Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm. Bilmeden yaptığımız yanlışların doğrusunu yani dinen uygun olanı öğrenince tövbe edip doğruyu uygulasak önceki yanlışlarımızın vebali var mıdır? Senelerdir dinimi bilmeden yaşamışım. Şimdi öğrendikçe yaptıklarımın vebali altında eziliyorum ama çok şükür Rabbimin rahmetinden umudumu kesmedim. Kendimi yeni müslüman olmuş biri gibi hissediyorum. Nasıl ki bir kafir müslüman olunca geçmişi siliniyorsa bilinçsiz bir müslüman bilinçli bir hale gelince de geçmişi temizlenir mi? Belki kolaya kaçmak gibi görünebilir ama geçmişimden kurtulmak için bir çıkış yolu arıyorum. Tövbe ettim ama üzerimde kalan kul hakları korkutuyor beni. Duanızı bekliyorum. ALLAH (cc) razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Eskileri unutabilen ve tekrarlamayan tevbe etmiş demektir. Tevbe eden de günahlarından kurtulur. Eskileri unutun, tekrar yapmayın. 'Helal ettim' demeniz yeterlidir.
Buluğ çağından sonraki bütün kul hakları sahipleri ile helalleşilerek kaldırılabilir. Allah'ın hakkı ile kul hakkı arasındaki en önemli fark budur. Sahiplerini bilemeyeceğiniz ya da insan olarak izah edemeyeceğiniz haklar içinse tevbe ve dua imkanı vardır. Allah'a emanet olunuz.
Selamünaleyküm. Mü'min, imtihan hâlindedir. Düşer kalkar, düşer kalkar ama düşüp kalmaz. Evet, kalktığı yerde bir daha düşmemesi gerekir ama yine de düşebilir; insandır. Tevbe etmesi mü'minin imanının aktif olduğunu gösterir. Tekrar günaha dönmesi ise insan olduğunun belgesidir. Bin kere yıkılsa bile bin bir kere kalkmalıdır. İmtihan böyledir. Bir hata etmiş olması da diğer güzelliklerinin iptali değildir. Bunu kesin olarak böyle bilmeliyiz.
Tevbenin en pratik sonuçlarından biri, geçmişi tamamen sıfırlayabilmektedir. Asla kimseye anlatmamak, hataları Allah ile kendi aranda gizli tutabilmek tevbenin gerçekçiliğini gösterir. Sil ve unut! Sil ve unut! Şeytan senin çöplüğünü karıştırıp, tekrar seni mikroplara bulaştırmak istiyor, dikkat et. Sil ve unut!
Selamünaleyküm. Bu bir savaştır. Siz Allah'ın rızasına yönelmek istedikçe şeytan sizi kendine çekmek istemektedir. Bunu böyle anlamalısınız. Ölünceye kadar da bu savaş devam edecek. Mağlup bitirmemek için çalışın. Yaptığınız bir hatadan sonra hemen iyilik yapın. İyiliğiniz hatanızı örtsün. Meselâ o gece Kur'an okuyup yatın.
Selamünaleyküm. O insan tevbe edip Rabbine dönmelidir. Hiçbir dakika geciktirmeden tevbe etmelidir, tevbesini de korumalıdır. Siz de artık onu yalnız bırakmama şeklinde bir kardeşlik göstermelisiniz. Asıl şimdi yanında olmalı ve onu kurtarmalısınız. Kardeşliğin gereği budur. Bir de her insanın hataya müsait olduğunu anlamış olun. Kardeşinize dualar edin. Kardeşinizden ibret alın, nefsinize ve şeytana dikkat edin.
bilmemek konusundaki diğer fetvalar
Temel esaslarda cehalet olmaz. Ancak, İslam adına bir şey duyması mümkün olmayan yerlerde yaşayanlar için böyle bir şey olabilir. Ayrıntılarda ise cehalet özür olabilir. Onda da öğrenme yollarının imkân dâhilinde olmadığını varsayarak bunu söyleyebiliriz.
Selamünaleyküm. Mü'min, bilmediği şeyden ötürü mesul olmaz yeter ki öğrenince dönüş yapabilsin.
Kulluğumuzun en temel ilkelerinden biri şudur: Allah Teâlâ bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yüklemez. Bilmek, yapmak ve benzeri her konuda bu kural geçerlidir. Bilmemek ve bilmemeyi benimsemek aynı şeyler değildir. Kul, bir şeyi bilemeyebilir ama bilme yollarını ihmal etmez. İmkânı kadar bilmek için de çırpınırsa onun bilmiyor olmasından kaynaklanan eksikliği sıkıntı oluşturmaz. Önemli olan bilmemeyi benimsemiş olmamaktır. Neyi öğreneceğimize gelince onda da kural şöyledir: Başta Allah'a iman olmak üzere dinin temel meseleleri öğrenilecek. Namaz kılmayı bilmemek mazeret olamaz. Meleklere iman etmenin gerekliliğini bilemiyor olamayız. Ama meleklerin isimlerini bilmemek olabilir. En temel konulardan başlayarak genişleyen bir halka şeklinde bilme ihtiyacımızı giderebiliriz. Bunu temel kural olarak alabilirsiniz. Bildiğimizi, bilmeyene öğretme mecburiyetimiz de böyledir. Biz söyleriz, gerisine karışmayız. Gücümüz yetiyorsa elle de müdahale ederiz. Gücümüz yetmiyorsa bundan da sorumlu olmayız. Allah yardımcımız olsun, işimizi kolay etsin. Bir haramı terk etme başarınızı da tebrik ederim. Rabbim sizi geri dönmekten muhafaza buyursun.
Cahilin cahilliği iki türlüdür. Temel iman ve ibadet meselelerinde cahil olmak bir özür değildir. Ancak hiç ezan duyulmayacak kadar uzak bir diyarda ve iletişim imkânlarının olmadığı bir yerde yaşayan için böyle bir durum özür olabilir. Müslümanların arasında ve öğrenme imkânı olanlar için cahillik temel konularda özür değildir. Cahilin özürlü olması, onun durumuna vakıf olan diğer Müslümanlar açısından bir sorumluluk oluşturur. Bizim dinimizde kural şudur: Bilenler bilmeyenlere tebliğ edecek ve din ayakta tutulacaktır. Bunun bir adı da emri bilmaruftur.
Evet, bilememek bir mazeret olabilir ama âlimler bilememenin/cahilliğin mazeret olabilmesi için şu şartları ileri sürmüşlerdir: Bilmiyordum iddiası Allah ve Peygamber aleyhisselam ile alakalı olmamalıdır. Allah’ı bilmediğini, peygamberi bilmediğini bir Müslüman söyleyemez. Müslümanların bulunmadığı bir yörede yetiştiği için haram nedir helal nedir bilmiyor olması gerekir. Kullandığı sözün veya yaptığı işin ne anlama geldiğini bilmiyor olması gerekir. Bilmemek özür olarak kabul edilebilmesi için insanlara bir zarar veren iş olmamalıdır. İnsanlara zarar veren bilmese de zararına katlanmak durumundadır. Bütün insanlığın kabul etmeyeceği kadar açık bilinen bir işi yapmış olmamalıdır.
SENİ BOŞADIM sözü dışındaki sizin sözleriniz gibi sözler mecazi manada kullanılabilen sözlerdir. O esnada eşinizi boşamış olmak için söyledi iseniz bunları eşiniz boşanmış olur. Tehdit ve korkutmak için söyledi iseniz boşanma olmaz.