İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam, Habil ile Kabil olayı hep anlatılır durur. Bugün yaşayan bir mü'min olarak ben o olaydan nasıl bir ders çıkarabilirim? Çocuklarıma bu olay üzerinden ne ders vermeliyim? Allah razı olsun.

Cevap

Önce olayın ne olduğunu hatırlamalıyız. Kur'an’ımızın Maide suresi 27-32 ayetlerinde anlatılmaktadır olay. Olayda isim zikredilmeden “Adem’in iki çocuğu” şeklinde bilgi verilir. Büyük çocuk Kabil, küçük çocuk Habil’dir. Habil ve Kabil iki kurban keserler. Habil’in kurbanı kabul edilir, Kabil’inki kabul edilmez. Kabil kardeşini kıskanır. Bu kıskançlık onu kardeşini öldürmeye sevk eder ve öldürür kardeşini. Sonra da cesedini ne yapacağını bilemez. İlk defa bir insan ölmüştü. Bir karganın toprağı eşelemesini örnek alarak toprağı kazar ve kardeşini gömer. Böylece yeryüzünde ilk cinayet işlenmiş olur. İlk insan da toprağa gömülür. Habil ilk mazlum, Kabil de ilk katil olarak meleklerin kaydına geçer. Bugün ve yarın bütün nesillerin unutmaması gereken şu dersler de insanlara kalır: Allah’a kulluk için kurban kesmek veya diğer ibadetler üzerinden bir yakınlık gayreti gereklidir. Allah ancak ihlaslı kulların yaptığı iyi işleri kabul eder. Haset, ilk hastalıktır ve kıyamete kadar da en etkin hastalıktır. Bir kötülüğü ilk defa işleyip örnek olan, o kötülük yapıldıkça günaha ortak olmaya devam eder. İnsanın ölüsünü defnetme, bir vahiy ile oluşmuştur. Öldüren daima kötüdür. İnsan çevresinden iyi şeyler öğrenmelidir.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, aklı olan herkesi hayretler içinde bırakacak, uykusunu kaçıracak ağır bir felaket yaşıyoruz. Allah'ın mülkünde aciz kullar olmanın en net tablosunu oluşturduk. Böyle büyük bir felakette kalbi olan herkes sıkıntı çeker. Hiçbir şey yokmuş gibi olmak mümkün değildir. Sabretmek nedir bunu da anlamış olacağız. Böyle bir durumda psikolojimizin ayakta duramayacak hale gelmemesi için şu hususlara önem vermeliyiz: a- Olayın nedeni, niçinleri gibi ayrıntılarına ve bilimsel boyutlu yorumlarına girmemeliyiz. Bilimsel yorumları ehline bırakmak doğru olandır. Gereksiz zihin meşguliyeti oluşturur, korkuyu artırabilir. b- Bölgede sayısını Allah'tan başkasının bilemeyeceği kadar insan kardeşimiz ya öldü, ya da ölümün kovaladığı zor anlar yaşıyor. Hastalık, soğuk, açlık ve çaresizlik içinde kıvranıyor. Elimizden ne geliyorsa profesyonel yollarla onlara ulaşmalıyız. Bir ekmek, bir bardak su bile olsa bir şeyler yapmaya çalışmalıyız. Bizim desteğimiz kimseyi kurtarmasa da bizi vicdan azabından kurtarır. c- Bu olay bize dünyanın niteliğini ve faniliğini iyice izah eden bir ders olmalıdır. “Dünya budur, böyledir” diyebilmeliyiz. Bir matem ortamı oluşturup kenara çekilmek şeklinde olmayan dersler çıkarmalıyız bu olaydan. Dünyanın dost ayırmadığını ama onu iyi kullananı seçtiğini anlamalıyız. Boş “keşkeler” yerine ciddi değerlendirmeler yapmalıyız. Siyaset başta olmak üzere özel menfaatlerimizi bu afetin ve sonuçlarının önüne geçirmemeliyiz. d- Şeytan, bizi içten çökertmek için bu musibeti kullanabilir. Ona alet olmamak için ne gerekiyorsa ihmal etmeyeceğiz. Günlük ibadetlerimizi aksatmamak en başta yapmamız gerekendir. Muhakkak bir zikir programımız olmalıdır. Günde yüz defa şu zikir, yüz defa bu zikir gibi bir plan yapmalıyız. Çokça Kur'an okumak bir çaredir. Özellikle de bu dönemde KEHF suresini sık sık sesli bir şekilde okumalıyız. e- Aile içi ilişkilerimiz, arkadaş çevremiz, akrabalarımız bir nevi ciğerlerimiz gibi etkilidir. Birbirimizi incitmemeye, zaten gergin olan ortamımızı biraz olsun muhabbetle kollamaya önem vermeliyiz. Bu dönemde bari birbirimize daha müsamahalı, görmezden gelmeye çalışır olmalıyız. f- Bu tür musibetler anında iki yoldan birinden gitmek kaderimizdir. Birincisi: Derdimizi konuşup bir kenarda mızmız ederek vakit geçiririz. Elimizden dünya da gider ahiret de. Bu açıkça felaket üstüne felaket olur. İkincisi ise başımıza gelen felaketten sonra her şeyden önce o felaketten maddi manevi ibretler çıkarırız. Elimizden gelen her türlü çareyi kullanırız. Yeni bir hayat ve yeni bir huzur arayışı içinde oluruz. Sonra da Rabbimize sığınır ve dualar ederiz. Bu da bizim dünyamızı huzur olarak kazanmamız ve ahirette ecir sahibi olmamız anlamına gelir. Bu ikinci yolu tercih etmemiz gerekiyor. Dinimiz bunu emreder, akıl da bunu gösterir. Allah yardımcımız olsun.

Hocam yaşanan olaylar neticesinde bir yanım korku içerisinde bir yanım otur sade
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İşlediğin günah her ne ise, o senin bir hatan olmuş. Şeytan seni kandırmış. Bu durumun ise ikinci hatandır. Şeytan seni, Allah’ın rahmetinden, mağfiretinden umutsuz hâle getirerek seni iki kere çökertmeye çalışıyor. Yapman gereken şey, madem günahından tevbe ettin hızlı bir şekilde iyilik yolunda ilerlemen olmalıdır. Gerisi doğru değildir. Bir de bu açıdan düşünmeye çalış.

Hocam, ben, Allah’ın beni gördüğünü bildiğim halde, o an bunu hissettiğim halde
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kabir, fani insanın dünya ile ahiret arasındaki tampon noktasıdır. Cesetlerimizin kıyamet vaktine kadar emanet edildiği yer orasıdır. Şöyle de diyebiliriz: Kabir, ahiretin ilk durağıdır. Ölen her insanın kıyamet vaktine kadar bekleyeceği yer olan kabir aynı zamanda ahirette insanı bekleyen iyi/kötü akıbetin de bir benzeri ile karşılaşılacak olan yerdir. Akıbet olarak cennete gidecek olanlar kabri, bir çeşit cennet bahçesi gibi bulacaktır. Akıbet olarak cehenneme gidecek olanlar da kabri bir çeşit cehennem olarak bulacaklardır. Elbette kabir cennet veya cehennem değildir ama kabirde nimet veya azap vardır. Bize ulaşan pek çok hadiste kabirle alakalı olarak nimet veya azaptan söz edilmektedir. Kur'an ayetleri arasında da kabir azabına işaretler vardır. Bu nedenle mü'min olarak kabir hayatının azap/nimet açısından bir tür karşılık yeri olacağına iman ederiz. Ehlisünnet inancında genel anlayış böyledir. Yalnız şunu vurgulamamız gerekmektedir: Kabirdeki durum tamamen gayb alemine dair bir durumdur. Orada ne olup bittiğini, ne olabileceğini ancak vahiy yoluyla bize bildirilenler kadar bilebiliriz. Tahminler ya da rüya gibi yöntemlerle kabir hakkında bilgi sahibi olmamız mümkün değildir. Hadislerde zikredilen kadarı ile yetinmemiz ve konuyu derinleştirmememiz gerekmektedir. Kabirle alakalı itikamızın özeti şöyledir: a- Kabir, insanın ahirete açılan yolculuğunun ilk durağıdır. Bu ilk durak ahiretteki akıbetin özetinin görüleceği yerdir. b- Kabirde azap veya nimet vardır. Bu hakikat hadislerle sabittir. c- Kabirde sorgu sual vardır. Dünyadaki iman durumuna göre orada cevap verme ya da verememe olacaktır. d- Kabir alemi insanın meçhulü olan bir alemdir. Vahyin dışında kabirle alakalı kati bilgimiz olamaz. İnsan meçhul gördüğü her şeyde olduğu gibi kabirde de bilgi sahibi olmak istemiştir. Bu insan ilgisinin abartılması veya fiziksel bir araştırma gibi görülmesi yanlıştır. Bize ulaşan ayetler/hadisler bilgimizin sınırını göstermektedir. Onunla yetinmesini bilmeye mecburuz. e- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinde kabir azabından Allah'a sığınmayı ihtiva eden dualar vardır. O duaları virt edinmek gerekir.

Hocam, öldüğümüzde ne olacak? Kabir hayatı hakkında ayet veya hadis var mı, bira
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Geçmiş olsun. Allah Teâlâ tekrarından ve bütün afetlerden muhafaza buyursun. Bu olayı kendinize iyi bir ders gibi görün, Rabbinize yönelin, çok ibadet edin, istiğfar edin, ahirete yönelik bir hayata koşun. Yapmanız gerekenlere gelince: Her ölen için bir keffaret orucu tutacaksınız. Bu oruç ara vermeden ardı ardına altmış gün olacak. Biraz ara verdikten sonra ikinci kişi için altmış gün daha oruç tutacaksınız. Altmış gün dolmadan ara verirseniz tekrar sıfırdan başlayacaksınız. Bir de ölenler için diyet meselesi vardır. Mahkemenin size vereceği ceza ya da ödeteceği tazminat ve benzeri şeylere ölenlerin yakınları da itiraz etmezse yapacak bir şey kalmamış demektir. Allah Teâlâ sabır ve sebat ihsan etsin size.

Hocam ben trafik kazası geçirdim ve arabayı ben kullanıyordum. Arabada dört kişi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Aleykümselam. Evet, zikrettiğiniz şeyler doğrudur. Kur'an'ımız da bunları bize DERS olsun diye anlatmaktadır. Bize bu olayları öğrenirken düşen şudur: - İnsanı tanıyacağız. - Peygamberleri tanıyacağız, neyi başarmak istediklerini anlayacağız. - O ümmetleri o hâle getirmeyi başaran şeytanın bizim de düşmanımız olduğunu anlayıp gerekeni yapmaya çalışacağız. - Elbette umudumuzu canlı tutacağız ama onları unutmayacağız.

Selamünaleyküm hocam. Musa aleyhisselamın kavminin Musa aleyhisselama yaptıkları
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah sizden razı olsun. Ne güzel düşünmüşsünüz. Rabbim sizi, bizi, ailelerimizi ateşten muhafaza buyursun. Rabbimizin emri budur: “Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taş olan ateşten koruyun!” Becerip bu korumayı yapabilirsek sıkıntılı günlerimizi rahmete dönüştürmüş oluruz Allah’ın izni ile. Şeytanın kışkırtması, nefsimizin hoşlanması ve çevremizin etkilemesi ile içine düşebileceğimiz her günah, ateşe bir adım atmak belki de dalmaktır. Bu sebeple her aile, çocuklarının ve kendilerinin adım adım ateşten korunmalarını sağlamaları gerekiyor. Allah yardımcımız olsun. İnsanı sonsuza kadar ateşte bırakan ağır suçlar: En büyük tehlike ŞİRKTİR. Biz şirki, Mekkeli müşriklerin hastalığı zannediyoruz ama asıl olan o bir insan hastalığıdır. Her asırda ve her zaman bulunabilir. Yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah’a ortak koşulan her iş ve söz bir şirktir. Dün, yontulmuş putlar bu işlevi görüyordu. Bugün insanların icat ettikleri sistemler mesela bu işi görüyor olabilir. Allah’ın sözünün kısılmaya çalışıldığı her iş için bu geçerlidir. Evet, şirk var, sonsuza kadar cehennemde hapseder; şirk var, ateş cezasına sebep olur. Hangisi olursa olsun oyun şeytan oyunudur ve biz bundan korunmaya mecburuz. İkinci büyük ateş çemberi küfür yani kâfirliktir. Allah’ı inkâr ederek, ona karşı büyüklük taslayarak, varlığından şüphe ederek, kitabını veya peygamberini kabul etmeyerek, münafıklık yaparak… Hangisi ile olursa olsun küfür sonsuza kadar cehennemde kalmaktır. Allah’tan başka güçleri Allah yerine koyarak onlara bağlanmak böyle bir hastalıktır. İslam’dan başka bir dini din olarak benimseyen herkes böyledir. Allah’ın kitabından tek bir kelime bile olsa inkâr etmek, uygun bulmamak böyledir. Üçüncü büyük tehlike ise ahireti reddetmek veya şüphe ile karşılamaktır. Öldükten sonrasına inanmamak bütün ateşliklerin ortak sorunudur. Biz ve çocuklarımız, elimizi gözümüzün önüne getirip baktığımızda kendi elimize ne kadar inanıyorsak ondan daha güçlü bir şekilde ahiretin, cennet ve cehennemin varlığına inanmadıkça mü'min olmuş sayılmayız. Dinle alay etmek, dinin mukaddesatı ile eğlenmek ateşin adamı olmaktır. İçinden inanmadığı hâlde dışından sosyal menfaatleri gereği inanıyor gibi görünüp sahte mü'min olmak yani münafıklık, tam bir ateş adamı olmaktır. Allah’ın kitabının hükümlerini bilerek ve isteyerek yok kabul etmek, onları geçersiz durumda görmek, namazlı biri olunsa bile ateşte kalmaktır. Allah hakkında suizanda bulunmak büyük bir hatadır, bedeli cehennemdir. Allah’ın kudretini zayıf görmek gibi onun azametine yakıştırılamayacak şeyleri düşünmek böyle bir suizandır. Mü'minlerin aleyhine olacak şekilde kâfirlerle iş birliği içinde olmak, onlara gönül vermek ateşe atlamaktır. Sihirbazlara, büyücülere, falcılara inanmak, onlara gitmeyi Allah’ın yasak ettiğini yok kabul etmek böyle bir ateşe tutulmuşluktur. Buraya kadar sayılanlar ateşe girip SONSUZA KADAR ORADA KALMAYI gerektiren suçlardır. Bunların tamamı imanı varsa da yok duruma getirirler maazallah. İşlendiği zaman tevbe etmek nasip olmadan ölen için cehennem cezası gerektiren büyük suçlar: Fasıklık. Fasıklık, Allah’ın yasaklarını, mü'min olduğu hâlde işleyen insanın tavrına verilen isimdir. Sürekli büyük günahlarla iç içe olan için fasık denir. Günahı umursamamak, basit görmek, uyarıları yok kabul etmek. Faiz yemek. Zulmetmek. Kul hakkı yemek. Yetim malına el koymak. Mü'min cana kıymak. Namaz kılmamak. Zekât vermemek. Oruç tutmamak. Haccetmemek. Allah yolunda cihat gerektiğinde kaçmak. İftira etmek. Yalan şahitlik yapmak. Namuslu mü'min kadınlara iftira etmek. Hırsızlık yapmak. Kumar oynamak. Ticarette hile yapmak. İsraf etmek. İntihar etmek. Her çeşidi ile yalan konuşmak, yazmak. Gıybet etmek. Nemime yapmak. Kamu malı yemek. Komşuya eziyet etmek. Kur'an’dan uzak yaşamak, onu okumamak, ilgilenmemek. Diline sahip olmamak. Riyakârlık. Kibir. Sılayırahimi yapmamak. Anne babayı üzmek. Alkol kullanmak. Mü'min kardeşle üç günden fazla küsmek. Yalan yere yemin etmek. Hayvanlara eziyet etmek. Rüşvet almak ve vermek. Kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesi. Erkeklerin ipek giymesi… Ana hatları ile bunlar, tevbe etmeden ölürse sahibini ateşe attırır. Allah’ın takdir edeceği kadar ateşte kalır ve imanlı öldü ise sonunda cennete girer. Maazallah. Elbette, ahirette Allah dilediğini affeder, o ayrı bir meseledir ama kural böyledir.

Hocam, derslerinizi dinliyorum. Ailece size çok dua ediyoruz. Evimize kapanınca

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.