Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir arkadaş Hallâc-ı Mansûr’un ve Muhyiddin Arabî’nin saçmalıklarına Riyâzu’s Sâlihîn’de geçen bir hadisi delil olarak gösterdi. Devesini kaybeden bir kimsenin, onu bulduğundaki sevinciyle sarf ettiği sözler gibi. Yani Hallâc da Muhyiddin Arabî de bu sözleri kendilerinden geçtikleri bir vaziyette söyledi, dolayısıyla mesul değillerdir diyor. Bu kimselerin görüşlerine pek vakıf olmadığım için bilemiyorum, acaba bunlar ayıkken de bu görüşlerini savundular mı? Mesela ‘‘En-el Hak’’ zırvası bir anlık bir şey miydi yoksa bu sözünün arkasında ciddi ciddi durdu mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Ashabı kiram hakkında bilmemiz gereken en önemli hususlardan biri şudur: Onlar da insandılar. Onlar da fani idiler. Onlar da hata ettiler. Büyüktüler ama masum değildiler. Allah hepsinden razı olsun. Zikrettiğiniz meseleler onların dinimiz ve kimliğimizdeki yerleri açısından bir anlam ifade etmeyecek kadar basit meselelerdir. İlgilenilir ve abartılırsa ayrılık nedeni olarak da ele alınabilir ama koca bir nesli sarsacak şeyler değildir. Ben öyle görüyorum. Öyle görmeyi dinimin kıyamete kadar bekası ve kâinat çaplı olması açısından zorunlu görüyorum.
Güzel kardeşim, hatasız kul olmaz. Hepimiz hata ederiz; keşke ölmeden o hataları temizleyip gidebilsek. Benim şahsımla alakalı kimseden hak talebim yoktur. Dinime hizmet ederken elbette çile çekecek, okların hedefi olacağım; bunu normal görüyorum, bir hak oluştu ise onu da helal ediyorum. Bu ifadeler ve tutumlardan dinimiz zarar gördü ise o da benim çözebileceğim bir iş değildir. Herkes hatasına istiğfar etmelidir. Allah'a emanet olun.
Biz bir ümmetiz; Peygamber aleyhisselam efendimizin etrafında birleşmiş mü'minleriz. İmanımız ve bu kimliğimiz Allah'ın huzuruna gidebileceğimiz yegâne değerimizdir. Müslüman olmak bunu gerektirir. Başta âlimler ve müçtehitler olmak üzere bu ümmete mensup olan herkes bu değeri yüceltmek ve korumak için çalışmıştır. İlk nesillerin çizdiği çizgi bu çizgidir. Bu anlam üzerinden baktığımızda Şafiilik veya Hanefilik diye bir şey de yoktur. Hiçbir âlim, ortaya koyduğu eserini mezhebine adamamıştır. Her şey İslam içindir, ümmetimiz içindir. Allah Teâlâ bazı çalışmalara diğerlerinden daha çok bereket vermiş olabilir. Mesela Riyâzu’s Sâlihîn adlı mübarek eser adeta evrensel olmuştur. Müellifi Nevevi Şafii'dir. Kurtubî tefsiri olarak bilinen büyük tefsirin müellifi de Maliki'dir. Müsned isimli muhteşem hadis külliyatının müellifi Hanbeli mezhebinin başıdır. Genel olarak fıkhın ağırlığını da Ebu Hanife'nin talebeleri taşımıştır. Mezheplerden birisinin bir alanda yoğunlaşması veya bir âlimin bir konuda sivrilmesi diğerlerinin o alanda olmamasını gerektirmez. Herkes bir şeyler yapmaya çalışmıştır. Allah için ve ümmete miras bırakılmış olduktan sonra hepsi bizimdir biiznillah. Böyle bakmaya çalışınız lütfen.
Selamünaleyküm. Bir insan iman esaslarını kabul edip yaşadıktan sonra Mü'min olmanın gereklerini yerine getirmiş olur. Bu sözlerinden dolayı ona kâfir diyecek hâlimiz yoktur. Ama bu sözlerin durduğu sabit bir yer de yoktur.
Aleykümselam. Allah’ın rızasından başka bir ölçü alma kendine. Koca dünyada tek kalmaya razı ol ki yaptığın işin heyecanı olsun. Giden gitsin sen kal. Sen ve melekler kalın. Hata edersen özür dile, istiğfar et. Hatanı tekrar etme. Gerisini de önemseme. Allah’a emanet ederim seni.
Selamünaleyküm. Haccetmeyenlerin iki durumu vardır. Birincisi haccı basit gördüğü için haccetmeyen bir insanın durumudur ki, bu insanın iman bağı kopmuş demektir. Her iki bilgide de zikredilen de bu durumdur. İkincisi ise haccı. Tembellik veya başka bir nedenle erteleyenin durumudur. Bu kişi vebale girer ama imandan çıkmış olacağını söyleyen âlim yoktur. Allah'a emanet olun.