Fetva Meclisi
Soru
Ramazan ayında çeşitli sohbetler dinliyoruz. Bazı konularda yeni bilgiler öğreniyoruz ve bu öğrendiğimiz bilgilerle bazen çeşitli hatalar yaptığımızı ve bu hataların kimi zaman bizi küfre kadar götürdüğünü öğreniyoruz. Bu gibi durumlarda nasıl davranmalıyız? Allah korusun ama bazı durumlarda küfre düşme ihtimalimiz varsa ve bunu sonradan fark etmiş isek ne yapmalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Farz ibadetleri hakkıyla yerine getirin. Namaz ve oruç ibadetini aksatmayın. Teravih ve diğer nafilelerden yapabildiğiniz kadarını yapın. Okuyabildiğiniz kadar Kur'an okuyun. Diğer zamanlardan daha fazla dua edin. Bid’atleri ve ibadetleri modernleştirmeyi benimsemeyin, benimseyenlerden uzak durun. Gıybet, dedikodu, yalan çıkmasın ağzınızdan. Kul hakkınız varsa üzerinizde onların helalliğini alın. Ramazan budur. Umutla rahmetinin sizi kuşatmasını bekleyin. Allah yardımcımız olsun.
İyi işleri çoğalttıkça onlar senin gündeminden gidecek. Yeni iyi işler az olunca böyle sıkıntılar gider. Mesela her gün on sayfa Kur'an okusan, bir günlük kaza namazı kılsan bunlar azalmaya başlar.
Bu normaldir. Dini hayatımız da bedenimiz gibidir; gel gitleri olur. Bu sizde belli bir dönem sürer. Şeytan bu dönemde sizi ezip ezemeyeceğine bakacak. Siz bu durumu vesvese ile yoğunlaştırır ve pes ederseniz şeytan bundan sonraki ibadet hayatınızı bütün ile bloke edecek demektir. Yapacağınız şudur: Hiçbir şey olmuyor gibi devam edin. Aldırmayın zihninizdekilere. Biraz daha fazla uyuyun gerekirse. Biraz gezin ama yıkılmaya razı olmayın. Dua edin. Göreceksiniz, bir zaman sonra eskisinden de güzel olacak biiznillah. Allah yardımcınız olsun.
Buluğ çağından sonraki bütün kul hakları sahipleri ile helalleşilerek kaldırılabilir. Allah'ın hakkı ile kul hakkı arasındaki en önemli fark budur. Sahiplerini bilemeyeceğiniz ya da insan olarak izah edemeyeceğiniz haklar içinse tevbe ve dua imkanı vardır. Allah'a emanet olunuz.
Kulluğumuzun en temel ilkelerinden biri şudur: Allah Teâlâ bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yüklemez. Bilmek, yapmak ve benzeri her konuda bu kural geçerlidir. Bilmemek ve bilmemeyi benimsemek aynı şeyler değildir. Kul, bir şeyi bilemeyebilir ama bilme yollarını ihmal etmez. İmkânı kadar bilmek için de çırpınırsa onun bilmiyor olmasından kaynaklanan eksikliği sıkıntı oluşturmaz. Önemli olan bilmemeyi benimsemiş olmamaktır. Neyi öğreneceğimize gelince onda da kural şöyledir: Başta Allah'a iman olmak üzere dinin temel meseleleri öğrenilecek. Namaz kılmayı bilmemek mazeret olamaz. Meleklere iman etmenin gerekliliğini bilemiyor olamayız. Ama meleklerin isimlerini bilmemek olabilir. En temel konulardan başlayarak genişleyen bir halka şeklinde bilme ihtiyacımızı giderebiliriz. Bunu temel kural olarak alabilirsiniz. Bildiğimizi, bilmeyene öğretme mecburiyetimiz de böyledir. Biz söyleriz, gerisine karışmayız. Gücümüz yetiyorsa elle de müdahale ederiz. Gücümüz yetmiyorsa bundan da sorumlu olmayız. Allah yardımcımız olsun, işimizi kolay etsin. Bir haramı terk etme başarınızı da tebrik ederim. Rabbim sizi geri dönmekten muhafaza buyursun.
Evet, hayatın gerçeği budur, böyledir. Yalnız bu sürekli böyle gitmez. Bir süre sonra toparlayabilirsin. Şeytan seni perişan etmesin. Şu andaki durumunu mevsim değişikliği gibi anlamaya çalış. Aileni ihmal etme. Farzlarda hiçbir şekilde aksaklık yapma. Haramlardan uzak dur. Çok geçmeden vakit bolluğu ve planlı iş yapma düzeyine geleceksin. Bu da bir imtihan ve bu da bir süreçtir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kıyafette yasak bir renk, renk olarak yoktur. Ancak, başka milletlere ait sembolleri yansıtan renkler ve şekiller sakıncalıdır. Hadisi şeriflerdeki renklerle ilgili uyarıların başka nedenleri vardır; hadislerin şerhlerini muhakkak okumalısınız. Allah yardımcımız olsun.
Teravih namazının hatimle kılınması teravihin sünnetlerinden biri değildir. Kur'an ve namazın buluştuğu yerde ortaya çıkacak muhteşem bir sevap okyanusundan yararlanmak için teravih hatimle kılınsın istenmektedir. Ama bu iyi bir hafızın, Kur'an okuma âdâbına riayet ederek yapabileceği bir iştir. Zorlamaya gerek yoktur. Zira ibadetler ihlas ve riayet ister. Sözünü ettiğiniz uygulamanın namaza zarar vermeyeceğini umuyorum. Allah Teala, amellerimizi kabul etsin.
Dini hükümlerimizin iki boyutta ele alınması mümkündür: Birincisi, herkesçe bilinebilecek gayet açık hükümler, Allah'ın birliği, melekler, Kur'an ve benzeri konular herkesin bilebileceği ya da İslam'ın yaygın olduğu bir ortamda herkesin bilmesi doğal olan bilgilerdir. İkincisi ise, belli bir okumuşluğu ve tecrübeyi gerektiren bilgiler vardır. Derin fıkhî konular, Kur'an kıraatine ait derin ilimler, hadis bilgisi gibi konular da bu bölüme dahildir. Müslüman'ın birinci bölüme ait bilgileri bilmemesi mazeret olamaz; o tür konulardaki sözleri fasıklığı, küfre düşmeyi doğurabilir. İkinci bölüme ait konularda ise kasıt aranır. Kasıt ve laubalilik olmadıkça inşaallah küfre düşülmez. Söz ve eylemlerimizde niyetlerimiz çok önemlidir. Mesela: Mushafın yere atılması ile yere düşürülmesi aynı şeyler değildir. Netice olarak Müslüman, Allah'a, Resulü'ne, kitabına ait şeyleri konuşurken gayet dikkatli olmalıdır. Dinimize ait şeyler şaka konusu yapılmamalıdır. İki evlilik gibi konular ağızlarda sakız yapılacak şeyler görülmemelidir. Belki ilk sözümüz bizi dinden çıkarmaz ama ağız bir kere gevşedikten sonra ondan ne çıkacağı da belli olmaz. Tedbirli ve edepli olmalıyız. Allah'a emanet olunuz.
Zekâtı vekaleten alan bir Müslüman'ın vekil edenin şartına riayet etmesi gerekiyor. Bu birinci mesele. Çünkü talebeye verilmesi şartıyla alınan bir zekâtın talebeye harcanması aynı sonucu oluşturmayabilir. Zekât alırken genel cümlelerle almakta yarar vardır. İkinci mesele de şudur: Fukaha zekâtın şahsi bir harcama olması yönünde görüşbirliği içindedir. Bu nedenle fakire yemek olarak yedirilmesini zekâttan saymamaktadırlar. Ama o yemeğin ham maddesini mesela fasülyesini vermeyi zekâttan sayıyorlar. Çünkü birinde fakirin eline bir şey vermek var diğerinde ise sadece karnını doyurmak vardır. Bu yüzden, camiye, okula zekât verilemez deniyor. Allah yardımcımız olsun.
Hıra veya başka bir mağaraya çıkmak gerekmez. Ama evlerimizi veya iş yerlerimizi çıkılıp ruhumuzu geliştirecek hıralar yapmak gerekir.
Vücuda dövme yaptırmak caiz değildir. Daha doğrusu, insanın vücuduna kalıcı bir değişiklik getirmesi caiz değildir. Dövme yaptıranın onu kaldırması mümkün olmadığına göre tevbe ve istiğfarla mağfiretini talep edecek. Abdestine ve namazına da devam edecek elbette.