Fetva Meclisi
Soru
Dinlerarası diyalogtan ne anlamalıyız, bu ifadenin içini nasıl doldurmalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Buhari'nin Cenaiz bölümü 79. kısımda rivayet edilen bir hadiste 'İslam üstündür, üstüne kabul etmez.' denmektedir. Genel mantık olarak, İslam'ı diğerleriyle eşit şartlarda gören bir anlayışı şiddetle reddederiz. İslam, kendisinden doğrunun öğrenileceği kaynaktır. İslam'ın hiçbir yerden alabileceği bir şeyi yoktur. Eğer diyalog kelimesi, Müslüman olmayanlarla irtibat kurma, onlara tebliğ yapma anlamında kullanılıyorsa bir sakıncası olmaz. Hayır, 'kimde ne güzellik varsa alalım' şeklinde özetlenebilecek bir uygulamanın parçası ise bir kelimelik beraberliğimiz olamaz. Biz İslam'ı görücüye çıkaramayız.
Tam bir fitne zamanında yaşıyoruz. İmanın fitneye kapılma ihtimali yüksek olan bir zamandır bu zaman. Buna göre de bir mü'min olarak ilk ve öncelikli vazifemiz, imanımızı korumak olmaktır. Başkaları ile ilgilenirken biz eriyor olabiliriz. İmanımızı, salih amellerimizi, mü'min çevremizi, cihat heyecanımızı, ahiret endişemizi eskitmeden korumakla başlayan bir görevimiz vardır. Bu bölümü teminat altına almalıyız. İkinci olarak da şunu bileceğiz: Biz kuluz. İnsanlar da bizim gibi kuldurlar. Kalplerimiz Allah Teâlâ'nın elindedir. Hidayet etmek onun işidir. Biz ses çıkarırız, yol alırız; neticeyi Allah Teâlâ verir. Sanki her sözümüz bir kişiyi hidayete erdirecek gibi bir beklenti içinde olamayız. Görevimizi iyi belirleyelim. Bizim görevimiz hidayete erdirmek değil hidayete davet etmektir. Bunu becerebilirsek gerisini Allah Teâlâ kolaylaştırır. Üçüncü olarak da şunu bileceğiz: İnsanlar sözlerden çok örneklerden etkilenirler. Biz iman iddiası olan mü'minler olarak iyi mü'min olma gayretinde olacağız. 'Bütün dünya fesada boğulsa ben tek başıma son iyi mü'min örneği olarak kalacağım' şuuru bize hakim olmalıdır. Başarı burada gizlidir. Anlatan, anlattığını kendi üzerinde örneklendiremeyen mü'min başarılı olamaz. Resmi görevli, memur mantıklı hocalık başarısızlık bir numaralı örneğidir. Bir başka temel husus da şudur: İnsanların kul olmaları ile alakalı derdi olanlar insanlarla mal ilişkisine girmeyecekler. Mal alıp verme ile sürdürülen ilişkilerin üzerine imani etki geliştirmek zordur. Ve özellikle Allah Teâlâ'nın bizi başarılı kılması için samimi dualar yapmaya mecburuz. Duamız kadarız biz, duamız! Rabbim muvaffak kılsın.
Selamünaleyküm. Diyanet'in böyle bir izni olduğunu bilmiyorum. Kesen Müslüman olursa yiyebiliriz ama satıcının Müslüman olması işi değiştirmiyor. Dini yaşamak böyle bir şeydir. Allah Teâlâ imtihan eder kulunu; kim ne kadar dayanacak, görmek ister. Midelerine giren rızkın ne olduğunu merak etmeyen bir nesil nasıl iyi bir mümin nesil olabilir? Direnin ve ayakta kalın. Bin yıl yaşayın ama midenize Allah'ın helallerinden başkasını koymayın. Bir gün ebedî yurdumuza cennetlere geçince kim ne yiyecek göreceğiz, kim aşırı kim normal belli olacak! Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm. Kendinizi kurtarın ve ateşten uzak durun. Kimse dinimize bir kelime ilave etmemiştir. Kendinizi ve ailenizi kurtarın. Uzak durun, uzak kalın onlardan.
Size haksızsınız diyemem, doğruyu söylüyorsunuz. Yalnız ne ben ne siz, dili ve kalemi bağlı durumdayız. Kimsenin nasihat dinlemeye mecali yoktur, bir afetin içinde yuvarlanıp gidiyoruz. Dilerim Rabbimden bu şiddet sarmalı çabuk geçer de toparlanırız. Bu dönemde bizim gibi dertli kullara düşen planın şöyle olabileceğini zannediyorum. Bir ön taslak, yapılabileceklere örnek olarak şunları teklif edebilirim: 1- Nefsimiz, ailemiz ve yayılabildiğimiz kadar çevremiz üzerinde imanımızı ve iffetimizi koruma mücadelesi yapalım. Önce kendimizi koruyalım. Her birimiz, “ben olmazsam gider bu din” demelidir. Ben ve sen, son kaleyiz. Böyle bilmeli ve inanmalıyız. 2- İhtilaflı konulara yanaşmamızda hayır yoktur. Cedelleşmek yeni tartışma alanlarını getiriyor. Birbirimizi bilhassa iman meselelerinde itham etmemeliyiz. Akidemizi korumalı, çocuklarımıza ve sorumlusu olduklarımıza öğretmeli, pratiğini yaşamaya gayret etmeliyiz. Sloganımız şu olmalı: MÜMİN MÜMİNLE TARTIŞARAK İBADET YAPAMAZ! İbadet olmayan iş de mümin işi değildir. 3- Bu dönemlerde namaz ve Kur'an tilaveti başta olmak üzere ibadetler ciddi bir koruyucudur. İbadetlerden doğabilecek boşluklarımızı şeytan fitne ile dolduracaktır. İbadet ağırlıklı yaşamalıyız. 4- Kursağımızdan geçer rızkın helalliği çok önemlidir. Haram yiyenin işi asan olmaz. Maişetimizi ve elimizdeki malların helalliğini birinci derecen bir konu olarak görmeliyiz. 5- Hiçbir grubu, kurumu, kişiyi dinimizden değerli konuma getiremeyiz. Getirilmesini de dinden taviz olarak görürüz. Böyle bir sonuç alenen ilan edilerek yapılsın veya netice oraya götürsün sonuç değişmez. İslam tektir, en yücedir. İslam'ın üstünde bir değer yoktur.
Hayır, asla! Yananla yanmak gerekmiyor. Gündemimizi kendi ekseninde tutmaya çalışana alet olmamız gerekmiyor. Seviyemizi kendi seviyesizliklerine düşürmeye çalışanlara muhatap olmamız gerekmiyor. Biz bir ümmetiz, içimizde her çeşit insan bulunabilir, bulunacaktır da. Dışımızdan da darbe olabilir, içimizden de. İmtihan için bulunduğumuz bu hayatta, nereden geldiğine bakmadan imtihanın gereği olan sebat ve direnci göstermek imanımızın gereğidir. Gündemimiz Kur'an ve Peygamber aleyhisselamdır. Ebedi olarak da böyle kalacaktır. Bu izledikleriniz Allah Teâlâ’nın karşımıza çıkardığı sınama araçlarıdır. Değerlerimize ne kadar bağlı olduğumuzu ve ne kadar esen yele göre sallanan yaprak olacağımızı görmek ister Allah Teâlâ. Sabredip kazanacağız, sebat edenlerden olmaktan başka çaremiz olmadığını bileceğiz. Allah’a emanet ederim sizi.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Vücuda dövme yaptırmak caiz değildir. Daha doğrusu, insanın vücuduna kalıcı bir değişiklik getirmesi caiz değildir. Dövme yaptıranın onu kaldırması mümkün olmadığına göre tevbe ve istiğfarla mağfiretini talep edecek. Abdestine ve namazına da devam edecek elbette.
Haccın farz olması, bir iki yıl ertelenmesine mani değildir. Yeter ki bu erteleme ihmal ve gereksiz görme gibi bir nedene dayanmasın. Allah'a emanet olunuz.
Zekâtı vekaleten alan bir Müslüman'ın vekil edenin şartına riayet etmesi gerekiyor. Bu birinci mesele. Çünkü talebeye verilmesi şartıyla alınan bir zekâtın talebeye harcanması aynı sonucu oluşturmayabilir. Zekât alırken genel cümlelerle almakta yarar vardır. İkinci mesele de şudur: Fukaha zekâtın şahsi bir harcama olması yönünde görüşbirliği içindedir. Bu nedenle fakire yemek olarak yedirilmesini zekâttan saymamaktadırlar. Ama o yemeğin ham maddesini mesela fasülyesini vermeyi zekâttan sayıyorlar. Çünkü birinde fakirin eline bir şey vermek var diğerinde ise sadece karnını doyurmak vardır. Bu yüzden, camiye, okula zekât verilemez deniyor. Allah yardımcımız olsun.
En doğrusu ve en kurtarıcısı, namazın borcundan kurtulmaktır. Üç kerahet vakti dışında nerede ve ne zaman olursa olsun, bir vakit, bir günlük gibi ayrıntılara girmeden kaza etmek ve kurtulmak gerekir. İlla bir günlük diye bir engelimiz yoktur. Fırsat buldukça ardı ardına bir günlük, bir haftalık da kılabileceği gibi bir vakit de kılabilir. Önemli olan şudur: İnsan kaç vakit sabah namazı, kaç vakit öğlen namazı borcu olduğunu hesaplayıp o borçlardan sayı olarak kurtulmaya çalışmalıdır. Tabii, sünnet namazların kaza edilmediğini biliyoruz.
Kıyafette yasak bir renk, renk olarak yoktur. Ancak, başka milletlere ait sembolleri yansıtan renkler ve şekiller sakıncalıdır. Hadisi şeriflerdeki renklerle ilgili uyarıların başka nedenleri vardır; hadislerin şerhlerini muhakkak okumalısınız. Allah yardımcımız olsun.
Bu ümmetten hata ve unutma ile oluşan suçlar kaldırılmıştır. Bilmiyor olmak da bir orana kadar özürdür. Mümin, bilmediği bir şeyi öğrendiğinde üç şeyden birini yapması gerekir: Birincisi: Yapmadığı güzel bir işi yapması gerektiğini öğrendiğinde onu yapmaya başlar. Mesela namazı kılmayı bilmiyordu ise öğrenir öğrenmez kılmaya başlar. Farz olan namazların da kılmadıklarından kazalarını yapar. Böylece zararın en kısa yolundan dönmüş olur. İkincisi: Yanlış bir işi yaptığını öğrenirse hemen o işi terk eder. Sonra da samimi bir şekilde Allah'a tevbe eder. Bir daha da ona dönmeyince o işle ilgisi kesilmiş olur; kurtulur. Üçüncüsü: Kul hakkına giren bir hatayı yapıyordu ise, doğruyu öğrenir öğrenmez hak sahibi ile helalleşir. Böylece o hatadan da kurtulmuş olur. Allah Teala, kulları için dönüş kapılarını sürekli açık tutmaktadır. Mesele bizim samimi olup olmamamızda kilitlenmektedir. Allah'a emanet olunuz.