İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, fedakârlık iyi bir şeydir ama bunun bir ölçüsü yok mudur? Kendini aç bırakıp başkasını doyurmak mı gerekiyor? Sadece yiyecek olarak demiyorum hayatın her alanında fedakârlığın bir sınırı olması gerekmiyor mu?

Cevap

Dinimizde ÎSAR kelimesi ile anlatılan fedakârlık/diğerkâmlık önemli bir ahlâk ilkesidir. Müslüman’ın îsar sahibi (menfaatini başka insanlar lehine kullanabilen, başkasını kendisine tercih eden) kimse olması Allah’ın rızasını celbeden işlerdendir. Elbette bu da hayata ait bütün işlerimizde olduğu gibi belli bir kurallar dizisi ile sınırlandırılmıştır. Bu kuralları şu şekilde özetleyebiliriz: Allah rızası için yapılan ibadet mantıklı işlerde îsar yani başkasını tercih etmek mekruhtur. Bu da şu anlama gelir: Mesela namazda birinci safa geçmek Allah’ın rızasını celp eden bir ibadettir. Başkasını “sen buyur” diye oraya geçirmek mekruh olur. Zira îsar/başkasını tercih etmek dünyevi menfaatler için tavsiye edilmiş bir iştir. Kişinin karsındakinin lehine olacak bir tercihte bulunması bir teberrudur. Her teberru gibi bu da bir sadakadır. Mü'mince bir davranıştır. Îsar/menfaatini başkasının lehine feda etme bir teberru olduğuna göre ancak gönül rızası ile yapılır, karşıdakinin de kabul etmesi ile gerçekleşir. Daha da önemlisi bu bir sadaka yani ibadet içerikli iş olduğuna göre niyet ile yapıldığında değerli olur. Niyet etmeden yapılan bir iş olduğunda bundan sevap oluşmaz. Niyet gerektiren bir iş olunca da riya ve gösterişten uzak tutulması gerekir. Böyle bir tercih/fedakârlık yapan biri daha sonra verdiğinde/yaptığında gözü kalıyorsa bunun da ibadet değeri yoktur ve bunu yapması müstehap olmaz. Başkasının lehine fedakârlık yapmak beraberinde bir sakınca getirmemelidir. Hatta ortaya çıkan sakıncaya göre diğerkâmlık mekruh veya haram bile olabilir. Mesela aracını genç ve tecrübesiz birine verip kendisi toplu taşıma ile evine giden birisi normalde îsar denen fiili işlemiştir ama bu îsar aracını verdiği kimselerin kaza yapmasına sebep olacak nitelikte ise yapılan iş mekruh veya haram iş olur. Bu nedenle yapılan iş iyi niyetli bir iş de olsa maslahatı gözetmek gerekir. Kendisini, ailesinden birini tehlikeye atarak başkalarına iyilik yapmak da yoktur. Bu konuda esasen Müslüman/Müslüman olmayan ayrımı da yoktur. Zillete sebep olmamak kaydı ile Müslüman, Müslüman olmayana da diğerkâmlık yapabilir. Şeriatımızın bir emrini veya yasağını ezerek diğerkâmlık/fedakârlık/îsar yapılamaz. Îsar/diğerkâmlık/fedakârlık bir ibadettir. Her ibadet gibi ücrete ve menfaate karşılık yapılınca ibadet değeri olmaz. Îsar, malla, bedenle, sözle ve menfaat getiren her şey ile yapılır. İnsan, kendisine ait bir menfaatte fedakârlık yapar, başkasının menfaatinden fedakârlık olmaz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Değerli kardeşim, bu belirttiğiniz özelliğe ÎSAR denir. Îsar, insanın başkasını kendisine tercih etmesidir, ben yemeyeyim o yesin gibi düşünmektir. Bu da Allah’ın en çok razı olduğu amellerden biridir. Allah onlardan razı olsun ashabın ensarı bu işi, Kur'an’ımızın beğenisi ile en üstün derecede yaptılar. Bu bir mü'min karakteridir. Yalnız şu bilinmelidir: Îsar/mü'min kardeşini kendine tercih etme işi ibadetlerde olmaz. Bu, dünyevi ihtiyaçlar, lezzetlerde olur. Şöyle örneklendirebiliriz: Mü'min bir insan, tek kişinin yiyebileceği kadar az olan bir yemeği “kardeşim doysun” diyerek diğer mü'min kardeşine verirse bu bir îsar/başkasını kendine tercih etme işidir, Allah’ın en çok razı olduğu nafile amellerden biridir. Aynı kişi mesela camide ön safta daha çok sevap kazanılıyor diye mü'min kardeşine oturduğu ön saftaki yeri vermesi böyle bir fazilet değildir. Ön safta sevap kazanmak bir manada kulun Allah ile olan ibadet bağlantısıdır. O bağlantıya bir başkası tercih edilemez. Zira bu durumda verirken kişi, kendisinden bir şey vermiş olmuyor, verdiği Allah’ın kulu üzerindeki ibadet hakkıdır. Allah’ın hakkından vererek fazilet işlenmiş olmaz. Bu çizgide diyebiliriz ki, ibadetlerde “kardeşim yapsın” mantığı olmaz. Aksine ibadetlerde yarış ve öne geçme vardır. Bunun en güzel örneği Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin camide ön safta namaz kılma hâlini izah eden hadisidir. “Ön saftaki kazancı bilse idiniz orada namaz kılabilmek için kura çekmek zorunda kalırdınız…”

Biz mü'min kardeşimize iyilik yapmak konusunda Ashab-ı Kiram’ı örnek alıyoruz. O
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Güzel bir iş yaptıktan sonra insanların takdirinden memnun olmak, doğaldır. Her insan teşekkür, takdir duymaktan hoşlanır. Yapılan işi insanlar beğensin, takdir etsin diye yapmak sıkıntılıdır. Riya dediğimiz kavram da budur. Yaptığınız işi insanların beğenisi için yapmadıkça sıkıntı yoktur. Takdir ve övgü, kalbi kaydırıp insanların beğenisini merkez edinmek, ihlası azaltmak bakımından herkes için bir tehlike oluşturur. Ama takdirle beraber Allah için yapma gayreti artıyorsa bu güzel bir durum olarak kabul edilmiştir. Kendimizi test edebileceğimiz bir ölçü olarak şunu söyleyebiliriz: Allah'ın rızası için yapma niyetimiz, maddi manevi bir beklentisiz oluşumuz insanların takdiri ile değişmiyor, takdir edilsek de edilmesek de aynı heyecanla devam edebiliyorsak bir sıkıntı yok demektir. Riya, her insanın mücadele etmesi gereken bir duygudur. Bu duygu ile mücadele edeyim derken bir vesveseye dönüşmesi ise şeytanın tuzaklarından biridir. Hedefimiz ihlas için mücadele olmalı, niyetlerimizi muhasebe etmeyi es geçmemeli ama bunu da bir takıntıya dönüştürmeden, salih ameli terk edecek boyuta düşmeden yapmalıyız. İnsanız her işimizde niyetimize riyanın hiç bulaşmaması her zaman mümkün olmayabilir. Bunun için istiğfar eder, dua eder, gayret ederiz. Buna takılıp kalmadan salih amellerimizi arttırmak üzerimize düşendir. Siz gayret edin, Allah'tan yardım istemeyi bırakmayın. Yaptığınız salih amellere devam edin. Allah kendi yolunda çabalayan kullarını zayi etmeyecektir. Rabbim hepimizin niyetlerini ihlastan ayırmasın. Kalbimizi kaydırmasın. Allah'a emanet olun.

Hocam, ben her işimde insanların onayına ve takdirine çok fazla ihtiyaç duyuyoru
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Yaptığınız iyilikleri Rabbim güzel bir amel olarak kabul etsin diye dua ederiz. Bir mü’min olarak hem vicdanen hem de akrabalık bağını düşünerek ne de güzel amel yapmışsınız, tebrik ederiz. Öncelikle bir kardeşiniz olarak size şu hakikati hatırlatmak isteriz: Yaptığınız amel karşısında hiç arkanıza bakmayın, şeytan bu amelin sevabını düşürmeye çalışacaktır, bundan yıllar geçse de şeytan bu amelinizden asla vazgeçmeyecektir; bunu unutmayın sakın. İyilik yapmak büyük bir nimettir. Bunu yaparken de insanın önce kendisine zarar vermemesi esas alınmalıdır. Fedakârlık yapmak güzel ama bu fedakârlık zararı dokunacak bir plan erteleme de olmamalı; buna dikkat etmek gerekir. Her şeyini birbiriyle paylaşabilen bir kardeşlik örneği olan Ensar ve Muhacir kardeşliği bizim iyilikte çıtamızdır âdeta. Bu gerçek ile beraber en temel ilkelerimizden birinin de zarar vermemek ve zarar görememek olduğunu da unutmamamız gerekir. İyilik karşısında bize zararı dokunanlara gelince; - İlk başta iyiliği görmediği gibi nankör konumuna düşer ki bu da bir nasipsizliktir. İnsanlar olarak birbirimizin vesilesiyiz, iyilik karşısında asıl olması gereken Allah’ın nimetini hatırlamaktır. - İyilik yapana karşı bir kul hakkı işlemiştir. Tövbe ederse ve bu tövbenin gereğini yaparsa (helallik alma da olmalı) ne mutlu ona, o zaman tertemiz olur bu günahından. - Eğer tövbe etmez ve helallik almazsa hem dünyada hem ahirette mutlaka ama mutlaka karşılığını görecektir. Rabbimizin huzuruna zulmeden (zalim) olarak çıkacaktır. Kim bilir bu günahı karşısında zulmettiği kişiyle ahirette nasıl bir hesap olacak… Bu durum karşısında zulme uğrayanın iki hakkı vardır: 1. Hakkını helal eder, karşılığını Allah’tan ister; kim bilir Rabbimiz nice nimetler verir ona ahirette. Bir sahabe vardı, sadaka verilmesi söylendiğinde verecek bir şey bulamadığı için hakkına giren bir kişiyi affediyordu, “onurunu sadaka olarak veren kişi” olarak Efendimiz aleyhisselam tarafından makbul bir sadaka olduğu haber veriliyordu. İşini Allah’a salan yüzde yüz kazançtadır biiznillah. Bir husus da unutulmamalıdır ki hak helal edilirken o kişiye karşı Müslüman, kendisini sürekli kullandıran konumuna düşmemelidir. Müslüman tedbirli, basiretli davranmalıdır. Kendisini kullandırmak ile işini Allaha salmak arasında çok ince bir çizgi bulunmaktadır. 2. Hakkını helal etmez, işi ahirete kalır. Her iki durumda da Allah muhakkak hakkını verecektir. Herkes elde edemediği haklarını muhakkak elde edecektir. Rabbimiz asla ne eziyete razı olur ne de eziyet edileni yalnız bırakır. Dünyada nice zulüm yapılırken yoksa nasıl dayanır ki insan! Yeter ki sabredebilelim. Bir de akrabalık bağını korumak uğrana yapılan güzel bir ameli de unutmamak gerekir. Son olarak şunu ifade etmemiz gerekir ki her olay karşısında artısını eksisini tartarak hareket etmemiz gerekmektedir. Rabbim yardımcımız olsun ve kazananlardan eylesin.

Hocam hem vicdani hem de akrabalık görevim gereği, duygusal olarak zor zamanlar
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Mü’min olarak dünya hayatımızı cenneti kazanmak için yaşıyoruz. Rabbimiz de bizi dünyada güzel işler yapmak için, imtihan olmamız için yaratmıştır. Cenneti istememizi, isterken de Firdevs cennetini istememizi vurgulamıştır. Bir yarış yerindeyiz âdeta, kulluk yarışı. Farzları yapar, haramlardan kaçınırız ve nafileler ile yarıştaki yerimizi belirleriz. Böyle bir kulluk sınav yerindeyken hatalarımız karşısında Rabbimize sığınır tövbe ederiz ama kul hakkı olunca orada da helallik devreye girer, girmeli. Tövbe ederiz hatamızdan dolayı ama maddi veya manevi birisine zarar verildiyse tövbenin yanında helallik alırız ki ahirete kalmasın. Bu helallik durumu ahirete kalmamalı. Ahirette herkes kendi derdine düşecek, bir “subhanallah” daha fazla söyleseydim diye derdimiz olacak amellerimiz için. Zerre kadar yaptığımız iyilik veya kötülük hesabı yapılacakken kul hakkını ahirete bırakmak tehlikeli olacaktır. Kul hakkına girilen kişi ahirette bizi affeder mi bilemeyiz. Bildiğimiz şey; hakkına girilen kişi ile helallik ahirette önce yaptığımız sevaplarımızı ona vermek, eğer yeterli gelmezse onun günahlarını yüklenmek olarak olacak maazallah. Bu sebeple dünyada ne yaparsak yapalım helallik alarak bu dünyadan ayrılalım. Helallik alamadan karşı taraf öldüyse maddi ise hak; mümkün ise ailesine bu maddiyatı teslim etmeli, onun adına sadakalar vermeli. Manevi bir hak ise onun adına dua etmek, istiğfar etmek, sadakalar vermek de yapılabilir. Rabbim o çetin gücün azabından bizi korusun, kul hakkı olmadan Rabbimizin huzuruna gitmek için mücadele edelim. Rabbim yardımcımız olsun.

Hocam, dünya hayatında gıybetini ettiğimiz veya bir şekilde manevi hakkını aldığ
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İstihare; bir kimsenin yapmak istediği bir şeyin kendisi için hayırlı olup olmayacağı konusunda bir işarete kavuşmak maksadıyla iki rekât namaz kılarak Allah’a dua etmesidir. Efendimiz aleyhisselam işlerinde istihareyi ashabına da çokça tavsiye etmiştir. Mümkünse böyle bir ibadet zihnin daha temiz olduğu yatmadan önceki vakitlerde olması daha çok tavsiye edilmektedir. İstihâre namazının kılınışı ise şöyledir: Birinci rekâtında Fâtiha’dan sonra Kâfirûn sûresi; ikinci rekâtında Fâtiha’dan sonra İhlas sûresi okunur. Namazdan sonra hadisi şerifte belirtilen “istihâre duası” yapılır. Yahut “Allah'ım ben filan işi yapmak istiyorum. Bu benim için hayırlı ise kalbime onu yerleştir. Değilse beni ondan uzak tut.” Şeklinde de dua edebilirsiniz. Bundan sonra yapılacak şey iki üç gün beklemektir. Aradan geçen üç günden sonra, o yapmayı istediği iş, kişinin kalbinde daha sempatik hale gelmiş ise istiharenin sonucu olumludur. Aksi olmuşsa yani, o işten soğumuş ise sonuç olumsuz demektir. Hiçbir sonuca ulaşamamış ise aynı şekilde istihare iki üç kere daha tekrarlanabilir. Mü’minin işinin sonrası için hayırlı olması ve kendisini hayra yöneltmesi adına Allah’tan yardım isteyebilir. İstihare, rüya görmek için yatmak değil Allah’tan hep hayırlı olanı isteme bilincine ulaşmaktır. Sonucunda rüya görmek diye bir husus yoktur, mü’minin kalbini hayra yönelmesi için dua etmesi vardır. Rüya gerekli değildir. Eğer gördüğü bir rüya, kalbinin ona ısınmasına veya soğumasına neden olmuşsa o rüya o zaman istiharenin sonucu olmuş demektir. Kısaca istihareyi bu şekilde özetleyebiliriz. Ancak tekrar belirtmek gerekir: Buradaki şart kişinin belli renkler veya cisimler içeren rüya görmesi istihare şartı değildir. Mü’min için bir sünneti ihya etmesi açısından güzel bir ibadettir. Elbette önemli bir husus var ki; istihare ile istişare etmek sünnete uygun olandır. Mü’min iki işe de muhtaçtır. Elinden gelen bütün çabaları gösterdikten sonra Rabbine manevi olarak danışması güzel olan bir husustur. Bu hususta bilinçli ve dengeli hareket etmek gerekir. Sizin için Rabbim bu hususta hayırlı ve güzel olanı göstersin ve kalbinizi iyiye meylettirsin.

Hocam, ben bir beyefendiyle evlilik niyetiyle görüştüm. Üç kez bir araya geldik
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Mü'min, her çiçeği izleyen arı gibi olmalıdır. Kovanını unutmadığı sürece çiçekten çiçeğe dolaşmasında da sakınca yoktur. Bulunduğu çiçeğin üzerinde yapışıp kalan arı ise bal yapamaz. Kendinizi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden başka kimsenin bağımlısı görmemelisiniz. Kimseyi de hor görmemelisiniz. Hepimiz kuluz, kulluk yapmaya çalışıyoruz. Birbirimizin farklılıklarına tahammül etmeye de mecburuz. Sözünü ettiğiniz yerden size fayda olarak ne gelecekse onu alın. Biiznillah zarar da gelmez. Ortalama bir yol tutturmalısınız. Sabırlı ve sebatlı gidilen her yol neticede hayra ulaşır. Allah yardımcınız olsun.

Selamünaleyküm hocam. Yurt dışında yaşadığım için burada ilim alabileceğim ve is

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.