Fetva Meclisi
Soru
‘Ümmetimden herkes affedilir ancak günahını anlatanlar hariç.’ Ben annemden yardım isterken günahımı anlattım. Bu hadise göre benim günahlarım affedilmeyecek mi? Ne yapmam gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, işlenmiş günahların teşhiri caiz değildir. Bundan zevk alarak anlatan da büyük bir günah işlemiş olur. İnşaallah bu ayrıntıyı bilmeden ve sonrasında da tevbe ettiğiniz anlatmadan dolayı vebal oluşmamıştır. Bunu kendiniz için iyi bir öğüde çeviriniz ve bundan sonrasında daha dikkatli olunuz. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Önceki hataları şimdi anlatmanın zararı olacaksa onları anlatmamayı tercih etmeliyiz. Başkalarının üzerimizdeki maddi haklarını bir yolunu bulup onlara verdikten sonra tevbe ve istiğfarla açığı kapatmamız gerekir.
Müslüman hatırladığı günahlara özel olarak pişmanlığını ifade ederek tevbe etmelidir. Hatırlamadıklarına da "bütün günahlarımı" veya "unuttuğum ve tevbe etmediğim günahlarımı/kusurlarımı affet" şeklinde tevbesini dile getirmelidir.
Günah işlemek bir günahtır. Günahı teşhir etmek de bir günahtır. Günahtan tevbe ederek kurtulunduğuna göre günahı teşhir günahından da tevbe ile kurtulmak mümkündür. Bunun tevbesinin şartı da onu bir daha tekrarlamamaktır.
Müslüman günah işlediği zaman tevbe eder. Sebep olduklarına da tevbe edip onların da tevbe etmesini tavsiye eder. Tevbesinde de samimi olduktan sonra biiznillah bir vebal olmaz.
Biz şöyle iman ediyoruz: Hata eden günahkârdır. Günahkâr ise bu dünyada yüzü karadır, ahirette yeri ateştir. Samimi bir tevbe eden ve tevbesini koruyan ise günah işlememiş gibidir. Günah işlememiş gibi! Tevbenin bu denli temizleyici gücüne iman etmemek ise ikinci bir günahtır. Zira bize günahlardan kaçının diyen aynı zamanda tevbeyi kabul etme vaadinde bulunmuştur. Tevbe eden ve tevbesine sadık kalan günah işlememiş gibidir. Eski günahları anlatıp yaymak ise bir başka günahtır; ne anlat, ne sor! Unut onları! Ve Allah’a güven.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Ne olursa olsun, nasıl olursa olsun namazı bırakma. Eğri de olsa doğru da olsa onu kıl. Bu geçici bir durumdur. Sonra düzelir. Şeytan seni umutsuz bırakarak namazdan soğutuyor. Hemen namaza dön. Şaşırsan da şaşırmasan da dön..
Geçmiş olsun. Başına gelen günahlarına kefaret olsun. Onun için namaz ancak, aklı başından gidince düşer. Abdesti ve temizliği önemli değil. Ne kadar temizlenebiliyorsa temizliği o kadar olacak. Abdesti de ne kadar alabiliyorsa, gerekiyorsa teyemmüm eder. Namazı da oturarak, yatarak nasıl kılabiliyorsa öyle kılacak. Sadece farzları kılarak devam etsin şimdilik. Aman dikkat edin, şeytan onu son anında yakalamaya çalışıyor..
Size şöyle ortalama bir hesap tarif edelim: Elinizde seksen bir gram altın alabilecek para ne zamandan itibaren vardı? Mesela geçen yılın Ramazan ayının birinde ya da bu kurban bayramı arefesinde.. İşte o günü senin mali miladın yap. Her sene o gün bak elinde birikmiş paran seksin bir gram altın değerinden fazla ise sen zekât vereceksin. O altın mesela on bin lira ediyor. Senin elinde de yirmi bin lira var. Yirmi bin liranın yüzde iki buçuğunu zekât vereceksin. Rakam on binin altına düştü ise o sene vermezsin. Dükkânları çalıştırman veya kiraya vermen fark etmez. Sen dükkânların değil elindeki paranın zekâtını veriyorsun.
Faizsiz bankalardan biri ile işinizi görebilirsiniz.
Sen tevbe etmeye, tevbeni korumaya, aynı hatalara tekrar düşmemeye bak. Önce buna bak!
Anne ve babalarımızın önünde bizim elimiz ve kolumuz, hatta gözümüz, kulağımız bağlıdır. Onlara muhakkak itaat edecek, her ikisinin gönüllerini almaya çalışacağız. Bilhassa yaşlanıp, aciz hale geldiklerinde bu yükümlülüğümüz yoğunlaşmaktadır. Allah’ın kesin emirlerinden biri budur. Arkadaş, eş, iş gibi nedenlerle onları üzemeyiz. Allah korusun, bir anne veya baba ahı bütün hayatımızı zehir edebilir. Bir “ah” yıllar sonra karşımıza çıkıp bizi kahredebilir. Özet olarak şunu bilmeliyiz: Biz anne babalarımızın huzurunda yokuz, onlar ne istiyorsa öyledir. Ancak anne babamızdan ve herkesten önce üzerimizdeki en büyük hak Allah’ın hakkıdır. Allah’ın hakkı önüne hiçbir hakkı geçiremeyiz. Mesela, namaz vakti geldiğinde namaz kılmamız Allah’ın emridir. Bu emri aşabilecek başka bir emir olamaz. Aynı şekilde Allah’ın yasaklarından birine karşı, o yasağı işlememizi emredebilecek bir makam da yoktur. Önce Allah’ın emri geçerlidir. Sonra da O’nun emir ve yasaklarıyla çelişmeyen diğer emirler geçerlidir. Babamızın bizi sigara satın almaya göndermesi, bir günaha alet olmamız anlamına gelmektedir. Sigara, insanlığın topluca nefret ettiği bir pisliktir. Babamızın ona müptela olması, bizim de alet olmamızı gerektirmez. Babamızın o emrine itaat etmeyiz. Ama ona karşı nezaketimizden de geri durmayız. Nazik ve hassas bir şekilde sigara almaya gidemeyeceğimizi ifade eder, ondan özür dileriz.