Fetva Meclisi
Soru
Bilmediğimiz konulardan sorumlu tutulmuyoruz. Peki bilmemek mazeret mi? Araştırma zorunluluğu var mıdır insanın? Ben araştırmayayım da sorumlu olmayayım diyebilir miyiz ve bunu yanımızdaki kişilere de anlatmalı mıyız? Örnek verecek olursam, ben müziğin haram olduğunu öğrendim ve müzik dinlemeyi bıraktım ama yanımdaki arkadaşım benim yanımda müzik dinliyor, ben de dinlemiş oluyorum mecburen. Ben arkadaşımı uyarmakla mükellef miyim? Söylesem de tesir etmeyecek, boş ver gibi bir cevap alacağım. Bir de hocam, ben telefondan sildim tüm müzikleri, internetten de dinlemiyorum ama dışarıda, otobüste serviste işe giderken mecburen dinliyorum, bundan dolayı mes'ul olur muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, bu sorun size mahsus bir sorun değildir. Kitleler bazında sahiplenilmiş bir din davasından ne yazık ki her alanda yoksunuz. Bu da gösteriyor ki Rabbimiz bizi, bulunduğumuz alanlarda tek başına bir ümmet gibi görmek istiyor. Kimse yoksa sen varsın ya! Peygamberlerin ve onların izinden gidenlerin kaderi budur. Ne mutlu size ki bu yalnızlığı dert edinmemeye hazırsınız. Kalabalıkları beklemeyin, kendinizi dik tutarak tek başına bir ümmet olmaya çalışın. Yüreğiniz dininizi ve bütün insanlığı kuşatacak çapta olsun. Yalnızlıktan yılmayın. Mahzun olmayın. Şeytanın size yapabileceği baskılardan biri budur; kimse yok diyecektir size. Melekler var ve sizin büyük yüreğiniz var Allah’ın izni ile. İmanınızı her an çalınabilecek bir mücevher gibi koruyun. Şüpheler ve tereddütler ortamına bulaşmamaya çalışın. Size yenilik ve atılım gibi gösterilebilecek ama imanınızı sarsacak ortamlardan, fikirlerden uzak durun. Haramlardan kaçının, haram şüphesinden bile uzak durun. Namaz başta olmak üzere ibadetlerinize ciddiyetle sarılın. Kur'an okuyun. Mü'min kardeşliği korumayı imanınızın gereği olarak bilin. Bulunduğunuz ortamın doğal İslam davetçisi olarak yaşayın. Kalbinizin Allah ile bağlantısını güçlü tuttuğunuz sürece de işte siz, insanlık oldunuz ümmet oldunuz tek başınıza. İlgilenmeyin gerisi ile o zaman. Allah yardımcınız olsun, yolunuz mübarek olsun.
Tebliğ her zaman “söylemek” değildir, bazen doğru zamanı ve yolu aramaktır. Senin şöyle bir korkun var: “Ya söyleyemezsem, vebale girer miyim?” Hayır, mutlaka söylemek zorunda değilsin. Asıl sorumluluk; bildiğini kime, ne zaman, hangi dille ve nasıl anlatman gerektiğini araştırmak, planlamak ve niyetinde dürüst olmak. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Kim bir kötülüğü görürse eliyle düzeltsin. Gücü yetmezse diliyle. Ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, İman 78) Senin gücün ve şartların dilinle anlatmaya uygun değilse, kalbinle buğz etmen seni günaha sokmaz. Özgüven eksikliği “eksiklik” değildir. Çoğu zaman kibirden uzak bir mütevazılığın aşırılığa kaçmış hâlidir. Yani “Ben kimim ki bir şey diyeyim?” demen kötü değil. Ama eğer bu hal seni Allah için konuşmaktan, doğruyu savunmaktan, iyiliği emretmekten alıkoyuyorsa, orada tedavi gerekir. Sen sadece “söylenmesi gereken yerde susan” olma. Ama bağıran, kıran, yakan da olma. Tebliğ bir sevda işidir, bir emanet taşıma işidir. Sen de bu emanete talip olmuşsun, Allah seni bu yolda muhlis kullarından eylesin. Ya Rabbi! Bu kardeşimi, ilminden, edebinden, şefkatinden ve gayretinden ayırma. Onu güzel konuşan, güzel anlatan, güzel anlayan kullarından eyle. Kalbini geniş, sözünü tesirli, niyetini halis kıl. İnsanlara söz götüren değil, hidayete vesile olanlardan eyle. Âmin.
İman eden her insan, namazın karşısına hiçbir engeli çıkarmayacağına söz vermiş sayılır. Rabbimizin kuluna ilk hesabı namazdan olacaktır. Namazın hesabı verilmeden de diğer amellerimiz ne kadar iyi olursa olsun geçilmeyecektir. Namaza karşı gevşekliğin, -Allah korusun- dinden soğumaya bile götürebileceğini unutmamak gerekir. Kaldı ki yabancı bir ülkedesiniz ve bu sizin daha da hassas ve ciddi olmanızı gerektirir. Ortam ve çevre olarak namaz ehli olanların daha az bulunduğu hayatı yaşıyor olabilirsiniz. Ancak bu asla bir mazeret ve gereçle değildir. Çok acil olarak tevbe edip geçmişi de kaza etmeye karar verin. Namaz üzerinden tartışmaya bile yanaşamayız. Zaten her genç namazını kılar, ihmal etmez diye bakarız. Çünkü iman ettik, namazı da kılmaya söz verdik demektir. Bu hassasiyeti kazanabilmek için; 1.Namazlı arkadaş grubu: Böyle arkadaşlar size hatırlatıcı ve toparlayıcı olacaktır. Eğer böyle bir kişi etrafınızda yoksa bile Allah’tan bunun için yardım isteyin. 2.İlim Meclisi: Muhakkak iyilerle, namaz ehli insanlarla beraber olup haftalık hadisi şeriflerle ihya olmak iyi gelecektir. 3.Dillendirmemek: “Namazımı kılamıyorum, aksatıyorum” gibi sözleri kendinize bile itiraf etmeyin. Bunu zihninizde normalleştirmekten de Allah’a sığının. 4.Dua: Şeytanla girilen her mücadelede düştüğümüz yerden kalkmayı becermek zorundayız. Yılmadan, usanmadan bu mücadeleye devam edeceğiz. Allah-u Teâla’dan namazda ölene kadar devamlı olmak için bolca dua edin. Çünkü her ibadet ancak Rabbimizin dilemesiyle gerçekleşecektir. 5.Tevbe: Düştüğünüz bu hatadan dolayı mümkün olduğunca kendinize hatırlatmada bulunun ki bu durum sizi tevbeye sevk etsin. İhmalkârlık ve kazaya bırakmış olmak en büyük tevbeyi gerektiren önemli hususlardandır. Rabbim namazı dosdoğru kılanlardan eylesin bizleri.
Selamünaleyküm. 1- Himmet kelimesinin, mezardan bile etki edecek şekilde kullanılmasının ne kadar yerli yerinde olduğunu öğretecek bir bilgi sahibi değilim. Kur'an ve Sünnet üzerinden böyle bir bilgim yoktur. 2- Şirk değilse bile mümince değildir. 3- Yiyeceğimizin aslı araştırmayacaksak hiçbir şey araştırılmayacak demektir. Umumiyetle helal üzere bulunulan bir ortamda isek araştırmayız. Kimin ne yaptığı belli olmayan bir ortamda muhakkak araştırırız. Kişi seçer, ortam tutarız. 4- Kuran’ımızın özel bir Arapçası olduğunu söyleyebiliriz; günlük Arapça ile Kuran’ı anlamak mümkün değildir. Nitekim Kuran Arapçası ile de bugünkü Arap toplumunun dilini anlamak mümkün olmamaktadır. Allah Teâlâ muvaffak kılsın.
Bu kadar bir ayrıntıda evinizin bereket kaynağını huzursuz etmeyin. O okudukça size de rahmet iner biiznillah. O okurken aşırı bir laubalilik denecek iş yapmayın, çocuklar oynasın, siz ev işlerinizi yapın, sakıncası yoktur. Allah Teâlâ hepimizi Kur'an ehli olanlardan kılsın. Âmîn.
Selamünaleyküm. İki kuralı bir kenara yazalım: 1- Öyle Rahîm, öyle Ğafûr bir Rabbimiz var ki, O'nun rahmeti sayesinde hata denizlerinde boğulmadan yüzüp duruyoruz. 2- Şeriat'ımız hata ve unutmayı özür kabul etmektedir. Mü'min, hata ettiğinde Rabbi onu hatasından dolayı muahaza etmez. Yeter ki kulun hatası dalgınlıktan, bilememesi normal olan bir işten dolayı olmuş olsun. Ancak ilim erbabının idrak edebileceği meselelerden dolayı sıradan bir Müslüman, yanlış konuştu diye kınanamaz, ikaz edilir, doğrusu öğretilir. İtiraz etmez, doğruya yönelirse sorun biter. Allah'a iman, meleklerin varlığı gibi çok açık ve sıradan konularda ise ancak yıllarca dinden söz edilmemiş uzak kalmış diyarların insanları için bir özür olabilir. Haramlara karşı kullanrılan sözler için de bu temel ilkeler geçerlidir. Bir de dinimizle alakalı bir husus olarak, bu tür hataların ortaya çıkmasına karşı hepimizin tebliğ ve emribilmaruf ve nehyianilmünker gibi görevlerine dikkat etmesi gerektiğini de hatırlamakta yarar vardır.
bilmemek konusundaki diğer fetvalar
Cahilin cahilliği iki türlüdür. Temel iman ve ibadet meselelerinde cahil olmak bir özür değildir. Ancak hiç ezan duyulmayacak kadar uzak bir diyarda ve iletişim imkânlarının olmadığı bir yerde yaşayan için böyle bir durum özür olabilir. Müslümanların arasında ve öğrenme imkânı olanlar için cahillik temel konularda özür değildir. Cahilin özürlü olması, onun durumuna vakıf olan diğer Müslümanlar açısından bir sorumluluk oluşturur. Bizim dinimizde kural şudur: Bilenler bilmeyenlere tebliğ edecek ve din ayakta tutulacaktır. Bunun bir adı da emri bilmaruftur.
Selamünaleyküm. Mü'min, bilmediği şeyden ötürü mesul olmaz yeter ki öğrenince dönüş yapabilsin.
Evet, bilememek bir mazeret olabilir ama âlimler bilememenin/cahilliğin mazeret olabilmesi için şu şartları ileri sürmüşlerdir: Bilmiyordum iddiası Allah ve Peygamber aleyhisselam ile alakalı olmamalıdır. Allah’ı bilmediğini, peygamberi bilmediğini bir Müslüman söyleyemez. Müslümanların bulunmadığı bir yörede yetiştiği için haram nedir helal nedir bilmiyor olması gerekir. Kullandığı sözün veya yaptığı işin ne anlama geldiğini bilmiyor olması gerekir. Bilmemek özür olarak kabul edilebilmesi için insanlara bir zarar veren iş olmamalıdır. İnsanlara zarar veren bilmese de zararına katlanmak durumundadır. Bütün insanlığın kabul etmeyeceği kadar açık bilinen bir işi yapmış olmamalıdır.
SENİ BOŞADIM sözü dışındaki sizin sözleriniz gibi sözler mecazi manada kullanılabilen sözlerdir. O esnada eşinizi boşamış olmak için söyledi iseniz bunları eşiniz boşanmış olur. Tehdit ve korkutmak için söyledi iseniz boşanma olmaz.
Selamünaleyküm. Geçmişimizdeki hatalar, bir kul hakkı ihlali ise o hakkın sahibine ödenmesi gerekir. Bunun dışında daha doğrusunu öğrendikçe onu yaparak kulluğumuzu icra ederiz. Olması gereken de budur.
Temel esaslarda cehalet olmaz. Ancak, İslam adına bir şey duyması mümkün olmayan yerlerde yaşayanlar için böyle bir şey olabilir. Ayrıntılarda ise cehalet özür olabilir. Onda da öğrenme yollarının imkân dâhilinde olmadığını varsayarak bunu söyleyebiliriz.