Fetva Meclisi
Soru
Teravihlerde hatimle namaz kıldıranlar, yüksekçe bir rahleye Kur'an'ı açık olarak koyup hatırlayamadıkları yerlerde göz ucuyla bakıyorlar. Hafız olduklarını, sadece takıldıkları yerde baktıklarını, caiz olduğunu söylüyorlar. İşin aslı nasıldır hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Namaz arasında böyle bir şeyin kalpteki huzuru dağıtma yönünün daha ağır basacağını zannederim. Kur'an'ın lezzetini bölmemelisiniz.
Selamünaleyküm. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin Sünnet'lerini iki açıdan ele alabiliriz. Birinci açı, O'nun kimliğini ve bize vermek istediği mesajın genelini yansıtan açıdır ki, bu açıdan Sünnet'i basit görmenin ucu kâfir olmaya kadar gidebilir. İkinci açı ise, farz, vacip olmayan hükümler anlamına gelen Sünnet açısıdır. İkinci açıdan bakıldığında yani farz vacip olmayan hükümler açısından bakıldığında, bir Müslüman'ın Sünnet olan ibadetleri yapmadığı için 'farzlar gibi' hesaba çekileceğini söyleyemeyiz. Bu durum, onun ecir kaybetmeyeceği anlamına da gelmemektedir elbette.
Selamünaleyküm. Kur'an üzerinden o tür oyunlara girmeyin. Kur'an ibadetlerden bir ibadettir. Niyetle ve ihlâsla yapıldığında sevap kaynağı olur. Sözünü ettiğiniz türden işlerle bir hafız olarak vakit geçirmeyin, bereketiniz gider. Kadın, yüzündeki kılları alabilir.
Teravih namazı kılmak sünneti müekkededir. Gücünüz yettiğince yirmi rekât da kılabilirsiniz on rekât da. Bir camide on rekât kılınıyor ve bu rekâtlarda Kur’an hatmediliyorsa, bu da meşru ve kıymetli bir uygulamadır. Çünkü asıl maksat, Ramazan gecelerini ihya etmek, Kur’an’la meşgul olmak ve cemaatle ibadeti canlı tutmaktır. Hatimle kılınan, tadili erkânına riayet edilen, daha derin huşu ile eda edilen on rekâtlı bir teravih, aceleyle ve ruhsuzca kılınan yirmi rekâttan çok daha faziletli olabilir. Özetle iç huzuru buluyorsan, huşu ile kılıyorsan ve Kur’an’ı daha çok dinleyip anlama imkânı oluyorsa, o camiye gitmen dinen uygundur ve sakınca yoktur. Allah ibadetini kabul etsin, Ramazan bereketinle dolsun.
Selamünaleyküm. Sünnet'te var olan bir şeyi yapmak hiçbir Müslüman için ayıp veya kusur sayılamaz. Sizin de bunu yapmanızda kimsenin size ters gözle bakmaya hakkı yoktur. Yalnız sizin de bunu, 'Sünnet'e uymakla aykırı bir iş yapma lezzeti' arasında ne için yaptığınızı tekrar düşünmeniz gerekir. Nihayetinde Hanefi uleması, Sünnet dışında kalmış değildir. Daha itinalı düşünmeniz gerekir. TV hocalarına bakmanıza gerek yoktur, kalbinizi dinleyin. Teravih namazı sekiz rekâtta bir selamla kılınabilir. Bunda sakınca yoktur.
Teravih yerine kaza kılmak tercih edilmemelidir. Hem teravih hem kaza daha akıllıca olur. Allah kabul buyursun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Dini hükümlerimizin iki boyutta ele alınması mümkündür: Birincisi, herkesçe bilinebilecek gayet açık hükümler, Allah'ın birliği, melekler, Kur'an ve benzeri konular herkesin bilebileceği ya da İslam'ın yaygın olduğu bir ortamda herkesin bilmesi doğal olan bilgilerdir. İkincisi ise, belli bir okumuşluğu ve tecrübeyi gerektiren bilgiler vardır. Derin fıkhî konular, Kur'an kıraatine ait derin ilimler, hadis bilgisi gibi konular da bu bölüme dahildir. Müslüman'ın birinci bölüme ait bilgileri bilmemesi mazeret olamaz; o tür konulardaki sözleri fasıklığı, küfre düşmeyi doğurabilir. İkinci bölüme ait konularda ise kasıt aranır. Kasıt ve laubalilik olmadıkça inşaallah küfre düşülmez. Söz ve eylemlerimizde niyetlerimiz çok önemlidir. Mesela: Mushafın yere atılması ile yere düşürülmesi aynı şeyler değildir. Netice olarak Müslüman, Allah'a, Resulü'ne, kitabına ait şeyleri konuşurken gayet dikkatli olmalıdır. Dinimize ait şeyler şaka konusu yapılmamalıdır. İki evlilik gibi konular ağızlarda sakız yapılacak şeyler görülmemelidir. Belki ilk sözümüz bizi dinden çıkarmaz ama ağız bir kere gevşedikten sonra ondan ne çıkacağı da belli olmaz. Tedbirli ve edepli olmalıyız. Allah'a emanet olunuz.
Bu ümmetten hata ve unutma ile oluşan suçlar kaldırılmıştır. Bilmiyor olmak da bir orana kadar özürdür. Mümin, bilmediği bir şeyi öğrendiğinde üç şeyden birini yapması gerekir: Birincisi: Yapmadığı güzel bir işi yapması gerektiğini öğrendiğinde onu yapmaya başlar. Mesela namazı kılmayı bilmiyordu ise öğrenir öğrenmez kılmaya başlar. Farz olan namazların da kılmadıklarından kazalarını yapar. Böylece zararın en kısa yolundan dönmüş olur. İkincisi: Yanlış bir işi yaptığını öğrenirse hemen o işi terk eder. Sonra da samimi bir şekilde Allah'a tevbe eder. Bir daha da ona dönmeyince o işle ilgisi kesilmiş olur; kurtulur. Üçüncüsü: Kul hakkına giren bir hatayı yapıyordu ise, doğruyu öğrenir öğrenmez hak sahibi ile helalleşir. Böylece o hatadan da kurtulmuş olur. Allah Teala, kulları için dönüş kapılarını sürekli açık tutmaktadır. Mesele bizim samimi olup olmamamızda kilitlenmektedir. Allah'a emanet olunuz.
Hıra veya başka bir mağaraya çıkmak gerekmez. Ama evlerimizi veya iş yerlerimizi çıkılıp ruhumuzu geliştirecek hıralar yapmak gerekir.
Kıyafette yasak bir renk, renk olarak yoktur. Ancak, başka milletlere ait sembolleri yansıtan renkler ve şekiller sakıncalıdır. Hadisi şeriflerdeki renklerle ilgili uyarıların başka nedenleri vardır; hadislerin şerhlerini muhakkak okumalısınız. Allah yardımcımız olsun.
Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, karnının üstüne yatıp uyuyan birini gördüğünde ona: 'Bu yatışı Allah sevmez.' dediği rivayet edilmiştir. (Edeb,21/2768). Bu nedenle, yüzüstü yatmanın sünnete aykırı olduğu kaydedilmiştir. Bu yasağın erkek veya kadın için olduğuna dair bir ayrıntı da yoktur. Dolayısıyla yasak umumidir. Sünnete dikkat ederek uyumak gerekir. Allah Teala rızasına uygun yaşamaya bizi muvaffak kılsın.
Kadının, göbekle diz kapağı arası kadına karşı da avrettir. Herhalükârda tıbbî gerekçeler dışında gösterilmesi haramdır. Temizliğin tıbbî bir neden sayılması ne kadar mümkündür bilemiyorum. Bu ancak, o bölgeye ait temizliğini yapması bir nedenle gerçekleşemeyecek kimseler için caiz olabilir.