İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam teravih namazının hazreti Ömer’e dayandığı söyleniyor doğru mudur? Teravih namazının tarihi hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Cevap

Teravih namazının Ömer radıyallahu anha ait olduğunun söylenmesi gayet cahilce bir söz olur. Teravih namazını Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem emretti ve kıldı. Şu kadar ki bugünkü gibi camide yatsı namazına benzer bir cemaatle kıldırmadı. İnsanlar mescitte tek başına veya gruplar halinde kılıyorlardı. Ömer radıyallahu anh insanları tek bir imamın arkasında teravih kılmaya yönlendirdi. Hicretin on dördüncü senesinden itibaren de Medine dışındaki şehirlere de böyle yapmaları için talimat gönderdi. Kadınlar için de özel bir teravih imamı belirlediği şeklinde bilgi vardır. Übey bin Ka’b ve Muaz bin Haris el-Ensarî’nin erkeklere teravih imamı olarak tayin edildiği rivayet edilir. Temim bin Evse d-arî, Süleyman bin Ebi Hesme de kadınlara imam olarak tayin edilmişti. O günden sonra teravih namazı farz olmayan ama bu ümmetin özellikleri arasında bilinen bir sünnet olarak kılına geldi. Şia eksenli kesimlerin uydurduğu “Ömer bidatidir” tezi asla doğru değildir. Nitekim Şia kaynaklı bir ekol olan Fatimiler döneminde hâkim oldukları şehirlerde teravih namazı kıldırtmamışlardır. Tefsir ilminin büyük imamı Taberi’nin mescitlerde teravih kıldırdığı bildirilmektedir. İbni Teymiye’nin de teravih imamlığı yaptığı söylenir. Teravih namazı bazı meşhur hafızlar tarafından hergün bir cüz okuyarak hatimle de kılınmıştır. Bazı özel kabiliyetli âlimlerin ise her gece bir hatim yapacak şekilde teravih kıldıkları söylenmektedir. Bunun yanında yine meşhurlarımızdan bazılarının teravihi evlerinde eda ettikleri de nakledilir. Teravih ile alakalı bugün anlam verilemeyen ve yorumlanması zor olan uygulamalardan biri olarak Mekke’de haremi şerifte dört mezhep için dört ayrı teravih kılınıyor olunmasıdır. Daha sonra bu uygulama Mescid-i Aksa’da da yapılmıştır. Teravih namazına ait tarihte görülmüş özelliklerden biri de yeni hafız olmuş çocukların teravih imamı olarak görevlendirilmesi olmuştur. Meşhur hadis âlimi İbni Hacer’in on iki yaşında iken Mekke hareminde teravih imamlığı yaptığı nakledilir. Teravih namazının rekâtı konusunda ise yirmi rekât en çok zikredilen rakamdır. Sekiz, on ve daha fazlası şeklinde de rivayetler vardır. Zira bu bir nafile ibadettir. Azı veya fazlası konusunda farz namazlar gibi kati bir ölçü yoktur.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Nâfile namazların tek başına kılınması daha faziletli olduğu hâlde, teravih namazının cemaatle kılınması Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamasıyla sabittir. Nitekim Hz. Peygamber teravih namazını birkaç defa cemaate kıldırmış, ancak daha sonra farz olur düşüncesiyle cemaate kıldırmaktan vazgeçmiştir (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2012]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 177-178 [761]). Hz. Ömer (r.a.) halife olunca, halkın dağınık bir şekilde teravih namazı kıldıklarını görüp, tekrar cemaatle kılınmasının daha uygun olacağını düşünmüş ve sahabeyle istişare ederek bu namazın yeniden cemaatle kılınması uygulamasını başlatmıştır. Halkın vecd içinde bu namazı kıldıklarını görünce, “Ne güzel bir âdet oldu” diyerek memnuniyetini belirtmiştir (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2010]). Hz. Ali (r.a.), bu uygulama sebebiyle “Ömer mescitlerimizi teravihin feyziyle nurlandırdığı gibi Allah da Ömer’in kabrini öyle nurlandırsın.” (İbn Asâkir, Târîhu medîneti Dımaşk, 44/280 [9808]) diye dua etmiştir.

Teravih namazını cemaatle kılmanın hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu Ümmet, sapıklık üzere birleşmez bir Ümmet'tir. Hakkı anlamada ihtilaf eder hatta hak bildiği için kardeşi ile dahi savaşır ama Ümmet olarak sapıklıkta, dine ilavede birleşmez. Teravih namazı, bin dört yüz seneden beri bu Ümmet'in ibadetlerinden biri olarak kılınmaktadır. On dört asır boyunca, Allah'ın adına ibadet uydurmada söz birliği etmiş bir Ümmet değildir bu Ümmet. Bu fırtınanın doğal olmadığında bir tereddüdümüz yoktur. Birileri meşhur olmak için dinimizden başka sularda yüzseler daha iyi olacak. Elbette bizden iseler. Uzak durmanızı, sorusu ile dahi meşgul olmamanızı tavsiye ederim. Evet, TERAVİH namazı Yatsı namazı asla değildir. Nihayetinde bir nafile namazdır ama bu Ümmet'e aittir ve Peygamber aleyhisselamın emri ile başlamıştır. Birileri evimizden bir tuğla sökmeye çalışmaktadırlar. Mesele budur. Herkes evine sahip çıksın.

Hocam, teravih var mıdır? Peygamber efendimiz kılınmasını yasakladı mı? Kılar mı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Terâvîh namazı Ramazan ayında, yatsı namazından sonra sabah namazı vaktine (fecrin doğuşuna) kadar kılınabilen nâfile namazın ismidir. Hadisi şeriflerde ramazan gecelerinin ihyası olarak nitelendirilen bu namaza dört rek‘atta bir dinlenme amacıyla biraz araverildiğinden "terâvîh" denmiştir. Resûl-i Ekrem (s.a.s.) ashabıyla beraber cemaat hâlinde bu namazı kılmış, onların iştiyakını görünce farz olur endişesiyle cemaatle kılmayı terk ederek yalnız kılmaya devam etmiştir (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2012]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 177-178 [761]). Yine Hz. Peygamber, “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek Ramazan namazını (teravih) kılarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Salâtü’t-terâvîh, 1 [2009]; Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn, 173-175 [759-760]) buyurarak teravih namazına teşvik etmiştir. Bu bakımdan teravih namazı, erkek ve kadınlar için sünnet-i müekkededir. Teravih namazını dört rek'atta bir selâm vererek kılmak caiz ise de iki rek'atta bir selâm vererek kılmak daha faziletlidir. Bu namazın her dört rek'atının sonunda bir miktar oturup dinlenmek müstehaptır. Bu dinlenmelerde tehlîl (lâ ilâhe illallah) ve salavât ile meşgul olunması uygundur.

Teravih namazının hükmü ve mahiyeti nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Teravih namazı esasen bir EV NAMAZIDIR. Evde kılınır, mescitte kılınır. Kalabalık mü'minlerle kılındığında ecrin daha fazla olacağı umudu ile camilerde kılınmakta idi. Şimdiki durumda herkesin teravihi evinde ev halkı ile cemaat yaparak kılması mümkündür ve güzeldir. Evde cemaat yapma durumu yoksa herkes tek başına da kılabilir. Ramazan gecelerini huşu içerisinde ve Rabbimize yönelmiş olarak geçirmek için pek güzel bir fırsat olur bu. Aceleye getirmeden, ibadet lezzeti ile kılınmalıdır. Küçükleri de katılabildikleri kadar cemaate katın. Bilhassa küçüklere çok dua ettirin. Onların günahla kirlenmemiş ağızları bizimkilerden daha yakındır göklere. Tesbihatları da ihmal etmeyin. Teravih kıldırmak için müftüden onay almanız gerekmez. Kendisi iki rekât namaz kılabilen herkes imamlık yapabilir. Özellikle de teravih nafile bir ibadettir, çok rahat imamlık yapılır. Bir ilmihal kitabından bu bölümü okuyun, herkes bir kere daha öğrenmiş olsun. Bir de ilim bereketi katmış olursunuz evinize. Erkekler önde kadınlar arkada melekler tepenizden göklere kadar yükselmiş olarak namaz kılın, dualar edin, Bakara suresinin son iki ayetini de mushafa bakarak okuyun. Sonra da huzur içinde yatın. Sahura kalkın. Afetten rahmet çıkardığınız bir Ramazan yaşamış olun. Rabbim kabul etsin, tamamını yaşamayı nasip etsin. Bizi de duada unutmayınız.

Malum bildiğiniz üzere bu yıl belki camide teravih nasip olmayacak. Bu konuda bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Teravih namazının hatimle kılınması teravihin sünnetlerinden biri değildir. Kur'an ve namazın buluştuğu yerde ortaya çıkacak muhteşem bir sevap okyanusundan yararlanmak için teravih hatimle kılınsın istenmektedir. Ama bu iyi bir hafızın, Kur'an okuma âdâbına riayet ederek yapabileceği bir iştir. Zorlamaya gerek yoktur. Zira ibadetler ihlas ve riayet ister. Sözünü ettiğiniz uygulamanın namaza zarar vermeyeceğini umuyorum. Allah Teala, amellerimizi kabul etsin.

Teravihlerde hatimle namaz kıldıranlar, yüksekçe bir rahleye Kur'an'ı açık olara
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Camide cemaatle kılınması ehemmiyet arz eden farz namazlardır. Yatsı namazının camide kılınması önemlidir. Teravihi evde de kılabilirsiniz. Bahsettiğiniz huzurlu namazı evde buluyorsanız evde kılın, böyle bir gerekçe ile evde kıldığınızda biiznillah eksiğiniz olmaz. Nafile namazların iki rekât olarak kılınabilirliği genel bir kaide gibidir. Allah kabul buyursun.

Hocam teravih namazı kılmak için camide cemaatle kılmak camiye gitmek nasip oldu

alim konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an’ımız hidayet ve saadet kaynağımızdır. Ondan yoksunluğumuz veya uzaklığımız ise şekavet sebebimizdir. Bugünkü dünyamızda Kur'an’dan uzak kalmanın oluşturduğu iman zafiyeti, ümmet olma kabiliyetimizin kaybolması, ardı ardına gelmeye devam eden semavi ve beşerî musibetler, insanlar arasında hatta mü'minler arasında hızla yayılan şüpheler ve şehvetler ve netice olarak başta aile olmak üzere en temel değerlerimizi kaybetmemiz yanlış gidişatın işaretleri olarak anlaşılabilir. Ortada bir iman zafiyeti vardır. İbadetlerdeki tembellik, günahlardaki kabarmalar da bu nedene dayanmaktadır. Şeriatımıza ait ilimlerdeki geri kalmışlık da adeta tuz biber olmaktadır. Gelişen iletişim imkânları, insanlara pompalanan hümanist idrakler gözle görülür bir kibir, bencillik, kendini beğenmişlik salgını getirmiştir. İnsanlar ahirete imanı neredeyse lütfedip benimseyecek tavırlar gösterebilmektedirler. Buna ilave olarak dine davetle yükümlü kimselerin vazifelerini ibadet heyecanı ile değil de maaş takibi ile yapıyor olmaları ise ayrı bir bereketsizlik getirmektedir. Kötü arkadaş çevresi, derin gaflet, tapınılırcasına peşinden koşulan dünya nimetleri, mubahlarda aşırılık, israf, vakti en değersiz nesne gibi tüketme gibi sıkıntılar bir fikir sapmasını, düşünememeyi beraberinde getirmektedir. Bunun sonuçlarından biri olarak bid’atler ibadetlerin düzeyine çıkarılmış, ahireti hatırlatmaya yönelik uyarılar aşırılık olarak yorumlanmıştır. Siyasetten ve ticaretten tamamen uzaklaştırılmış bir Kur'an ile baş başa kalmış olduk. Kadın ve aile, gençlik hedef tahtasına konan ilk değerlerimiz oldu. İçerideki bu çürümeye dışarıdaki saldırılar katılınca birbirlerine destek olup Kur'an’ımızdan uzak kalacağımız ortama zemin hazırlandı. Bütün bunları gözümüzle görebileceğimiz kadar açık ve itirazsız izleyebildiğimize göre, dönüş için neler gerektiği de bilinmiş olmaktadır. Âlimlerimiz yeniden bir Kur'an’a dönüş hamlesi yapmalı ve hepimiz dünyanın faniliğine imanımızı tazeleyerek çalışıp salih ameller yapmak durumundayız. Allah yardımcımız olsun. Âmîn.

Hocam şöyle bir merakım var, nasıl bir cevap verirsiniz: Neden insanlar Kur'an’ı
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Güzel, Kur'an iman ettiğimiz kitaptır konusunda tartışma yoksa o zaman Kur'an’a bakalım. Kur'an’ımız bize “bilmediklerinizi bilenlere sorun” (Nahl, 43) buyuruyor. Ya her şeyi bildiğimizi iddia edeceğiz ya da Kur'an ve incelikleri konusunda bir ilim alt yapısı gerekmez, dergiye bakılır gibi bakılarak anlaşılır diyeceğiz. Öyle bir bilim var mı bu dünyada? Keşke her mü'min Kur'an’dan bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede bilgi sahibi olsa! Ama bu mümkün olmadı olmaz da. İlim ağırdır ve uzmanlık ister. Bu iddianın söylenişi güzeldir ama gerçeklikte yeri yoktur. Elbette maksat gerçekten bilmek ve amel etmek ise. Oynamak ve oyalanmak isteyen için her yer dümdüz zaten, maazallah.

Hocam Kur'an bizim iman ettiğimiz kitabımız ise neden biz kendimiz Kur'an’dan bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, dinine hizmet eden birinin hoca olsun veya olmasın yaptığı işi ücretlendirmemesi esas ve bereketli olandır. Ancak müçtehitlerimiz, dine hizmet olan işlerden özellikle de başka bir işi olmadan o işi yapanların ücret almalarının haram olmayacağına içtihat etmişlerdir. Kitap yazanlar, konferans verenler, Kur'an öğretenler veya bir şekilde dine hizmet denebilecek bir işi yüklenenler ücret almadan o işleri yaparlarsa en güzelini yapmış ve sevap kazanmış olurlar. Niyetleri bu iş üzerinden mal kazanmak olarak o işleri görüyorlarsa zaten ibadet çizgisinden geri kalmış olacakları için ahiret sevabı da kazanamamış olacaklardır. Niyetleri dinlerine hizmet etmek ama geçinebilmek için de makul bir ücret talep ediyorlarsa bu onların sevabını biiznillah azaltmayacaktır. Genel olarak bildiğimiz bu şekildedir. Allah Teâlâ dinini en güzel şekilde yaşamayı ve yaşanmasına yardım etmeyi bize nasip etsin. Âmîn.

Hocaların ve dine hizmet edenlerin yazdıkları kitaplardan, verdikleri konferansl
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sinema, tiyatro ve benzeri çalışmalar bin dokuz yüzlü yıllar ile beraber insanlarla buluştu. Bu nedenle de kadim âlimlerimizin bu konuda ne dediklerini bilmemiz mümkün olmamaktadır. Sinema, film, dizi film ve benzeri görsel ürünlerle alakalı ancak bu dönemin âlimleri bir görüş belirtebilirler. Bu görüşleri de sizin için şu şekilde derleyebilirim: Müslümanlar olarak adeta haritadan silinmeye çalışıldığımız bir dönemin ürünü olan sinema ve daha sonraki bağlantılı ürünleri hakkında ilk dönem âlimleri ilk refleks olarak olumsuz kanaat kullanmışlardır. Geçen asrın ellili yıllarında yavaş yavaş bu konu hakkında ilim adamlarının kanaatleri yazılıp konuşulmaya başlandı. Yetmişli yıllarda ise kurullarda konuşulur oldu. Bugün ilim adamlarımızın bu konuda ne dediklerini net bir şekilde görebileceğimiz bir dokümandan söz edebiliriz. Bir grup âlim, ilk sinema örneklerinin hiçbir Müslüman’ın katkısı olmadan ortaya çıkmış ürünler olmasından yola çıkarak sinemanın caiz olmayacağını söylemişlerdir. Sinema ile ortaya çıkan ürünler ve aktörlerin oluşturduğu dinden soyutlanmış ve soyutlandırıcı ortama bakarak bu tespitlerini güçlendirmişlerdir. Reşid Rıza başta olmak üzere Yusuf Karadavi ve bazı âlimler ise direkt olumsuz kanaat kullanmadan ayrıntıya girerek meseleyi ele aldıklarını görüyoruz. Sinema ve türevleri denebilecek temsil çalışmalarının caiz olabileceğini düşünen âlimler konuya genel hatları ile şu açıdan baktılar: - Bu bir insan çalışmasıdır. İnsanın yaptığı işlerde esas olan mubah olmasıdır. Mubah olmaması için dinin yasaklarından bir yasakla çelişmesi gerekir. Sinema ve benzeri ürünlerin direkt haram olacağını söylemek yerine mubah olması gerektiğini ama haramla birleştiğinde haram olacağını söylemeliyiz demişlerdir. Sinema neticede bir eğlencedir. Eğlence de aslında mubahtır. Sakıncalı boyutu olduğunda sakıncası kadar yasak hükmü alır. Sinema, dizi film ve türevleri toplumu eğitme hatta ahlâk kazandırma gibi iyi alanlarda da kullanılabilir. Sinemanın bir ileri nokta olarak İslam’a hizmette de kullanılması mümkündür. Bu noktadan bakılınca da gerekli bir ürün olarak görülmesi bile mümkün olmaktadır. Konumuz olan sinema, dizi film ve tiyatro gibi çalışmalar dinimizin haramları ile birleşiyor ve haramları işlemeye neden oluyorsa zaten hükmün ne olacağını ilan etmeye de gerek yoktur. Allah’ın haramlarından biri dünyanın neresinde ve hangi ortamda işlenirse orası Müslüman için kapalı ve yasaklı bir yer olacaktır. Müslümanlar olarak biz erkek kadın karma ortamlarının oluşmasına, alkol, cinsellik, kumar ve benzeri haramların reklam edilmesine, ibadetlerin ihmal edilmesine sebep olan her ne varsa ona -mü'min olarak kalmak istediğimiz sürece- hiçbir zaman çıkış yolu bulamayacağız. Bir diğer önemli konu da son yıllarda sıkça örneği ile karşılaştığımız bir sorundur: Muasır bir güç olarak sinema ve türevlerinden dinimiz adına yararlanma maksadıyla kurulmuş şirketler, yapılmış çalışmalar hatta Müslümanlardan toplanmış sadakalarla yapılmaya çalışılan işler ortaya çıkarılmıştır. İyi niyet iddiaları ile başlayan bu tür çalışmaların bir zaman sonra diğerleri ile farksız gibi sonuçlara götürmesi derin düşüncelere neden olmuştur. Eskilerin ifadesiyle “kaş yaparken göz çıkarmak” olarak görülebilecek bu çalışmalar yeni nesil için pahalı bir örnek, telafisi zor hasarlar oluşturmuştur. Bir iki kişinin heyecanlı kararları ile yapılan işlerden bütün ümmeti kuşatacak olumlu sonuçlar beklemenin riski açık bir şekilde anlaşılmıştır. Sinema ve türevlerinin getirdiği ile götürdüğü iyi ölçülmeli ve “Allah için yapılacağı” söylenen bir iş muhakkak Allah’ın şeriatına göre yapılmalıdır.

Hocam özel bir sohbette sinema ve tiyatro gibi yöntemlerin caiz olmayacağını, Mü
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sevgili kardeşim, ben bir âlim değilim ne yazık ki. Beni âlim olarak görme. Buradaki nakilden maksat, sözün sahibini yok kabul edip kendine mal ederek konuşmaktır. Ağırlığı olan, mesuliyet gerektiren sözler için geçerli olur bu. Sıradan her sözü sahibine mal etmek gerekmez. Allah yardımcımız olsun. Size dua ederiz.

Hocam internet fıkhı dersinizde, bir mü'min konuşurken veya yazarken bir âlimin
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah Teâlâ hepimizi bir kabiliyet üzere yarattı. Hepimiz için de bir iş belirledi. İmanımız ve ibadetlerimiz hepimizde aynıdır ama farklı olarak yaşadığımız bu hayatta hepimizin aynı işi yapması gerekmiyor. Kimimiz ilimle meşgul olacak kimimiz de fiili cihadı gerçekleştirecek. Bir başkası da filan işi yapacak. Öbürü nesil yetiştirecek ama herkes bir işi yaparak bu hayatı doldurmadaki görevini icra edecek. Elbette âlim değerli bir iş yapıyor ama her şey âlimin elinden beklenmeyecektir. Âlimin de yapamadığı işler vardır, onları yapabilen de o boşluğu dolduracak. Kendimizi gereksiz ve işlevsiz görmemiz şeytan tuzağıdır. Mesela ekmek buğday unundan yapılır ve ekmeğin aslı odur. Yalnız su olmasa hamur olmaz, ateş olmasa ekmek pişmez. Bakıyoruz ki asıl buğday ama buğdayı ortaya çıkaran başka buğday kadar gerekliler de var. Kendinizi daha gerçekçi değerlendirin. Kabiliyetiniz olmayan alana göz dikerek tembelliğinize gerekçe bulmayın. Kabiliyetiniz başka bir iştedir, onu keşfetmeye bakın. Hiçbir şey yapamadığınızda gece teheccüde kalkıp kendiniz ve âlimler için dualar edemez misiniz mesela?

Hocam ben üniversite talebesiyim, sohbetlerinizi dinlemeye gayret ediyorum. Özel

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.