabına çizdiği çizgi olmalıdır. Bu çizgi, hayatı anlamsız duruma getirecek veya dünya ahiret dengesini bozacak bir noktaya kayarsa aşırılık var demektir. Men edilen budur.
Böyle bir sünnet, uygulama, vazife yoktu olamazdı da. Bu anlamı çağrıştıracak anlık durumlar ise olmuştur. Bu örnekler üzerinde de bir ibadet yoktur. Sahabiler ise sevgi ve bağlılıklarının doğal sonucu olan refleksler göstermişler, yaptıkları da onları Allah'a ve peygamberine yaklaştırmıştır. Bize ise aynı şeylerin yapılması emredilmemiştir. Biz onların yaptıklarını Peygamber aleyhisselama bağlılığın güzel bir örneği olarak görüp anlamalıyız.