Fetva Meclisi
Soru
Ben 41 yaşında aciz bir anneyim. Bir oğlum var, 20 yaşında. Bir sene önce umreye gönderdik, gitti geldi, iki ay sonra koluna dövme yaptırdı. Babası da ben de çok üzüldük ama elimizden bir şey gelmedi. Dua ettik. Şimdi de, içim yanarak söylüyorum, arkadaşlarıyla alkol almaya başlamış. Arkadaş çevresinden uzaklaştıramıyorum onu. Ağlıyorum, üzülüyorum ama bunun faydası yok. Sadece Rabbime yalvarıyorum, hidayet verecek olan O. Biliyorum, imtihandayım. Asla Rabbime isyan edemem. Bol bol dua ediyorum kurtuluşu için. Bunun dışında ne yapmamı önerirsiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Bacı, Allah yardımcınız olsun. Çocuğunuzun durumu doktorluk bir durumdur. Asla umutsuz olmayın. Onun tedavisinden daha önemlisi sizin onun bu halinden dolayı yıkılmamanızdır. Onun doktoru da tedavisi de sizsiniz biiznillah. Onunla tartışmamaya çalışın. Kronik hasta gibi değil de BUGÜN BİRAZ CANI SIKILMIŞ BİR HASTA gibi davranın ona. Mümkün olduğu kadar onun havasına uyun. Yapmadığı veya yapamadığı şeyleri hemen tenkit etmeyin ki sizden soğumasın. Şunu bilin: Siz ayakta kalmayı becerebildiğiniz sürece er veya geç o toparlar. Muhakkak iyi bir doktora gidin ve sakın dua etmeyi unutmayın. Her namazınızın arkasından onun için dua edin. Eğer İstanbul’da bulunuyorsanız beraber bize gelebilirsiniz; bir iki dakika da olsa dertleşiriz onunla. Sizler için, yavrumuz için dua ederim. Allah içinizi ferah tutsun, kalbinize huzur indirsin, yavrumuza da afiyet versin. Âmîn.
Selamünaleyküm. Allah eşinize rahmet etsin. Size de sabırlar versin. Mevcut durum sürekli olmaz. Böyle ağır bir değişiklik çocukta sarsıntı yapabilir, sabredin kısa bir zaman sonra geçer biiznillah. Bu arada gayret edin, çocuğun gözünde yıpranacak tavırlar göstermeyin. Sizi annelikten silmesin. Bir de akrabalarınız ve komşularınız yetim diye alaka gösterirken çocuğu şımartmasınlar. Onları bu hususta gerekiyorsa ikaz edin. Çok sabırlı olun, tam bir sevap okyanusunun kenarındasınız. Dulluk ve bir çocuk büyütmek büyük bir iş, Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Sıkıştığınız zamanlardaki hatalarınızın hafif kalması için normal zamanlarda annenizle daha fazla ilgilenin. Alaka ve hürmetinizi artırın. Sık sık elini öpün, duasını isteyin. Ona hediyecikler alın. Yanında daha fazla durun, hatırını sorun. Bu durum, sizin hem ona karşı ileri gitmenizi azaltacak hem de bir hata ettiğinizde o hatayı onun gözünde küçültecek. Bir de namazlardan sonra annenize çok dua etmelisiniz. O sizin cennetiniz veya cehenneminizdir. Onun karşısında hiçbir özrünüz geçerli değildir bilesiniz.
Selamünaleyküm. Allah yardımcınız olsun, işinizi kolay etsin. Oğlunuzun durumu normaldir. O yaşlarda öyle olur. Bıktırmaz, aranızı açmazsanız ileride düzelir. Kendinizi kötü anne durumuna getirmeden nasihat edin. Asla azarlamayın, tehdit etmeyin. Ara sıra kılmadığını görmemiş gibi olun. Dua edin bize.
Her şeye rağmen yılma. Şeytan seni mağlup etmesin. Ayakta kal, tevbeni et, düşmemeye çalış, sosyal medyanın tahrik edici şehvetinden uzak durmaya çalış. Sporuna devam et. Kendine boş vakit bırakma. Bunlar geçici çözümlerdi. Kalıcı çözüm ise evlenmen. Bunu geciktirme. Asıl çözümün burada... https://fetvameclisi.com/fetva/masturbasyon-yapmaktan-nasil-kurtulabilirim
Bir kere bu dönüşümün seni bir nebze sarsmasını normal görmelisin. Hayatını öncesine göre aksi bir yöne çevirdiğine göre bir alışma dönemin olmalıdır. Bunun geçici olduğunu bil. İkinci olarak da aşırı gitmen doğru olmaz. Mesela namaza başla ama beşe beş katmayı uzun bir zamana yay. Haramlardan uzak dur ama titizliği uzun bir zamana yay. Sabırlı ol. Sebat et. Anne babanın duasını almaya ihmal etme. Bir yere kilitlenip kalma. Geniş bir çevre edinmeye çalış. İstersen bir de psikoloğa görünüp sana bir tavsiyesinin olup olmadığını öğren. Ve dua ederek yoluna devam et. Allah yardımcın olsun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Mü'min, kendisini fitne ortamından korumakla mükelleftir. Mü'min bir kadın da özellikle bedeni ile alakalı korunmayı cihadı bilmelidir. Bulunduğunuz yerde beden yapınız farklılık gösteriyor ve dolayısıyla siz dikkat çekiyorsanız tedbir alacaksınız. Bu tedbir alma gerekiyorsa zaruret olmadıkça kalabalıklara çıkmamak olabilir. Peçe kullanmak olabilir. Eşinizi yanınızda bulundurmanız olabilir. Ne yapabileceğinizi siz belirleyeceksiniz. Şu durumda en acil tedbir peçe takmak gibi görülmektedir. Allah Teâlâ rızasına muvafık yaşamayı hepimize müyesser kılsın. Sizi de bizi de cehennem ateşinden muhafaza buyursun.
İnternet, kötülüğün de bulunduğu bir ortamın adıdır ama ilke olarak helal olan bir alanda hizmet vermek için vardır. Bu nedenle internetle ilgili bir işte çalışmak haram olmaz. Özellikle haram olan bir birimde iş yapılıyorsa ya da direkt harama hizmet ediliyorsa o caiz olmaz.
Size iş veren iş sahibinin sizden beklentilerini karşılama konusunda bir sorun yoksa sizin aldığınız ücrette sıkıntı yoktur. İş sahibiniz sizi yetersiz buluyorsa zaten ücreti kısacaktır.
Ortada sağlık açısından bir zorunluluk varsa ve bu başka bir yöntemle sağlanamıyorsa böyle bir yorgan kullanmanızda sakınca olmaz.
İşinizin lüks olması haram olmasını gerektirmez.
Nasıl namazın bir fiziki görüntüsü bir de huşû’ olarak adlandırılan ve asıl namaz olan yönü varsa, Kur’an okumanın da dille kelimelerin telaffuz edilmesi ve Allah Teâlâ ile konuşma düzeyinde heyecan taşıma yönü vardır. Bir hoca efendinin önünde birkaç saatte ‘okuma’ bölümü çözülebilir niteliktedir. Nitekim mü’minlerin büyük bölümü ‘Kur’an okuru’ olma vasfını kolaylıkla kazanmıştır. ‘Kur’an okuru’ olmanın beraberinde, ‘Yürüyen Kur’an’ olma vasfı getirmediğini yoğun örnekler üzerinde görebiliriz. Bülbül gibi Kur’an okuyup, karga gibi İslam yaşama zilleti bir bulut gibi üzerimizde dolaşmaktadır. Mü’minin, bülbül gibi Kur’an okuyup, sahabi gibi Kur’an tatbik eden insan olmayı istemesi gerçekten büyük bir arzudur. Bu arzuda samimiyet varsa, biiznillah eninde sonunda ona ulaşılır. Ashabı kiramın tamamı iyi Arapça bilen kimseler değildi. Evet, Arapçası güçlü olanlar vardı ama Arap olmadığı halde onlarla beraber yürüyen Kur’an haline gelmiş olanlara ne diyeceğiz. Elbette Arapça bilmenin etkisi vardır. Bunu kabul ederiz. Lakin hayretimizi gizleyemeyeceğimiz bir gerçek incelenmeye değer görülmelidir: İyi Arapça bilen, Arapça ders verebilen, konuşabilenler, yürüyen Kur’an mıdırlar? Kur’an’a güzel ses yakışır elbette. Okuyanların sesinin güzel olması imrenilir bir nimettir. Ama Kur’an sese ve motife muhtaç değildir. Okuma ve amel kitabı olan Allah’ın kitabı Kur’an’ın üzerimizdeki hakkını verebilmemiz için şu hususlara önem vermemiz gerekmektedir. 1. İsteğimizde gerçekçi olup olmadığımızı kontrol etmeliyiz. Kur’an’dan ne istiyoruz? Ebeveyn, bir hocanın önüne çocuklarını oturttuklarında, ne istediklerini bilmelidirler. Kur’an’ı iyi okumak, Yasin ve Tebareke ezberlemek, namaz surelerine vakıf olmak olarak özetlenebilecek bir beklenti, bir iki ay içinde elde edilmektedir. Bu isteği elde edemeyenler pek azdırlar. Aslı itibarıyla mübarek olan bu isteğe yapılabilecek bir itiraz yoktur. Ama şunu tahkik etmeliyiz: Bu istenmesi gerekenin bir bölümüdür. Kolay ve zahmeti az olandır.Çocukların Kur’an öğrenmeleri başta olmak üzere, Kur’an’ı öğrenmeyi, okumasını, anlamasını ve amel etmeyi ihtiva edecek şekilde geniş tutmak gerekir. Önce mücerret okuma, ardından amel edilecek kuralları öğrenme, ardından da öğrenilen ayetler ve geneli üzerinde tefekkür etme süreci izlenmelidir. 2. ‘Ashabı kiramda olup da bizde olmayan nedir?’ sorusunun yegâne cevabı, imanın sindirilmesidir. Onlar, kahvaltılıklarına peynir alır gibi, vahiy meclisinden Kur’an aldılar. Kimi beş ayet öğrendi, evine gidip onları hazmettiğine kanaat getirince, gitti beş ayet daha öğrendi. O öğrendiklerini tatbik etmeye çalıştı. Anlamadığını sordu; utanıp sıkılmadı. Yanlışı uyarılınca küsmedi; istiğfar etti. 3. Bu öğrenme, beraberinde amel ve tefekkür getirdi. Böyle öğrenenler, ‘Haydi cihada!’ sesine kulak verdiler. Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda onu evirip, çevirmediler. ‘Ama!’ demediler. 4. Bir bu tarzı, bir de genç yaşta, neredeyse tek bir ayetinin ne dediğini anlamadan Kur’an’ı öğreneni düşünelim. Fark anlaşılacaktır. Muhakkak bizim, yaşadığımız şartlardan kaynaklanan özel sorunlarımız vardır. Sorunlarımızla hedefimizin arasında dengeli bir Kur’an eğitimi geliştirmek zorundayız. 5. Çevre çok önemlidir. Kur’an’ı, en iyi ifadeyle Kur’an’ın inceliklerine karşı soğuk bir ortamda öğrenmekle, Kur’an’la tutuşmuş bir cemaatin ortasında öğrenmek arasında büyük farklar vardır. Çevre mahrumiyetinden kaynaklanan eksikliğin telafisi üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. Oturumlarımızın Kur’an gündemli hale getirilmesi, kendi aramızda, Kur’an birikimi olanların üstün tutulacağı bir siyasetin tatbik edilmesi gibi tercihler uygulanmalıdır. Evliliklerde, eş adaylarının ekonomik ve sosyal kimlikleri kadar, Kur’an’la ilişkilerinin de soruşturulması, sahabe düzeyinde bir uygulamadır. 6. Allah’tan cennete koymasını, bize salih evlat vermesini dilediğimiz gibi, Kur’an ehli olmayı bize kolaylaştırmasını da dilemeliyiz. Kur’an’ın üzerimizdeki hakkını verebilmemiz olsa olsa Allah Teâlâ’nın kuluna yardım etmesiyle olur. Çocuğa Kur’an öğretmekten, Kur’an’ı amele dönüştürmeye kadar yapılması gerekenler, hiçbir asırda kolay olmayan işlerdir. Zor olana karşı yardım almak gerekir. Yardımın en güçlü kaynağı Allah Teâlâ’dır. 7. Adı Kur’an’la eşleşmiş hale gelen şahsiyetlerin toplumda gördüğü itibar ve onların yaşam tarzları, toplumun genişleyen dairesinde dalga dalga yayılan bir etik göstermektedir. Kur’an üzerinden ticaret yapan veya Kur’an’la ilgisi herkesçe bilinen bir insanın ahlâki ve ameli zafiyetleri bedel olarak Kur’an’a kesilmektedir. Bunu biz, örnek şahsiyetlerin etkisi olarak da düşünebiliriz. 8. Öğrendiklerimizi tatbikimizi muhasebe etmeliyiz. Dün öğrendiğimiz ayetler bugün gündemimizin neresindedir diye muhasebe etmeden, Kur’an yolunda mesafe almak zorlaşır.