Fetva Meclisi
Soru
Hocam dün Riyazu's Salihin'i biraz okurken bir konuya geldim; sarıyla boyanmış elbiseyi giymekle alakalıydı. Ancak ben bu konuyu tam anlayamadım. Sarı olan bir kazağı veya gömleği giymemiz caiz değil mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Kıyafette yasak bir renk, renk olarak yoktur. Ancak, başka milletlere ait sembolleri yansıtan renkler ve şekiller sakıncalıdır. Hadisi şeriflerdeki renklerle ilgili uyarıların başka nedenleri vardır; hadislerin şerhlerini muhakkak okumalısınız.
Haram düzeyinde bir yasaklama yoktur. Yöresel ve dini semboller bakımından birilerine benzemek söz konusu ise o nedenle kerih görülür.
Bu değerlendirmeniz isabetli değildir. Erkek için ipek ve domuzdan, kadın için ise domuzdan mamul olmadıkça giysinin sizdeki görüntüye neden olacağını söylememizin dayanağı olmaz. Haram olmadıkça kıyafetin ibadete etkisi olmaz. Sizin genel gidişatınızla alakalı bir durum olabilir bu. Daha geniş düşünün ve buna takılıp kalmayın; şeytan sizi ezer yoksa.
Müslüman için esasen sakıncalı bir renk yoktur. Başka bir sıkıntıyı beraberinde getirmiyorsa, bir sapıklığı, günahı simgelemiyorsa renkler aynıdır. Sadece: Tam kırmızı (kıpkızıl), Safran ile boyanmış sarı için kerahetten söz edilmiştir.
Renge takılmayınız. Sizi teşhir etmesin yeter. Allah Teâlâ size kuvvetli bir iman, salih ameller, mübarek kıblegah bir ev, salih bir eş, mücahit evlatlar nasip etsin kızım. Mutlu oldum senin sorunu okuyunca, çok mutlu oldum, senin için dualar ediyorum, sen de mücahide bir hanım olarak benim için dua et lütfen.
Böyle bir hadis bilmiyoruz.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bu ümmetten hata ve unutma ile oluşan suçlar kaldırılmıştır. Bilmiyor olmak da bir orana kadar özürdür. Mümin, bilmediği bir şeyi öğrendiğinde üç şeyden birini yapması gerekir: Birincisi: Yapmadığı güzel bir işi yapması gerektiğini öğrendiğinde onu yapmaya başlar. Mesela namazı kılmayı bilmiyordu ise öğrenir öğrenmez kılmaya başlar. Farz olan namazların da kılmadıklarından kazalarını yapar. Böylece zararın en kısa yolundan dönmüş olur. İkincisi: Yanlış bir işi yaptığını öğrenirse hemen o işi terk eder. Sonra da samimi bir şekilde Allah'a tevbe eder. Bir daha da ona dönmeyince o işle ilgisi kesilmiş olur; kurtulur. Üçüncüsü: Kul hakkına giren bir hatayı yapıyordu ise, doğruyu öğrenir öğrenmez hak sahibi ile helalleşir. Böylece o hatadan da kurtulmuş olur. Allah Teala, kulları için dönüş kapılarını sürekli açık tutmaktadır. Mesele bizim samimi olup olmamamızda kilitlenmektedir. Allah'a emanet olunuz.
Teravih namazının hatimle kılınması teravihin sünnetlerinden biri değildir. Kur'an ve namazın buluştuğu yerde ortaya çıkacak muhteşem bir sevap okyanusundan yararlanmak için teravih hatimle kılınsın istenmektedir. Ama bu iyi bir hafızın, Kur'an okuma âdâbına riayet ederek yapabileceği bir iştir. Zorlamaya gerek yoktur. Zira ibadetler ihlas ve riayet ister. Sözünü ettiğiniz uygulamanın namaza zarar vermeyeceğini umuyorum. Allah Teala, amellerimizi kabul etsin.
Dini hükümlerimizin iki boyutta ele alınması mümkündür: Birincisi, herkesçe bilinebilecek gayet açık hükümler, Allah'ın birliği, melekler, Kur'an ve benzeri konular herkesin bilebileceği ya da İslam'ın yaygın olduğu bir ortamda herkesin bilmesi doğal olan bilgilerdir. İkincisi ise, belli bir okumuşluğu ve tecrübeyi gerektiren bilgiler vardır. Derin fıkhî konular, Kur'an kıraatine ait derin ilimler, hadis bilgisi gibi konular da bu bölüme dahildir. Müslüman'ın birinci bölüme ait bilgileri bilmemesi mazeret olamaz; o tür konulardaki sözleri fasıklığı, küfre düşmeyi doğurabilir. İkinci bölüme ait konularda ise kasıt aranır. Kasıt ve laubalilik olmadıkça inşaallah küfre düşülmez. Söz ve eylemlerimizde niyetlerimiz çok önemlidir. Mesela: Mushafın yere atılması ile yere düşürülmesi aynı şeyler değildir. Netice olarak Müslüman, Allah'a, Resulü'ne, kitabına ait şeyleri konuşurken gayet dikkatli olmalıdır. Dinimize ait şeyler şaka konusu yapılmamalıdır. İki evlilik gibi konular ağızlarda sakız yapılacak şeyler görülmemelidir. Belki ilk sözümüz bizi dinden çıkarmaz ama ağız bir kere gevşedikten sonra ondan ne çıkacağı da belli olmaz. Tedbirli ve edepli olmalıyız. Allah'a emanet olunuz.
Zekâtı vekaleten alan bir Müslüman'ın vekil edenin şartına riayet etmesi gerekiyor. Bu birinci mesele. Çünkü talebeye verilmesi şartıyla alınan bir zekâtın talebeye harcanması aynı sonucu oluşturmayabilir. Zekât alırken genel cümlelerle almakta yarar vardır. İkinci mesele de şudur: Fukaha zekâtın şahsi bir harcama olması yönünde görüşbirliği içindedir. Bu nedenle fakire yemek olarak yedirilmesini zekâttan saymamaktadırlar. Ama o yemeğin ham maddesini mesela fasülyesini vermeyi zekâttan sayıyorlar. Çünkü birinde fakirin eline bir şey vermek var diğerinde ise sadece karnını doyurmak vardır. Bu yüzden, camiye, okula zekât verilemez deniyor. Allah yardımcımız olsun.
Vücuda dövme yaptırmak caiz değildir. Daha doğrusu, insanın vücuduna kalıcı bir değişiklik getirmesi caiz değildir. Dövme yaptıranın onu kaldırması mümkün olmadığına göre tevbe ve istiğfarla mağfiretini talep edecek. Abdestine ve namazına da devam edecek elbette.
Allah Teala, kullarının cennet yolunu bulabilmeleri için din göndermiştir. Bu dinin aslı İslam'dır. Adem aleyhisselamdan bu yana bütün peygamberler İslam dinini yaymışlardır. Peygamberlerin adları ve şeriatları farklı, dinleri aynı olmuştur. Önce Yahudilik, kitabı olan bir din olarak geldi. Yahudilerin elinde Tevrat tahrif görünce Zebur, onu takviye eden bir kitap olarak geldi. Onun da tahrifinden sonra İncil geldi. Hıristiyanlık aslında Yahudiliğin aslına döndürülmüş şekli sayılmalıdır. O da tahrif edilince Allah Teala Muhammed aleyhisselamı Kur'an'la beraber gönderdi. Kur'an'ın gelmesi bir yandan, kendinden öncekilerin aslına daveti oluştururken bir yandan da onları devre dışı bırakmıştır. İslam vardır. İslam'ın dışındakiler muharref dinlerdir. Mü'min elbette muharref bile olsa o dinleri, dinsizliğe karşı kendi cephesinde kabul edecektir. Ama abi kardeş görüntüsü mümkün değildir. Abi kardeş görüntüsü, onların kaldırılıp yerlerine İslam'ın gelmesi anlayışına terstir zaten. İslam tebliği eden durumunda olmalıdır. Bir sizden bir bizden gibi bir mantıkla oturulan masada hayır yoktur. Allah'a emanet olunuz.