Fetva Meclisi
Soru
Hocam “Bilmiyordum.” sözü insanı azaptan kurtarır mı ya da şöyle sorayım: Bir insanın bilmiyor olması din konularında ne kadar geçerli bir mazerettir?
Cevap
Benzer fetvalar
Kulluğumuzun en temel ilkelerinden biri şudur: Allah Teâlâ bize gücümüzün yetmeyeceği şeyi yüklemez. Bilmek, yapmak ve benzeri her konuda bu kural geçerlidir. Bilmemek ve bilmemeyi benimsemek aynı şeyler değildir. Kul, bir şeyi bilemeyebilir ama bilme yollarını ihmal etmez. İmkânı kadar bilmek için de çırpınırsa onun bilmiyor olmasından kaynaklanan eksikliği sıkıntı oluşturmaz. Önemli olan bilmemeyi benimsemiş olmamaktır. Neyi öğreneceğimize gelince onda da kural şöyledir: Başta Allah'a iman olmak üzere dinin temel meseleleri öğrenilecek. Namaz kılmayı bilmemek mazeret olamaz. Meleklere iman etmenin gerekliliğini bilemiyor olamayız. Ama meleklerin isimlerini bilmemek olabilir. En temel konulardan başlayarak genişleyen bir halka şeklinde bilme ihtiyacımızı giderebiliriz. Bunu temel kural olarak alabilirsiniz. Bildiğimizi, bilmeyene öğretme mecburiyetimiz de böyledir. Biz söyleriz, gerisine karışmayız. Gücümüz yetiyorsa elle de müdahale ederiz. Gücümüz yetmiyorsa bundan da sorumlu olmayız. Allah yardımcımız olsun, işimizi kolay etsin. Bir haramı terk etme başarınızı da tebrik ederim. Rabbim sizi geri dönmekten muhafaza buyursun.
Bilmeyerek günah işlenirse tevbe edilir. Bilmeyerek birisinin hakkına girilirse onun hakkı ödenir. Bilerek hata yapanla bilmeyerek hata yapan kimsenin durumu aynı değildir. Bilmeyerek hata yapan kimsenin bir kastı olmadığından dolayı telafisi daha kolaydır. Öyle ki gerçekleşen hatada payı olmadığından günahkâr olmaz. Yalnız o fiil kendisi tarafından gerçekleştiğinden zararı öder.
Zarar veya fitne çıkmayacaksa helallik istemek en sağlam yoldur. Fakat bu mümkün değilse Allah’a tövbe edip o kişiler adına dua ve sadaka ile hata telafi edilmeye çalışılmalıdır. Bir daha böyle bir hataya düşmemek için gıybet ortamlarından uzak durulmalı ve konuşmalara dikkat edilmelidir.
Selamünaleyküm. Kırk gün Müslümanlıktan çıkmak diye bir şey yoktur. Bilmeden işlenen bir günahtan sakınca olmaz. Bilmeye çalışmalıyız. Buna rağmen bilmediğimizi Allah mağfiret buyurur.
Dinin temel unsurlarını bilmemek özür sayılamaz. Mesela meleklerin varlığını bilmemek diye bir özür olamaz. Bu çizginin dışındaki bilgileri mesela meleklerin isimlerini bilmemek bir özür olabilir. Ve genel olarak şunu söyleyebiliriz: Bilmemek zamana, mekâna ve kişiye göre değişebilir bir durumdur ama temel kural yukarıda söylenendir.
Kulun başına gelen olumsuzlukları değerlendirirken “her olumsuzluk” diye sınırlandırılmış bir ifade yanlıştır. Evet, elimizin/dilimizin/gözümüzün yaptıkları, kalbimizin kaypaklıkları netice olarak Allah’tan musibet gelme nedeni olabilir. Bunu gösteren, işaret eden ayet ve hadis de vardır. Ama buna dayanarak her musibetin bir hata üzerine ceza olarak indiği söylenemez. Ve başa gelen musibetler sanki gerekli cezası da gelmiş ve iş bitmiş gibi bir anlayışa da sebep olamaz. Peygamberler başta olmak üzere küçük bebekler ve salih insan olarak bildiklerimizden büyük musibetler yaşayanlar vardır. Onları nereye koyacağız? Bu tür meselelerde tek bir seçenek üzerinde düşünmek gayba ait bilgileri zorlamak olabilir. “Biz hata etmiş ve sebep olmuş olmayalım da…” şeklinde özetlenebilecek bir idrakle bakılmalıdır meseleye. Rabbim musibetlerden muhafaza buyursun. Gaflette olmaktan da bizleri korusun. Âmîn.
bilmemek konusundaki diğer fetvalar
SENİ BOŞADIM sözü dışındaki sizin sözleriniz gibi sözler mecazi manada kullanılabilen sözlerdir. O esnada eşinizi boşamış olmak için söyledi iseniz bunları eşiniz boşanmış olur. Tehdit ve korkutmak için söyledi iseniz boşanma olmaz.
Cahilin cahilliği iki türlüdür. Temel iman ve ibadet meselelerinde cahil olmak bir özür değildir. Ancak hiç ezan duyulmayacak kadar uzak bir diyarda ve iletişim imkânlarının olmadığı bir yerde yaşayan için böyle bir durum özür olabilir. Müslümanların arasında ve öğrenme imkânı olanlar için cahillik temel konularda özür değildir. Cahilin özürlü olması, onun durumuna vakıf olan diğer Müslümanlar açısından bir sorumluluk oluşturur. Bizim dinimizde kural şudur: Bilenler bilmeyenlere tebliğ edecek ve din ayakta tutulacaktır. Bunun bir adı da emri bilmaruftur.
Selamünaleyküm. Mü'min, bilmediği şeyden ötürü mesul olmaz yeter ki öğrenince dönüş yapabilsin.
Selamünaleyküm. Geçmişimizdeki hatalar, bir kul hakkı ihlali ise o hakkın sahibine ödenmesi gerekir. Bunun dışında daha doğrusunu öğrendikçe onu yaparak kulluğumuzu icra ederiz. Olması gereken de budur.
Temel esaslarda cehalet olmaz. Ancak, İslam adına bir şey duyması mümkün olmayan yerlerde yaşayanlar için böyle bir şey olabilir. Ayrıntılarda ise cehalet özür olabilir. Onda da öğrenme yollarının imkân dâhilinde olmadığını varsayarak bunu söyleyebiliriz.